Ana içeriğe atla

İsrail Gazze savaşının tüm cephelerini kaybetti

İsrail, Hamas’a karşı caydırıcılığını kaybetmekle kalmadı, ABD ve uluslararası toplumla bozulan ilişkilerini de ifşa etti. Avrupa’nın Yahudi yerleşimlerinden gelen ürünlere uyguladığı boykot da şimdi genişleyebilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A worker walks through the vineyard of the Golan Heights Winery in the northern Israeli village of Merom Golan August 20, 2006. The harvest began on August 16 -- two days after the guns fell silent following a conflict in which Israeli troops pushed into south Lebanon and Hizbollah rockets rained on northern Israel. Israel's best grapes, all the experts agree, come from the north where the shelling and rocket fire were heaviest.  To match feature LIFE-ISRAEL-WINE REUTERS/Yonathan Weitzman (ISRAEL) - RTR1GJ9

Bu satırları yazdığım sırada (19 Ağustos), Mısır’da müzakereleri sürdüren taraflar, kısmi de olsa yakın gelecekteki ilişkilerini düzenleyecek bir mutabakata ulaşmaya çalışıyordu. Bu sorunlu ilişkide Hamas, İsrail’i 14 yıldır İsrail halkına roket atılmasına alıştırdı. İsrail, geçici “sükûnetler” ile idare ediyor, birkaç ay süren bu dönemlerin ardından da İsrail’deki tabiriyle “damlamalar” başlıyor. “Damlama” tabiri ile Tel Aviv’le İsrail’in iç kesimlerine “rahatsızlık vermeden” sadece güney İsrail’deki yerleşim yörelerini ve Gazze sınırındaki bölgeleri hedef alan roket ve mermi atışları kastediliyor.

13 Ağustos’ta ilan edilen beş günlük ateşkes, 18 Ağustos gecesi bir gün daha uzatıldı. Tarafların nasıl bir şeye ulaştığını irdelemek için henüz çok erken. Çünkü o belirsiz ve muğlak “şeye” henüz ulaşılmış değil. Ancak şu tespitler artık yapılabilir: İsrail, 64 asker ve üç sivilin ölümüyle ağır bir bedel ödedi. Ekonomisi ve imajı büyük darbe yedi. Bir ayı aşkın süre boyunca turizm sektörü felce uğradı ve ekonomi zarar gördü. Yaz tatili yüz binlerce öğrenci ve ebeveyne zehir oldu. Tüm bunların karşılığında sıfıra yakın bir kazanım elde edildi.

Evet, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Hamas’ın Gazze Şeridi’nde inşa ettiği terör ve saldırı tünellerinin altyapısını büyük ölçüde çökertmeyi başardı. Ama hepsi bu.

Başbakan Benjamin Netanyahu, Koruyucu Hat Harekâtı sürerken “Gazze silahsızlandırılmadan” herhangi bir diplomatik anlaşma veya düzenlemenin olamayacağı yönünde yüksek perdeden bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama, şu ana dek havada kaldı. İsrail bu meseleden beyaz bayrak çekerek çıkacak. Süresini kimsenin garanti edemeyeceği nispi bir sükûnet dönemi karşılığında ağır bir bedel ödendi. Stratejik güç dengesinde kayda değer bir değişiklik olmadı. Hamas hem Gazze’deki iktidarını koruyor hem de ablukayı delme yönünde mesafe alıyor.

Dahası, bağışçı ülkelerin bayıldığı süslü bir kavram olan “Gazze’nin rehabilitasyonu” Hamas’ın kendini takviye etmesinin kod adıdır. Daha önce de görüldüğü üzere bu “rehabilitasyona” akıtılan paranın önemli bir bölümü, eninde sonunda Hamas’ın bir sonraki çatışma için yaptığı hazırlıklara, terör tünellerinin inşasına, roket stokunun tazelenmesine ve mühimmat stoklamasına gidiyor. Stratejik anlamda bu, İsrail’in büyük bir başarısızlığı olmuştur.

Yakın zamana kadar hükümetin karar verici birimlerinde yer alan üst düzey bir İsrailli yetkili, birkaç gün önce bana şu değerlendirmede bulundu: “Bu harekâtta İsrail 40 yıllık itibarını kaybetti. IDF, Hamas’ın kendisiyle boy ölçüşemeyeceğini kanıtlamış, askerler iyi bir performans gösterip tüm görevlerini yerine getirmiş olsa da devlet, stratejik anlamda büyük zarar gördü.

“İlk İsrail Başbakanı David Ben-Gurion’un şekillendirdiği savunma doktrini, şu basit ilkelere dayanıyordu: net bir sonuç almak, çatışmaları hızlı şekilde düşman bölgesine kaydırmak ve caydırıcı olmak. Bu ilkelerden geriye pek bir şey kalmadı. İsrail, çatışmanın düşman bölgesine kaydırılmasını öngören o önemli ilkeye yıllarca riayet etti. Bunun gerekçesi, İsrail’in insan hayatı konusunda hassasiyetinin artması, ayrıca manevra ve stratejik derinlik imkânı tanımayan dar topraklara sahip oluşuydu. 1948 Bağımsızlık Savaşı, 1956 Sina Harekâtı, 1967 Altı Gün Savaşı, 1973 Yom Kippur Savaşı, 1982 Birinci Lübnan Savaşı ve 2006 İkinci Lübnan Savaşı’nda bu ilke hep geçerli oldu.

