Ana içeriğe atla

Savaş vurguncuları Suriye’yi talan ediyor

Suriye’de hem hükümet güçleri hem isyancılar, yaygın ve sistematik bir şekilde sivil halkın mülklerini soymak ve yağmalamakla suçlanıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Damage and debris is seen in the souks of Old Aleppo, November 23, 2013. The Syrian army loyal to President Bashar al-Assad took control of the souk surrounding the Umayyad Mosque that was previously dominated by Free Syrian Army fighters, they said. Some of the areas recaptured are the gold market, Souk Khairat Beck, Alzerb market and the Wali bil Maarouf shrine.  REUTERS/George Ourfalian (SYRIA - Tags: POLITICS CIVIL UNREST CONFLICT) - RTX15Q1O

HALEP, Suriye — Savaşın galibi, ganimeti de alır. Bu, birçok savaş için geçerli olabilir. Ama Suriye’deki çatışma, harp etmenin yerleşik kural ve geleneklerini fazlasıyla aşmış durumda. Burada elinde silah tutan herkes ganimet topluyor -ki sayıları hiç de az değil- adi hırsızlık yapan silahlı otoban soyguncularından tutun da koca mahalle ve sanayi bölgelerini toptan ve sistematik şekilde boşaltanlara kadar.

Kanunsuzluk ve kargaşanın hüküm sürdüğü çatışmalarda küçük çaplı hırsızlık çeteleri ve fırsatçı soyguncuların ortaya çıkması sıradan sayılabilir. Ancak Suriye’de görülen pervasız hırsızlığın çapı ve örgütlülüğü bu savaşı ayrı bir yere koyuyor.

Suriye bataklığında bugün yaşananların çoğu gibi eşkıyalığın da kimi zaman mezhepsel boyutu var. Bu, belli bir bölgede çarpışan tarafların özelliklerine mi bağlı yoksa o bölgenin yapısına mı söylemek zor. Ancak taraflar, mezhepsel husumetin alevini her daim körükleyerek düşmanlarına yönelik daha çok kin ve nefret beslenmesini sağlamaya çalışıyor.

Bu duruma çarpıcı bir örnek olarak “Sünni Pazarı” gösterilebilir. Kimi Suriyeli muhaliflerin iddiasına göre, Alevi milislerin Humus’ta isyancıların kontrolündeki Sünni semtlerden yağmaladığı mallar, bu pazarda çok ucuza satıldı. Bu iddialar zaman zaman canlansa da yağmanın mezhepsel güdülerle yapıldığına dair ciddi bir veri yok. Görünen o ki bunlar, kısa sürede para kazanma peşinde olan, dağınık hareket eden fırsatçı milislerin işi.

Suriye’de neyin ne olduğunu söylemek her zaman zordur. Ancak geçtiğimiz yıl sonunda Halep’in El Belleramon ve Bani Zeid bölgelerinde isyancılara karşı yapılan başarısız taarruz sırasında konuştuğum bir Baas Tugayı komutanı bana şöyle demişti: “Olup bitene göz yumuyoruz. Adamların, taşıyabilecekleri her şeyi alma izni var.” Komutan, rejim yanlısı Halk Komiteleri’nin azgın milislerden dert yandı: “Bu adamlar, doğrudan çalıp çırpmaya girişiyor, çatışmanın bitmesini bile beklemiyorlar. Bizimkiler en azından zafer kazanarak bunu hak etmiş oluyor.” Komutan, pişman veya mahcup görünmüyor, sıradan bir olaydan bahsediyormuş gibi konuşuyordu. Öyle ki beni de bu işe “Buyur etti.” Bu alicenap teklifi(!) reddettim.

Ordunun “Millet, Şeref, Sadakat!” şeklindeki sloganının espri olarak “Millet, Mobilya, Çamaşır Makinesi!” diye değiştirilmiş olması tesadüf değil. Zira askerlerin girdikleri mahallelerden ev eşyası götürme huyu var.

Bu durum, Suriye’de savaşı yürütenlerin nasıl bir zihniyete sahip olduğunu, yani sıradan sivillerin canı ve malına sıfır saygı duyduklarını ortaya koyuyor. Bu, savaşın her iki tarafı için geçerli.

İsyancılar da aynı şekilde yaygın yağmacılık suçundan sorumlu. Buna, kimi mahallelerin örgütlü ve sistematik şekilde topluca soyulması da dâhil. Halep’in Şeyh Maksut Mahallesi bunun bir örneğidir. İsyancılar bölgeyi ele geçirir geçirmez ekipler hâlinde gelen uzmanlaşmış araba hırsızları, birkaç saat içinde yüzlerce arabayı alıp götürdüler.  Evlerin içini de boşalttılar ve ganimetlerini civar kasabalarda satmak üzere büyük kamyonlara yüklediler.

Halep’in El Belleramon sanayi bölgesinin örgütlü ve sistematik şekilde yağmalanması, isyancıların nasıl pervasızca hareket ettiğinin bir diğer çarpıcı örneğidir. Öyle ki kimi isyancı gruplar, gasp ettikleri makineleri söküp götürmeden önce mal sahiplerini arayarak makineleri geri satma teklifinde bulundu. Yağmalanan teçhizat, kimi durumlarda sınır dışına çıkarılarak Türkiye’de satıldı. İsyancıların Halep’in batısında yer alan Zahra bölgesindeki son taarruzunda da hırsızlık ve yağmacılığa gün doğdu. Mahallelerin ulu orta soyulması üzerine taraflar birbirini suçladı, ama şüphesiz ki her ikisi de bu işte yer aldı.

Canını her ger gün tehlikeye atan adamların maaş diye aldıkları üç beş kuruşla yetinmesini beklemek, hayatlarını riske atma karşılığında onların bir parça ekmek ve birkaç ıvır zıvırdan fazlasını hak ettiğini düşünmek saflık veya ahmaklık olabilir. Yine de sistematik yağmaların bir savaş silahı olarak kullanıldığı aşikâr. Bahsi geçen örneklerde isyancılar, ayaklanmaya destek vermeyen Halepli iş adamlarını cezalandırırken, rejim de isyancıları barındıran mahallelere bedel ödetti.

Bu kontrolsüz savaş vurgunculuğu, ne yazık ki sıradan hırsızlıkla sınırlı kalmayıp tarihi kazı alanlarından milli zenginliklerin talan edilmesine, ham petrolün yasa dışı şekilde çıkarılarak işlenmesine, kuşatılmış bölgeler başta olmak üzere savaşın sıcak noktalarında halkın çektiği sıkıntı ve yoklukların istismar edilmesine kadar uzanıyor. Bu son durum özellikle tiksindirici olup insanların sefalet ve mahrumiyetini sömürüyor. Örneğin, Yermük Kampı’ndaki isyancılar, pirinç gibi temel gıda maddelerini fahiş fiyatlara satmakla suçlanmıştı. Rejimin Halep’teki yetkilileri ve subayları ise hortumladıkları mazot, gaz ve benzini ne zaman büyük bir sıkıntı yaşansa yasa dışı çeteler vasıtasıyla satıyor. Mayıstaki 10 günlük su kesintisini fırsat bilen vicdansız iş adamı ve subayların bahtsız Halep’in susuzluktan kavrulan insanlarına haraç misali bedellerle tanker suyu satması da büyük bir rezillik olarak kayıtlara geçti. Halep sık sık elektriksiz kaldığı için büyük jeneratörler kuran kimi kişiler ise parası olana amper hesabıyla elektrik satıyor.

Savaştan tatlı kârlar elde eden epey insan olunca kimi Suriyeliler, bazı alan ve cephe hatlarının düzmece olduğundan şüphelenmeye başladı. Halep’te de böyle bir hissiyat vardı, en azından isyancı ve rejim bölgelerini ayıran Bustan El Kasr geçişi henüz açıkken. İsyancılar o günlerde kendi bölgelerinden karşıya geçenlerden ufak bir ücret alırken, rejim askerleri rüşvet karşılığında kaçak mal veya insan geçişine göz yumuyordu. Bu küçük düzenler herkesi mutlu ediyordu, tabii ki halk hariç.

Bazı insanlar servetine servet katarken, ülkenin geri kalanı hazin bir yokluk içinde sürünüyor ve sonu gelmeyen bu karabasanı besleyen kin ve açgözlülüğün bitmesini bekliyor.

More from Edward Dark