Ana içeriğe atla

Halep’in unutulan Hristiyanları

Halep’in büyük Hristiyan cemaati, Musul’daki dindaşlarının uğradığı etnik temizlikle alarma geçerken Batı’yı Orta Doğu’daki Hristiyanları korumamakla suçluyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A man reads the Bible sitting in a street of the northern Syrian city of Aleppo on February 20, 2014. Syria's government forces have begun using a powerful type of cluster munition rocket not previously seen in the country's conflict, Human Rights Watch said in a statement. AFP PHOTO/ALEPPO MEDIA CENTRE/FADI AL-HALABI        (Photo credit should read Fadi al-Halabi/AFP/Getty Images)

HALEP, Suriye — Halep şehrinin en büyük Hristiyan mahalleleri olan Aziziye, Siryan, Süleymaniye ve Midan’a yolu düşenler, İslamcı militanların geçen yıl kaçırdığı iki piskoposun resimlerinin hâlen dükkân camlarında, duvarlarda ve hatta arabalarda asılı olduğunu görecek. Piskoposlar buralarda unutulmuş değil. Olay, daha dün yaşanmış gibi taze ve acı verici. Piskoposların kaçırılması, Suriye’de dinler arası toplumsal bağların mezhepsel iç savaşın baskısıyla kopuşunu simgeleyen bir olay oldu ve Suriyeli Hristiyanlar için nispeten barış ve güvenlik içinde yaşadıkları uzun bir dönemin sonunu belirledi.

Sokakların kendisi de savaşın aldatıcı, gerçeküstü “normalliğini” resmediyor. Delik deşik binalar, topların yollarda açtığı çukurlar, paramparça olmuş araçlar ve kana bulanmış kaldırımlar insanların günlük hayatlarına devam ederken görmeye alıştığı, dönüp bakmadığı olağan manzaralar hâline geldi. Bugün burada hayat böyle akıyor, gerçeklik bu. Savaş öncesi hayatın nasıl olduğu ise artık mevzu dışı. Mazide kalan o uzak ve güzel günlerin hatırası, artık hiçbir anlam ve önem taşımıyor.

Şehirde aşikâr bir korku kol geziyor, keskin ve mide bulandırıcı bir koku gibi gittiğiniz her yerde hissediliyor. Korkuyu insanların gözlerinde, yüzlerindeki derin çizgilerde görüyorsunuz; konuşma biçimlerinde ve sohbetlerinde duyuyorsunuz. Konuşulan tek şey, korku.

Ancak bu kadim ve köklü cemaati şimdi yeni bir korku sarıyor. Soykırım ve etnik temizlik, Suriyeli Hristiyanların ortak şuurunda son derece gerçek bir tehdit olarak yer ediyor. Sınırın öte tarafında, Musul’daki dindaşlarının korkunç akıbeti, onlara bu tehditleri net ve ürpertici bir şekilde gösterdi. İslam Devleti’nin (İD) soykırımcı, nihilist ölüm tutkusu kendisine birebir benzemeyen her şeyi yok etmeye yeminli. Önü alınamayan saldırılarına devam eden örgüt, ardından başı kesik cesetler ve toplu mezarlar bırakıyor ve bunlar genelde etnik ve dinsel azınlıklara ait oluyor. Militanlar, toplu katliam ve Ortaçağ şiddetinden oluşan bu soykırımcı seferlerinin üstünü örtmeye çalışmıyor. Tam aksine, bunları sevinçle kutlayıp yaptıklarından haz alıyor. Onlar için bu, bir amaca ulaşmanın aracı değil, amacın ta kendisi.

Yusuf, Hristiyan çoğunluklu Süleymaniye Mahallesi’nde bir dükkân işletiyor. İş savaşın Halep’i ikiye böldüğü temmuz 2012’den beri isyancılar bu mahalleyi adeta kesintisiz şekilde ateşe tutuyor. Yusuf’un kardeşi, Şam’da Suriye ordusunda görev yapıyor. Yaptığımız sohbette Yusuf, cemaatini meşgul eden başlıca soruları ve kaygıları anlatıyor. Acı dolu bir sesle şunları söylüyor: “Ilımlı Müslümanlar aşırılıkçı olanları durdurmak için neden daha fazla çaba göstermiyor? Onların ideolojisini, aşırılıkçı zihniyetlerini onaylıyorlar mı? Rejimin baskılarını protesto etmek için yüz binlerce gösterici sokaklara dökülmüştü. O yüz binleri niçin şimdi İD’in yaptıklarını protesto ederken görmüyoruz? Daha kötüsü, birçok insanın ve isyancı grubun onlara katıldığını görüyoruz. İslamcı isyancıların sayısız grubu var, ama hepsi aynı. Hepsi bizlere karşı o radikal ideolojiye sahip. Benim çıkardığım sonuç şu ki hükümet karşıtı güçler, bu grupların ve İD’in yaptıklarını tümüyle onaylıyor ve destekliyor.”