“Ancak bu defa çarpışmaların büyük bir bölümü İsrail topraklarında yaşandı. Hamas, IDF’nin Gazze’deki kara harekâtı için hazırlıklıydı, kendi manevraları için de tünelleri kullandı. İsrail, kendi topraklarında birçok zayiat verdi. Ölümlerin bir kısmı, Hamas’ın tünellerden İsrail’in arkasına geçerek askerleri kendi topraklarında gafil avlaması sonucunda yaşandı. Bir kısmı ise açılan ateşin neticesinde meydana geldi.”

İsrailli kaynak şöyle devam etti: “Daha da ciddi olan şudur: Harekât, İsrail caydırıcılığını yeniden tesis etmeden sona erdi, Hamas net bir şekilde yenilgiye uğratılmadı ve IDF ile Hamas arasında gerçek bir askeri çarpışma yaşanmadı. İsrail, Hamas’a örgüt için en elverişli bölgelerde çatışma başlatmasına müsaade etti. Hamas kalelerini kalbinden vuracak gerçek bir kara harekâtından, Gazze’nin derinliklerine ulaşacak manevralardan vazgeçti. Bunun yerine bazı tünelleri imha etmekle yetindi. Tüm bunların üstüne de Hamas ile açık açık müzakerelere başladı. Böylece İsrail, kuruluşundan bu yana korunan kutsal bir ilkeyi çiğnedi: Teröristlerle asla müzakere etme.”

Ne var ki İsrail’in hezimetleri bununla da bitmiyor. Koruyucu Hat Harekâtı sırasında ABD-İsrail ilişkilerinin karanlıkta kalan tarafı da gözler önüne serildi. Washington ile Kudüs arasındaki vahim güven krizi, tüm çıplaklığıyla gün yüzüne çıktı. Bir önceki makalemde anlattığım olaylar dizisi ile deyim yerindeyse “perde kalktı” ve İsrail’in Batı’daki en büyük ve en önemli hamisi ile somut, derin ve stratejik bir kriz yaşadığı ortaya çıktı.

Anbean, yaşandıkça su yüzüne çıkan bu gerçeklerin üstünü örtmek için önümüzdeki günlerde bir girişim yapılacak. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin bir aydır süren bu komedinin geride bıraktığı havayı dağıtmak üzere İsrail’e gelmesi bekleniyor. Kerry, kritik ara seçimler yaklaşırken Yahudilerin oylarını ve maddi desteğini kaybetmekten korkan Başkan Barack Obama’ya yardım etmeye çalışacak. Ancak olan oldu. Bana öyle geliyor ki ne İsrail’de ne ABD’de kimse bu sahte kucaklaşmalara inanmayacak.

Aynı ölçüde önemli olan bir diğer mesele de Avrupa’nın boykotudur. Obama’nın ikinci dönemine başladığı sırada diplomatik sürece yönelik planlanan hareket tarzını burada anlatmıştım. Anlaşılıyor ki Amerikalılar ve Avrupalılar, İsrail-Filistin diplomatik sürecinin raydan çıkmasını baştan beri bekliyordu. Bu öngörü doğru çıktı. Planın bundan sonraki aşamasında, belli alanlarda ekonomik boykot dâhil İsrail’e zarar verecek tedbirlerin Avrupa öncülüğünde uygulanması öngörüldü.

Golan Tepeleri dâhil Yeşil Hat dışında üretilen süt ürünlerine Avrupa ülkelerinin şu an uyguladığı boykot da önceden kararlaştırılmış, hesaplı bir hamleydi. ABD şu aşamada İsrail’i boykot edemez. Böyle bir girişim, savaş ilan etmek, iki ülke arasındaki stratejik bağları açıkça bitirmek anlamına gelir. Bu nedenle Obama, Libya krizinde yaptığını yaparak olaylara arkada durarak yön veriyor.

Al-Monitor, Avrupa boykotunun ABD ile birlikte kararlaştırıldığını 18 ay önce öğrenmişti. Avrupalılar bu olayda “kötü adam” rolünü oynayarak Obama yönetiminin fantezisini hayata geçiriyor. İsrail’in canını acıtmak için onlar seçildi. Obama ise İsrail’e yardım babında elinden bir şeyin gelmediğini söyleyecek. Böylece İsrail’in boynundaki ilmek, ekonomisi ciddi zarar görene kadar sıkılacak.

Boykot şu an sadece süt ürünleri ile hayvan ürünlerine uygulanıyor. Bir sonraki aşama muhtemelen sebze, meyve, tavukçuluk ve hatta şarapçılık sektörünü kapsayacak. İsrail ekonomisine verilen zarar şimdilik önemli boyutta olmasa da oluşturulan emsal büyük önem taşıyor. Avrupalılar, yerleşim menşeili ürünleri artık “etiketlemekten” bahsetmiyor. Lafı gevelemeyi bıraktılar. Geniş kapsamlı, net bir uygulama ile Yeşil Hat dışından gelen tek bir içerik maddesi ihtiva etse de bu şekilde üretilmiş ürünlerin ithalatını doğrudan engelliyorlar.

Avrupa’nın boykotu artık bir gerçek. İsrail’in oluşturmaya çalıştığı izlenimin aksine bu, antisemitist bir hareket değil, tamamıyla siyasi bir hamle. Bu hamle, Netanyahu hükümetinin yerleşim politikasına baskı uygulamak amacıyla İsrail’in en yakın iki dostu ABD ve Avrupa tarafından birlikte planlandı.

Bana sorarsanız antisemitizm ile uğraşmak bile mevcut vaziyete tercih edilirdi. Hiç değilse İsrail’in temelsiz nefret karşısında söyleyecek sözü olurdu. Ama konu yerleşimlerin boykot edilmesi olunca İsrail’in söyleyebileceği söz epey azalıyor.

More from Ben Caspit

Recommended Articles