Ana içeriğe atla

Sınırlı sınırsız ‘absürdistan’

Henüz Türkiye-Suriye sınırı Meksika sınırı kadar ürkütücü değil. Ama tehlikeli, hareketli ve yüzde gülümseme bırakacak kadar da şenlikli. Türkiye’nin sınır politikası da envai-i çeşit.
Smoke rises after what activists said was shelling by forces loyal to Syria's President Bashar al-Assad in the Armenian Christian town of Kasab April 7, 2014. For three years, residents of Syria's Mediterranean provinces have watched from their coastal sanctuary as civil war raging further inland tore the country apart, killing tens of thousands of people and devastating historic cities. But a three-week-old offensive by rebel fighters in the north of Latakia province, a bastion of Assad's Alawite minority,

‘Çok boyutluluk’ hükümetin Türk dış politikasının marka değerini şişirmek için dilinden düşürmediği bir ifade. Başka alanlardaki getirileri çok tartışılır ama Suriye ile 910 kilometrelik sınırın zikzaklarla dolu bu retoriğin ruhuna uygun olarak boyutlandığı bir hakikat! Muhaliflerin elindeyse aç-kapa yapılan, Kürtlerin elindeyse kilit vurulan kapılar; iç savaşta muhalefeti güçlendirme adına yasadışılık devlet eliyle meşrulaştırırken ‘istenmeyen yasadışı’ geçişlere önlem olarak örülen kazılan hendekler ve dikilen portatif duvarlar; keyfe keder göz yumulan ya da suçüstü yapılan kaçakçılar; sınırın dibine yani ateş hattına kurulan mülteci kampları; angajman kurallarıyla 10-15 km derinliğinde yaratılan tampon bölge yetmezmiş gibi muhaliflerin havan topları için fırlatma rampası olarak kullandığı sıfır noktası; Suriye uçaklarını sınırdan uzak tutmaya çalışırken zaman zaman radarlarca kilitlenen F-16’lar ve gizemli yükleriyle sınır aşan TIR'lar.

Western filmlerinden geri kalmayan olayların yaşanmadığı gün yok. Sınırdaki sıradışılığı görmek için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) internet sayfasındaki günlük raporlarına bakmak kafi.  

Bin bir türlü sınır

Anormalliğin fotoğrafını sınır kapılarının ahvali veriyor. Batıdan doğuya doğru kapıların durumu Suriye’deki iç savaştaki parçalanmanın da aynası:

Keseb: Kapı 21 Mart’ta başlayan Enfal Operasyonu ile cihadi selefi koalisyonun eline geçti. Rejimin elinde düzenli işleyen tek sınır kapısıydı ve Türkiye tarafından Mayıs 2013’te kapatılmıştı. Hatay’ın Yayladağı ilçesinde sınırdan Suriye tarafına geçerek Keseb’i ele geçiren koalisyonda İslami Cephe’nin parçası Ahrar el Şam, Kaide’nin resmi kolu Nusra Cephesi, Kaide ile bağlantılı Sukur el-İzz (Suqour al-Izz) de yer alıyor. Lazkiye’ye açılan bir koridor olan Keseb düşünceye kadar Yayladağı’nın Güveçci gibi köyleri Suriye’ye savaşçı transferinde kullanılıyordu.

Bab el Heva: Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü kapısının karşısındaki Bab el Heva, Temmuz 2012’den beri birkaç kez el değiştirdikten sonra Ocak 2014’te İslami Cephe’nin kontrolüne geçti. Sınırda daha çok Tevhit Tugayı öne çıkıyor. İç savaşın en önemli tedarik yolu olan bu kapı açık. Çatışma olduğunda geçici olarak kapatılıyor. İddiaya göre Halep’te yağmalanan fabrikaların malzemeleri en fazla bu kapıdan dışarı çıkartılıyor.

Bab el Selame: Kilis’e bağlı Öncüpınar'ın karşısındaki Bab el Selame, Mart 2014’ten beri başta Ahrar el Şam olmak üzere İslami Cephe’ye bağlı grupların kontrolünde. Bir süre IŞİD’in elinde kaldı. Bal el Heva gibi ticari mal ve insani yardım geçişinde kritik önemde.

