Ana içeriğe atla

Türkiye-İsrail uzlaşması rayına girer mi?

Değişen bölgesel tablo İsrail ve Türkiye'yi ilişkileri düzeltmeye zorlayabilir, ama ancak 30 Mart yerel seçimlerinden sonra… İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiştir.
The Turkish-owned cruise liner Mavi Marmara is seen under maintenance at a shipyard in Istanbul April 21, 2013. An Israeli delegation will visit Turkey for the first time in three years in another sign of thawing relations since the U.S. brokered a breakthrough in March, but any further advancement in ties was expected to be incremental. Israel apologised to Turkey over the killing of nine Turks in a 2010 naval raid on a Gaza-bound flotilla, which included the Mavi Marmara, and the two agreed to normalise r

Haftalar süren ataletin ardından, Türkiye-İsrail uzlaşmasına ilişkin haberler yeni gelişmeler ve üst düzey yetkililerden gelen açıklamalarla yeniden basındaki yerini aldı. Kimileri başta Suriye olmak üzere Orta Doğu'daki gelişmelerin bu sürecin tetikleyicisi olduğunu düşünüyor.

İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu'nun sürpriz Mavi Marmara özrünün ardından çıkan bu yöndeki haberler çoğu zaman yanlış çıktığı için yeni haberlere kuşkuyla yaklaşmakta fayda var. Anımsanacağı gibi, Gazze'ye giden Mavi Marmara yardım gemisinin İsrail komandoları tarafından basıldığı ve dokuz Türk vatandaşının öldüğü 2010'daki Mavi Marmara baskınıyla dibe vuran ilişkilerde henüz bir düzelme gerçekleşmedi.

Şubat ayında, Türk ve İsrail basını ismi açıklanmayan yetkililerin verdiği bilgilere atfen, ölümlerden doğan tazminatlara ilişkin anlaşmada sona yaklaşıldığını yazmıştı ve bu diplomatik ilişkilerin normalleşmesinin ilk adımı olacaktı.  

Ne var ki, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ilişkilerin normalleşmesinin önüne İsrail'in Gazze ablukasını kaldırması koşulunu yeniden koyarak, bu haberleri ofsayta düşürdü. Zira Türk diplomatları bile bu koşulun karşılanmasının pek de mümkün olmadığını özel görüşmelerde kabul ediyor. Türk ve İsrail basını şimdi ise Erdoğan'ın 30 Mart seçimleri öncesinde bu talebi gündeme getirmesinin, Netenyahu'nun tazminat anlaşmasını imzalamaya ilişkin çekincesine bir yanıt niteliğinde olduğunu bildiriyor.

Erdoğan, geçen yaz ki hükümet karşıtı gösterilerden bu yana Türkiye'ninuluslararası bir komployla karşı karşıya olduğunu söylüyor. Başbakan bu komplonun ucunun İsrail'e dayandığına ve Yahudi lobisi tarafından ortaya konduğuna ilişkin iddiasını da açıkça ifade ediyor. Erdoğan yerel seçimler öncesi ortaya çıkan yolsuzluk suçlamalarına ilişkin de aynı iddiaları tekrarlıyor.

Diplomasi kulislerine göre Netenyahu da her hangi bir anlaşmaya varmadan önce bu seçimlerin sonuçlarını görmek istemiş olabilir. Zira Erdoğan'ın seçmen desteği kazanmak için kullandığı İsrail karşıtı dil, Netenyahu'yu İsrail halkından gelecek eleştiriler konusunda kaygılandırmış olabilir.

Diplomatlar, Hamas'ın yılmaz bir destekçisi olan Erdoğan'ın da seçimlerden önce İsrail'le ilişkileri normalleştirme konusunda yavaş davrandığını düşünüyor.  Zira bu Başbakanın İslamcı tabanı için oldukça tartışmalı bir meseledir. Gerçek ne olursa olsun, kulislerdeki tartışmalar, hem Türkiye hem de İsrail'de ilişkilerin normalleşmesi için çalışan diplomatların ne denli kırılgan bir siyasi ortamda çalıştıklarını gösteriyor.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın hafta başındaki açıklamaları da normalleşmedeki gecikmenin 30 Mart seçimleriyle bir ilgisinin olabileceğini gösterdi. Arınç 25 Mart'ta yaptığı açıklamada Mavi Marmara tazminatlarına ilişkin anlaşmada taraflar arasında Şubat ayında yapılan resmi görüşmelerin ardından sonuca yaklaşıldığını doğruladı. Arınç şöyle konuştu: “Ancak bu süreçte, görüyorsunuz, onlar meşgul, biz meşgulüz. Seçimlerden sonra ilk işimiz, tazminat konusunu hukuki bir belge olarak bağlamaktır. Daha sonra da bu belge onay için TBMM'ye gider"

Arınç'ın sözlerinin ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da AFP'ye 27 Mart'ta yaptığı açıklamada Türkiye ile İsrail'in beklentileri arasındakifarklılıkların kapandığını söyledi. “Büyük ölçüde bir ilerleme sağlandı, Ancak tarafların nihai anlaşma için yeniden bir araya gelmesi gerekiyor” diyen Davutoğlu görüşmelerde “olumlu bir momentum” yakalandığını ve sürecin “olumlu yönde seyrettiğini” belirtti.

Türk basınına göre, Netenyahu'nun enerji ve güvenlikten sorumlu özel temsilcisi ve eski Mossad başkanı olduğu söylenen David Meidan 24 Mart'ta Ankara'ya günü birlik bir ziyaret gerçekleştirerek MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer yetkililerle bir araya geldi. İddialara göre, bu görüşmelerde taraflar arasındaki diplomatik ilişkilerin düzeltilmesi, Erdoğan'ın yerel seçimlerden bir ay sonra İsrail'e bir ziyaret gerçekleştirmesi, ortak enerji ve güvenlik konuları ile Suriye'deki gelişmeler ele alındı.

Ne İsrail ne de Türkiye tarafından bu haberleri teyit eden bir açıklama gelmedi ama haberlerin yalanlanmaması da ilginç. Ancak haberler ne derece doğru olursa olsun, Erdoğan'ın yakın bir zamanda İsrail'i ziyaret etmesi beklenmiyor, bilhassa da bu ziyaret "Gazze'yi" kapsamazsa. Erdoğan geçen yıl Hamas liderlerine Gazze'yi ziyaret sözü vermişti.

O zamanlar dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi henüz düşmemişti ve Başbakanın Filistin ziyaretinin Refah sınır kapısı yani Mısır üzerinden gerçekleşmesi bekleniyordu. Ancak geçen yaz ki darbenin ardından bu geçit kapandı.

Ankara ile Kahire arasındaki mevcut gerilim düşünüldüğünde, Erdoğan'ın şu an Gazze'ye gitmesinin tek yolu İsrail. İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon'un Gazze'de yapılacak Türk hastanesi için malzeme taşıyan 570 tırın Gazze'ye girişine izin vermesi de Erdoğan'ın olası bir İsrail ziyaretine ilişkin kulis bilgilerini güçlendirdi.

Ne var ki, İsrail Savunma Bakanlığı'nın onayı olası bir ziyaretten ziyade Erdoğan'ın Gazze ablukasının kaldırılması talebiyle ilgiliymiş gibi görünüyor. Zira Gazze'de gerçekten ihtiyaç duyulan bir Türk hastanesinin yapılması, Erdoğan’ın abluka talebinden geri adım atması halinde bu konudaki itibarını korumaya dönük bir hamle olabilir.

Konunun genel hatlarına gelince, Ankara'daki diplomatların gündeminde bu günlerde ilginç bir soru daha var: Türkiye İsrail ilişkilerinin normalleşmesinde Suriye konusu ne denli etkili oldu? Kimilerine göre, iki ülkenin terörizm konusunda yeniden bir iş birliğine girmesi gerekiyor, bilhassa da Irak Şam İslam Devleti gibi cihatçı örgütlerin mevzi kazandığı Suriye'deki kargaşanın giderek büyüdüğü düşünüldüğünde.  

Erdoğan’ın politikalarıyla bölgedeki dostlarından uzaklaşan Ankara’nın Orta Doğu’daki yalnızlaşmasına dikkat çekenler de var. Bu durum Türkiye’deki karar alıcıları İsrail ile ilişkilerde 29 Ocak 2009 öncesindeki tabloya dönmeye zorluyor olabilir. Yani Erdoğan’ın Dünya Ekonomik Forumu Davos’ta Filistin’e düzenlenen askeri harekatta öldürülen masum siviller için İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e çıkıştığı zamandan önceye. Bu olay, son olarak Mavi Marmara’yla dibe vuran İsrail’le ilişkilerde yaşanan biz dizi sorunun başlangıcı olmuştu.  

Enerji alanındaki iş birliği ihtiyacı da Türkiye ile İsrail'i ilişkilerini normalleştirmeye iten bir diğer etmen. İsrailli Globes gazetesinin 23 Mart’taki haberine göre İsrail’in Doğu Akdeniz sahasından Türkiye’ye yapılacak doğal gaz ihracatı için açılan ihaleye 10’u aşkın teklif verilmiş. Makaleye göre Türkiye’den de pek çok firma, Türkiye ile İsrail arasında kurulacak bir boru hattını da kapsayan ihaleye davet edilmiş.

Bölgesel realiteler Ankara'nın Orta Doğu'ya ilişkin iddialı hedeflerini dizginlemiş ve ortak düşmanlara karşı iş birliği ihtiyacını arttırmış gibi görünüyor. Ayrıca Türkiye'nin enerji kaynaklarına, İsrail'in da geniş doğal gaz kaynaklarını dış pazarlara taşımak için güvenli bir rotaya ihtiyacı var. Bunlar da Erdoğan ve Netenyahu'yu reel politiğin gerektirdiklerine göre hareket etmeye zorluyor, her ne kadar birbirlerinden hoşlanmadıkları düpedüz ortada olsa da...

More from Semih Idiz

Recommended Articles