Ana içeriğe atla

Suudi Arabistan'ın askeri tatbikatı ne mesaj veriyor?

Yakın tarihinin en büyük askeri tatbikatını gerçekleştiren Suudi Arabistan, giderek istikrarsızlaşan bölgede askeri yeteneklerini artırma sinyali veriyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A member of Saudi security forces attends Abdullah's Sword military drill as a jet flies by in Hafar Al-Batin, near the border with Kuwait REUTERS/Faisal Al Nasser (SAUDI ARABIA - Tags: MILITARY) - RTR3N4AM

Suudi Arabistan silahlı kuvvetlerinin 29 Nisan’da tamamladığı askeri tatbikat, yakın tarihinin en büyüğü olarak görülüyor. Tatbikat, ülkenin savunma ve içişleri bakanlıkları ile milli muhafız alayına bağlı tüm askeri ve güvenlik güçlerinin geniş katılımıyla gerçekleşti.  

El Riyad gazetesine göre tatbikat, Suudi krallığı ve ordusunun çevre ülkelerdeki zorluklar, istikrarsızlık ve çalkantılar ışığında her türlü ulusal güvenlik tehdidine yanıt vermeye hazır ve yetkin olduğuna ilişkin güçlü bir mesaj verdi.  

Suudi Arabistan, Arap dünyasında son üç yıldır yaşananları bölge ülkelerinin istikrarını hedef alan ve güvenliğini tehdit eden kargaşa ve kaos olarak değerlendiriyor. Dolayısıyla bu değişime güvenlik ve askeri tedbirlere dayanarak karşı durulacak, yani içerideki duruma yönelik güvenlik tedbirleri ve olası dış tehditlere yönelik askeri tedbirler. Bu da askeri harcamaların artırılması ve silahlı kuvvetlerin eğitilmesi yoluyla sağlanacak.  

Suudi Arabistan, ulusal güvenliğine ciddi tehdit oluşturabilecek üç cepheyle karşı karşıya: Suriye, Irak ve Yemen.

Suriye'deki olası tehdit, Irak-Şam İslam Devleti'dir (IŞİD). Birkaç bin üyesi bulunan bu örgütte Suudiler ve pek çok başka ülkeden "göçmen" olarak adlandırılan savaşçılar yer alıyor. IŞİD’in Suriye ve Irak'ta karşılaştığı baskı ve kuşatma nedeniyle örgüt savaşçıları kuzeye Türkiye'ye doğru ya da güneye Suudi Arabistan'a doğru itilebilir. Suriye rejiminin kendisi de bilhassa varlığının tehlikede olduğunu anladığından bu yana ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Bir başka tehdit, güney Irak'taki Şii milislerden kaynaklanıyor. Irak iç savaşa sürüklenir ve Tahran'la Riyad arasındaki gerginlik çözümsüz kalırsa bu tehdidin boyutu daha da artar.

Ortada dolaşan kimi video kayıtlarında, IŞİD üyeleri ve savaşçıları pasaportlarını yakarken görülüyor. Görüntülerde yer alanların arasında Ürdünlüler ile Suudiler de var ve bu kişiler, bir gün kendi ülkelerinde veya başka yerlerde savaşma heveslerini saklamıyor. Bunun yanı sıra Hizbullah'ın Irak'taki kolu olan Muhtar Ordusu’nun komutanı da Suudi Arabistan ve Kuveyt'e karşı tehditler savuruyor.

Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin İslami Dava Partisi gelecek seçimlerde yine iktidar olursa ülkedeki siyasi sürecin çökme ihtimali, IŞİD ve Şii milislerinden yükselen tehlikeyi daha da vahim hâle getiriyor. Zira partinin seçim zaferi, Kürtleri Irak’tan ayrılma tehditlerini uygulamaya sevk edebilir, güneydeki Şii siyasi güçlerini ise Dava'nın tahakkümüne karşı direnmeye iter. Sünniler de bu arada aşiretlerin isyanında saf tutar. Bu da Irak'ta yeni çatışmalar doğurabilir. Bunun neticesinde Irak, Suriye benzeri bir duruma sürüklenebilir ve Suudi Arabistan’ın Irak'la olan yaklaşık bin kilometrelik kuzey sınırında ciddi güvenlik açıkları oluşur.