Cerablus: Gaziantep’e bağlı Karkamış’ın karşısındaki Cerablus, Ocak 2014’ten beri ‘paralel Kaide’ olarak kendi yolunu çizen Irak-Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) kontrolünde. Sınır şu an kapalı.

Ayn el Arab (Kobani): Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine bağlı Mürşitpınar’ın karşısındaki kapı Temmuz 2012’den bu yana Rojava’nın milis gücü Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) kontrolünde. Normalde kapı 1970’den beri kapalı. Ancak nadiren insani yardım ve yaralı geçişine izin veriliyor.

Tel Ebyad: Şanlıurfa’ya bağlı Akçakale’nin karşısındaki bu kapı, Ocak 2014’ten beri IŞİD'ın elinde ve kapalı.

Ras el Ayn (Serekaniye): Şanlıurfa’ya bağlı Ceylanpınar'ın karşısındaki kapı, Kasım 2012’de YPG'nin eline geçti. 1999’dan beri kapalı. 2012’de mülteci geçişi için açıldı ama Kürtlerin kontrolüne geçtiğinden beri insani yardımlara bile kapalı.

Dirbesiye: Şenyurt’ın karşısında olup 1953’ten beri resmen kapalı olan kapı YPG’nin elinde.

Kamışlı: Nusaybin’in hemen karşısında yer alıyor. Suriye ordusunun denetiminde ama Kamışlı’nın kısmen YPG’nin kontrolünde olması nedeniyle kapalı. Hatta Türkiye kendi Kürtlerini kızdırma pahasına Nusaybin sınırına Kasım 2013’te duvar örmeye başladı. Mart 2014’te BM’nin yardım konvoyuna izin verildi.

Özetle kapılardan 3’ü YPG, 3’ü İslami Cephe ve müttefikleri, 2’si IŞİD, biri rejimin elinde. Genel olarak kapılar Kürtler ve IŞİD’ın elindeyse kapalı, İslami Cephe’nin elindeyse çatışma dönemleri hariç açık… Kürtlere karşı katılık Kürt fobisinden beslenen klasik devlet refleksi, IŞİD’a karşı tedbir ise dış baskıdan kaynaklanıyor.

Süleyman Şah’a ikmal bilmecesi

Son zamanlardaki en çarpıcı sınır olayları Keseb’in ele geçirilmesine yönelik Enfal Operasyonu için Yayladağı Sınır Kapısı’nın silahlı gruplara açılması, biraz ötede Kuşaklı’ya portatif duvar örülmesi ve TSK’nın Türk toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi’ne yaptığı ikmal operasyonu oldu.