Suriye’deki Hristiyanlar, ülkeyi kasıp kavuran iç savaşın çoğunlukla dışında kalmaya çalıştı ama pek çok defa kendilerini karmaşık ve kanlı olayların içinde buldu. Bir dizi olayda – örneğin Malula, Yabrud ve Keseb’de Hristiyanlar, saldırıların odak noktası hâline geldi, din adamları ve rahibeler kaçırıldı.

Kimi Hristiyanlar, savaşın bugünkü hâliyle artık açıkça kendilerini hedef aldığını, cemaatin yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Tarafsız kalmanın ne kadar doğru olduğunu sorgulayan sesler yükseliyor. Birçok kişi, hiç değilse savunma amaçlı silahlanmak gerektiğine inanıyor. Kimilerine göre ise silahlanmak, sadece Hristiyanların azılı düşmanlarını iyice öfkelendirip kışkırtmaya hizmet edecek, onları daha da menfur suçlar işlemeye sevk edecek.

Batı Halep halkının birçoğu gibi kimi Hristiyanlar da şehri paramparça eden şiddetten kurtulmak için başka yerlere kaçtı. Birçoğu bir daha geri dönmeyecek. Ancak Hristiyanların toplu kaçışına tanıklık eden başka bölgelerin aksine Halep’teki Hristiyanların büyük bölümü şehirde kaldı. Bu durum, Halepli Hristiyanların memleketlerine hâlen bağlılık duyduğuna ve şehrin çoğulcu toplumsal, etnik ve kültürel mozaiğinin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret ediyor.

Ancak Irak’ta yaşanan etnik temizliğin burada da tekrarlanabileceği korkusu, insanların içine derinden işliyor. Süleymaniye’de dükkânı olan oto tamircisi George, şöyle konuşuyor: “Rejim Halep’te kontrolü kaybederse Hristiyanlar burada kalamaz. Bu onların sonu olur, bunun geri dönüşü olmaz. Tekfirci cihatçılar, bunun için elinden geleni yapar. Bunların niyeti, ülkeyi Sünni olmayan herkesten temizlemek. Şu an korkutma taktikleri ve propagandaya başvuruyorlar ki insanlar ürküp daha onlar gelmeden gitsin. Onlar için iş bu kadar kolay. O korkunç cinayetlerini bu yüzden kameraya çekiyorlar, kurşun atmadan kazanmak için. Yeni bölgeleri ele geçirince de kiliselerimizi yakıyorlar, evlerimize ve iş yerlerimize el koyuyorlar. Kendi topraklarımızda bize dair hiçbir iz bırakmak istemiyorlar. Nasıl bir mesaj ki bu böyle? Ölüm tehdidiyle başkasını kendi dinine zorlamak nasıl bir şey?”

George, Orta Doğu’daki Hristiyan varlığının ortadan kaldırılmasında Batı’nın da suç ortağı olduğuna inanıyor: “IŞİD Rakka ve Musul’da Hristiyanlara zulmederken ABD niçin askeri operasyon yapmadı? Niçin ancak Yezidiler hedef olunca harekete geçti? Orta Doğu’daki tüm Hristiyanların buradan gitmesi için bir plan var. Çılgınca bir şey bu. Batı, bizim hakkımızda teröristlerle aynı planı yapıyor! Bu çok aşikâr. Fransa’ya bakın, şimdi Irak’tan tüm Hristiyan mültecileri ülkesine alıyor ama Mali’ye gelince teröristlerin hakkından gelsinler diye ordusunu gönderiyor. Yoksa bir tek Irak ve Mali’de terörist var da Suriye’dekiler devrimci mi?”

Yusuf ve George’un dile getirdiği kaygılar, Halep’te Hristiyan cemaatinin genelinde sıkça tekrar ediliyor. Bu da siyasi eğilimleri ne olursa olsun Hristiyanların ortak çıkmazını ve kaygılarını yansıtıyor. Halep’teki Hristiyanların tümü rejimi desteklemiyor. Aslına bakılırsa birçoğu desteklemiyor. Ancak bir o kadar önemli olan şudur ki isyancıları destekleyen Hristiyan da bulamazsınız.

Aziziye’deki kadim Hristiyan cemaatinin simgesel yapılarından olan heybetli Süryani Katolik Kilisesi’nin son zamanlarda defalarca isyancıların ateşine hedef olması, birçok kişi tarafından isyancıların bu cemaate karşı gerçek niyetini açığa vuran, net bir mesaj olarak algılanıyor.

Yusuf, bu duyguları şöyle özetliyor: “Kurtuluş ve özgürlük numarasına artık gerek yok. İsyancılar bu numarayı dış dünyaya yutturmayı başarırken Suriye’nin içinde gerçek gündemlerini açıktan uyguluyor.”