Yemen'de ise El Kaide, ülkenin devlet kurumlarıyla ve belki de Suudi Arabistan'la yeni bir çatışma safhasına gittiği sinyallerini veriyor. Ortaya çıkan bir video kaydında Arap Yarımadası'ndaki El Kaide liderleri, başkent Sana'daki bir cezaevinden şubat ayında kaçırılan mahkûmları kutlarken görülüyor. Bu video, hem bir güç gösterisi hem de Yemen ve Suudi Arabistan hükümetlerine yönelik bir tehdit mesajı anlamına geliyor.

Yemen'in kuzeyinde ise Hutiler, silahlı eylemlerini artırıyor ve kontrol ettikleri alanları genişletiyor. Bu Suudi Arabistan'a dönük tehlikeyi artırıyor, bilhassa da Yemen'deki ulusal diyalog bir koldan El Kaide'nin yayılması, bir koldan da Hutilerin baskısıyla çökerse.

Bu konvansiyonel tehditlere ek olarak bir de siber savaş tehdidi söz konusu. Bu nedenle “Abdullah’ın Kılıcı” adı verilen Suudi askeri tatbikatında, konvansiyonel tehditler kadar ciddi olan elektronik harbe yönelik eğitimler de yer aldı. Suudi Arabistan'ın siber altyapısının hâlen zayıf olduğu ve yüksek bir risk olarak görüldüğü düşünülürse bankalar, su tuzsuzlaştırma tesisleri ve havaalanları siber saldırıların hedefi olabilir.

Aramco petrol şirketine 2012'de düzenlenen siber saldırı, Suudi ekonomisinin en önemli tesislerinden birine bile herkesin erişebileceğini göstermişti. Dönemin ABD yetkililerine göre, 30 bin bilgisayarı hedef alan ve Aramco’ya önemli zararlar veren saldırının arkasında İran olabilir. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, Aramco'yu hedef alan Shamoon virüsünü o zamana kadarki en yıkıcı saldırı olarak nitelemişti.

İran'ın elektronik harp yetenekleri, elektronik altyapısı zayıf olan Körfez devletleri için bir meydan okuma teşkil ediyor. İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nün (INSS) nisanda yayımladığı rapora göre, İran’ın siber savaş yetenekleri onu bu alandaki en faal uluslararası aktörlerden biri yapıyor. Dini Lider Ayetullah Hamaney de geçen şubatta İranlı öğrencileri siber savaşa hazırlıklı olmaya çağırdı.

Suudi Arabistan ise bu savaş türüyle son zamanlarda ilgilenmeye başladı. El Arap gazetesinin geçen haftaki haberine göre Suudi Savunma Bakanlığı, bir elektronik harp enstitüsü kurmayı planlıyor. Enstitü, Krallığın önemli petrol tesislerinin bulunduğu doğu bölgesinde kurulacak.  

Suudi Arabistan, Arap Baharı'nın yansımalarına karşı içeride daha fazla “güvenlileştirme” yoluna gitmişti, şimdi de dışa dönük daha fazla  "askerileşme" yoluna gidebilir. Askeri harcamalarını yılda 67 milyar dolara çıkaran Suudi Arabistan, dünya sıralamasında ABD, Çin ve Rusya'dan sonra dördüncü sıraya yerleşti.

Suudi hükümetinin son yıllarda yaptığı en büyük silah alım anlaşmalarının arasında, 72 adet İngiliz yapımı Typhoon savaş uçağı için 4,5 milyar poundluk (7,57 milyar dolar) sözleşme ve 84 adet ABD yapımı F-15 savaş uçağı için 29,4 milyar dolarlık sözleşme bulunuyor.

Suudi Arabistan ayrıca General Dynamics şirketiyle 10 milyar dolarlık  sayısı açıklanmayan zırhlı araç sözleşmesi imzaladı. Obama yönetiminin Suudi Arabistan’a  insansız hava aracı da satmaya niyetli olduğuna ilişkin haberler çıkmıştı.

Suudi Arabistan büyük ölçüde ABD'nin askeri teçhizatı ve eğitimine bağımlı olsa da Suudiler, bu tatbikatı yaparak ve silah alım kaynaklarını çeşitlendirerek ABD-İran ilişkilerinin kendi menfaatleri pahasına olamayacağı mesajını vermek istiyor. Washington ile Riyad'ın savunma ilişkisine rağmen Suudi Arabistan, ABD'nin bölgedeki siyasi önceliklerine tamamen bağımlı kalmak istemiyor. ABD'nin bölgedeki rolünü gözden geçirdiği bir dönemde Suudi Arabistan'ın askeri yeteneklerini geliştirmeye yönelmesi, Riyad'ın kendi rotasını izlediğinin bir diğer göstergesidir.  

More from Abdulmajeed al-Buluwi

Recommended Articles