Ana içeriğe atla

Erdoğan kültü

Partisi ve taraftarlarının Başbakan’a neredeyse kutsi anlamlar yükleyerek yarattığı Erdoğan kültü, Türkiye’deki toplumsal barışın devamı hakkında iyimser olmamızı güçleştiriyor
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan (C), his family and AK Party (AKP) members attend a meeting where he is named as his party's candidate for the country's first direct presidential election in Ankara July 1, 2014. Tayyip Erdogan declared his candidacy on Tuesday for a more powerful presidency which rivals fear may entrench authoritarian rule and supporters, especially conservative Muslims, see as the crowning prize in his drive to reshape NATO member Turkey. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS

Bugünlerde İstanbul’a yolu düşenler, nereye gitseler, başlarını nereye çevirseler hep aynı suretle karşılaşıyorlar: Kendinden emin bir duruş ve yüzünde belli belirsiz ama mağrur bir tebessümle ufuk çizgisine bakan, kararlı ve vakur bir Recep Tayyip Erdoğan...

Başbakan Erdoğan 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanı seçiminin en güçlü ve en avantajlı adayı. 55 milyon seçmen Erdoğan imajının yoğun ve saldırgan bir bombardımanı altında tutuluyor.

Erdoğan imajının her zaman her yerde hazır ve nazır olması, AKP’nin bu seçimde devletin araç ve imkanlarıyla birlikte sahip olduğu büyük parasal ve örgütsel kapasiteyi kullanmasıyla açıklanarak geçiştirilecek bir durum değil.

Bu aynı zamanda Erdoğan’ın iktidar yolculuğunda varmak istediği yere doğru ilerlerken bir külte dönüştürülmesinin de öyküsü.

“Erdoğan kültü”nün inşası ne zamandır sürmekteydi...    

Bu seçim kampanyasında ileri bir aşamaya ulaştı.

Muhalifleri Erdoğan’ı Türkiye’de tüm gücü kendi elinde toplayarak kontrolsüz ve frensiz bir “tek adam rejimi” kurmaya çalışmakla suçluyor.

Erdoğan’ın mevcut parlamenter rejimde cumhurbaşkanının anayasal bakımdan tarafsız statüde olmasını içine sindiremediği uzun zamandır biliniyor. Kendisi, seçildiği takdirde niyetinin, partisi ve hükümeti üzerindeki tartışılmaz liderliği vasıtasıyla Türkiye’yi cumhurbaşkanlığı köşkünden fiilen yönetmek olduğunu da gizlemiyor.

Erdoğan “Yeni Türkiye” adını verdiği hayalindeki rejimi kurma yolunda çok önemli merhaleleri zaten geride bıraktı.

Önüne çıkan engeller kendisini şimdiye kadar yolunda ilerlemekten alıkoyamadı. Bu engellerle, gücünü, siyasi zekasını ve seçmenleriyle kurmayı başardığı sağlam ilişkisini kullanarak mücadele etmeyi başardı. Erdoğan’ın birey kültü de işte bu aşamalardan geçerken oluştu.

Önce, askerlerin siyaset üzerindeki vesayetini eski müttefiki Gülen Cemaati’nin yargı ve polis içindeki gücünün de yardımıyla 2007-2012 yılları arasında kırdı.

Bir zamanların, yaptığı darbelerle sivilleri korkutan muktedir ordusundaki general ve amirallerin yüzde 10’undan fazlası bu dönemde hapse atıldı.

12 Eylül 2010 referandumu ve sonrasındaki müdahaleleriyle yargıya büyük ölçüde hakim oldu. Erdoğan, yargıya talimat verdiğini yeri geldiğinde söyleyebilen bir lider.

Kendi medyasını oluşturdu ve ana akım medyayı sindirerek kontrolü altına aldı. Bugün Türkiye’de kendi kontrolündeki 7-8 gazetenin aynı başlıklar ve birinci sayfalarla çıktığı günler oluyor. Bu bir güç gösterisi...

Devlet içinde şimdilik egemenliği altına alamadığı tek kurum Anayasa Mahkemesi ve biraz da Merkez Bankası...

Kendisine, ailesine ve hükümetine yönelen 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarından sonra Erdoğan’ın şimdiki baş düşmanı “paralel yapı” adını verdiği Gülen Cemaati. 22 Temmuz’dan bu yana bu “paralel yapı”dan oldukları iddia edilen çok sayıda polis casusluk ve usulsüz dinleme yaptıkları suçlamasıyla tutuklandı. Operasyonların genişleyerek süreceği ve yargı teşkilatına da yayılacağı anlaşılıyor.

Erdoğan gücü seven ve güç kullanmayı iyi bilen, iktidarını paylaşmaktan ise hiç hoşlanmadığı belli olan bir siyaset adamı...

Karizmatik olduğu da söyleniyor...

Bu şöhretinde kavgadan kaçmaması ve girdiği kavgalarda rakiplerinden yediği yumruktan çok daha fazlasını onlara atmış olmasının büyük payı var.

Bugüne kadar katıldığı seçimlerin hiçbirinde yenilmedi. Bazılarında oy kaybına uğradı, çoğundan oyunu artırarak çıktı ama rakiplerini hep uzak ara geride bıraktı.

Erdoğan’ın kitleler üzerinde çok etkili, güçlü bir hatip olduğu da Türkiye’de genel kabul görüyor.

Mamafih, kendi seçmeninin ona duyduğu bağlılığın tek nedeni bu değil. Seçmeni Erdoğan’ı, duruşu, dili, giyim kuşamı ve kültürü itibarı ile kendisinden biri olarak görüyor. Erdoğan, Türkiye’deki az eğitimli, kırsal kökenli, gelenekçi, milliyetçi muhafazakar Sünni çoğunluğun bakışında, kendilerinin iktidarda vücut bulmuş halini temsil ediyor.

Bu yığınlar kendilerini Erdoğan ile neredeyse özdeşleştiriyorlar.

Sünni çoğunluğun önemli bir kısmı, kendi kasaba muhafazakarlıklarının Erdoğan tarafından Türkiye’nin yeni kültür normu haline getirildiğini görüyorlar ve bu da ona duydukları hayranlığı daha da artırıyor.

Çünkü Erdoğan laik Cumhuriyet tarafından dışlanıp aşağılandıklarını düşünen bu kitlelere ilk kez iktidar olmanın hazzını yaşatıyor. Bu, benzersiz bir duygu...

Ve nihayet, en az bu iktidar ve kültür faktörleri kadar önemli olan husus da, Türkiye’nin Erdoğan iktidarı altında yaşadığı refah ve milli gelir artışından en büyük payı, hükümetin uyguladığı sosyal politikalar ve siyasi kayırmacılık sayesinde Sünni muhafazakar AKP seçmeninin almış olmasıdır.

İşte, Erdoğan kültünün varlık nedenleri ekseriyetle bu faktörlerden oluşuyor.

Hepsi bu değil ama belki de tüm bunların sonucunda taraftarlarının Erdoğan’ı neredeyse kutsallaştırmaları, ona sıradan insanlarda bulunmayan metafizik güçler atfetmeleri gibi bir sosyolojik fenomen ile de karşı karşıyayız.   

Türkiye’de “Şeyh uçmaz, müridi uçurur” diye bir atasözü vardır...

“Bir kimseye bağlanan ve inananlar, onu olduğundan daha üstün görürler. Onda olağanüstü değerler bulunduğuna inanır ve buna başkalarını da inandırmak isterler” anlamındadır.

Bu atasözünü doğrulayan durumlar uzunca bir süredir yaşanıyor Türkiye’de...

Erdoğan’ın 3 Ağustos’ta İstanbul’da düzenlediği görkemli mitingde yaşanan sıradışı bir olayı örnek gösterebiliriz.

Olayımızda, başörtülü bir kadının Erdoğan konuşurken fenalaştığı görülüyor. Erdoğan üzerinde durduğu platformdan aşağıdakilere bir el işareti yapıyor, “Getirin” der gibi. Fenalaştığı söylenen kadın ambülansa taşınmak yerine Erdoğan’a götürülüyor; yatırıldığı sedye platform seviyesine yükseltiliyor ve bu sırada iki eliyle Erdoğan’ın uzattığı sağ elini kavrayıp “Allah, Allah, Allah-u Ekber” diye bağırıyor. Kadının bu şekilde bağırdığı tüm miting alanında ve canlı yayınlarda net biçimde duyuluyor çünkü bu sırada mikrofon Erdoğan’ın sol elinde.

Hadisenin videosu internet sitelerine “Erdoğan’ın elini tutunca ayılan kadın” başlığıyla konuluyor...

Erdoğan’ın İslamcı bir lider olması çevresi tarafından ona atfedilen olağanüstülüğün niteliğini tayin ediyor. Bu olağanüstülük kaynağını İslam’dan alıyor.

AKP’nin Aydın ilindeki yerel teşkilatının başkanı İsmail Sezer 3 Şubat 2010’da “Erdoğan bizim için ikinci bir peygamber gibidir” deyince partisinden ihraç edilmişti.

Ancak, Erdoğan hakkında atıfta bulunduğumuz atasözünü doğrulayan mahiyette konuşan diğerleri hakkında böyle sert yaptırımlarda bulunulduğu vaki değil.

İşte bazı örnekler:

“Şanlıurfa’ya (Güneydoğu) bahar gelmiş. Başbakanımızı karşılamak üzere tarih de coğrafya da kıyama kalkıyor.”

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek – 9 Mart 2014

“Erdoğan, Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider”

AKP Düzce (Kuzeybatı) Milletvekili Fevai Aslan – 16 Ocak 2014

“Başbakan’ın yaptığını yapmak sünnettir”

Sağlık Bakanı Yardımcısı Agah Kafkas – 19 Mayıs 2013

“Başbakanımıza dokunmak bile inanın bence ibadettir”

AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin – 20 temmuz 2011.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Türkiye’deki Erdoğan kültünün bir de öteki yüzü var. Erdoğan, sevildiği ve yüceltildiği nispette, nüfusun eşit ağırlıktaki bir başka kesimi tarafından sevilmeyen ve hatta nefret edilen bir lider.

30 Temmuz’da yayımlanan PEW araştırmasına göre Türkiye’de nüfusun yüzde 48’i Erdoğan’ın ülke üzerinde olumlu etkide bulunduğunu düşünüyor. Nüfusun diğer yüzde 48’inin görüşü ise tam tersine Erdoğan’ın ülkeyi olumsuz etkilediği yönünde...

Türkiye Erdoğan hakkında tam ortasından karpuz gibi bölünmüş bulunuyor.

Erdoğan’ın Gezi isyanı sırasında, protestoculara gözdağı vermek amacıyla, son seçimlerde aldığı oyun oranı olan “Yüzde elliyi zor tutuyorum” diyerek üstü örtülü bir toplumsal çatışma tehdidinde bulunduğu hatırlanmalı...

Bu kutuplaşma ortamında “Erdoğan kültü” Türkiye’de demokrasi ve toplumsal barışa karşı potansiyel bir tehdit oluşturuyor.

More from Kadri Gürsel