23 Nisan’da ikmal ve personel değişimi için Süleyman Şah’a gönderilen 18 araçlık konvoy Türkiye’nin PKK’nın uzantısı diye gördüğü YPG’nin kontrolündeki Kobani’den girip IŞİD’ın kontrolündeki Carablus’tan geri döndü. Al Monitor’a konuşan bir Suriyeli Kürt kaynak, bir süre önce Türkiye’yi ziyaret eden ‘Kobani Kantonu’ yetkilileri ile yapılan mutabakat çerçevesinde YPG’nin TSK konvoyuna Kürtlerin denetimindeki bölgede koruma sağladığını söyledi. Kaynağa göre konvoy, Kürtlerin elindeki bölgeden çıktıktan sonra türbeye 3 km mesafedeki Cadde köyünde IŞİD tarafında durduruldu. Cadde’de ve sonraki güzergahta ne olduğuna dair resmi erkan sustuğundan spekülasyonlar alıp başını gitti. IŞİD’nin konvoyun türbeye gitmesine izin vermediği, askerleri rehin aldığı, kendi bayrağını asıp tekrar geri gönderdiğine dair iddialar ortalığa saçıldı. Ancak kesin olan şu: Konvoy Kobani’den 35 km’lik yolla gittiği türbeden dönüşte başka bir yolu kullanmak zorunda kaldı. Kürt bölgesine giremeyen IŞİD’in zorlamasıyla konvoy, yolu 100 km uzatarak Menbic üzerinden Carablus’a ve oradan Karkamış Kapısı’na vardı. Konvoyun görüntüleri IŞİD tarafından internete yüklenirken sonunda TSK 28 Nisan’da bir açıklama yaparak iddiaları yalanladı: “İkmal ve personel değişimi rutin faaliyet olarak 3 ayda bir icra ediliyor. Konvoyun karakola gidişi ve dönüşü için ayrı güzergahlar kullanıldı. İzlenen güzergâhlar değişik grupların kontrolü altında. İkmal ve değişim faaliyetinin tamamlanmasının ardından konvoy aynı gün emniyetli şekilde Türkiye'ye döndü.” CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu ise TSK konvoyunun IŞİD bayraklarının dalgalandığı bir koridordan geçirilmesini utanç tablosu olarak niteleyip bu noktaya gelinmesinden hükümeti sorumlu tuttu. Süleyman Şah’a giderken Türkiye’nin düşman bellediği YPG ve IŞİD ile koordinasyon sağlamak zorunda olan TSK’nın türbe tarafındaki çatışmalar nedeniyle bölgeyi Göktürk-2 uydusu ile takibe aldı.

Kaçakçılığa karşı portatif duvar

Sınırı tuhaflaştıran bir başka etken kaçakçılık: Bir tarafta silahlı gruplar lojistik desteği Türkiye sınırlarından alırken kaçakçılık da dudak uçuklatan boyutlara ulaştı. Yüzlerce hatta binlerce kişinin katılımıyla bidonlarla yürütülen petrol kaçakçılığı artık sınıra döşenen plastik boru hatlarıyla yapılır hale geldi. TSK’nın ateş ederek dağıttığı ‘sürü halindeki’ kaçakçılar ya da ele geçirilen borularla ilgili haberler sıradanlaştı. Hafta sonu Hatay’da kaçak petrol alıcılarından biri dönen çarkla ilgili Al Monitor’a şunu söyledi: “Karanlıkta aracı sınır bölgesine götürüyorum. Plastik boru hattının Türkiye tarafındaki kaçakçı elindeki feneri açık kapatarak karşı taraftan vanayı açtırıyor. Depo dolunca tekrar fener işaretiyle karşı taraf vanayı kapatıyor. Bazen iletişimsizlikten petrol depodan taşıp yere akıyor ama umurlarında değil.”

Birileri Suriyeli mülteciler için öngörülen ‘açık kapı politikası’nı insan, silah ve ticari mal geçişleriyle ‘açık sınır politikası’na dönüştürdü. İş çığırından çıkınca da kaçakçılığın odağındaki Reyhanlı’ya bağlı Kuşaklı bölgesine yüksekliği 3 metre, genişliği 2.5 metre, kalınlığı 30 santim olan 3 tonluk beton bloklar dizilmeye başladı. Portatif duvar ilk etapta 1200 metre, daha sonra 8 kilometreyi bulacak. Bu önlemin ne kadar etkili olacağı şüpheli.

Sınırdaki absürtlüğün dibe vurduğu başka bir örnek Türkiye’den çalınan araçların Suriye’ye kaçırılıp satılması. Turizm Taşımacıları ve Butik Otel İşletmecileri Derneği (TTBOD) bu gerçeğe parmak bastı: "Suriye’deki iç savaşın başlamasından bu yana Türkiye’den çalınarak bu ülkeye sokulan 5 bin aracın piyasa değeri 250 milyon dolar." Bu çarkın kapıları tutan örgütlerin parmağı olmada dönmesi de imkânsız.

Suriye krizi, sınırı Meksika-ABD sınırı kadar vahşileştirmese de bin bir hale soktu. Bu olağandışılığın kalıcı hale gelmesi riski az değil. Duvarlar buna çare mi? Bölgedeki yasadışılığın boyutlarını bilenler bu soruya gülümsüyor.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles