Ana içeriğe atla

Filistinlilerin gözünde Abbas barış görüşmelerini satıyor

Pek çok Filistinli, Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın sınırları üzerinde egemenlik hakkı olmayan silahsızlandırılmış bir Filistin devleti fikrini onur kırıcı bir ödün olarak görüyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A stone throwing Palestinian hides behind a garbage bin as a tear gas canister fired by Israeli forces flies past him during clashes in the West Bank village of Birzeit, near Ramallah February 27, 2014. The clashes broke out after Israeli forces opened fire and killed a Palestinian they were seeking to arrest on Thursday, after the man had barricaded himself inside his house, Reuters witnesses said. An Israeli military statement said that Muataz Washaha, 24, had been wanted for "suspected terror activity" a

27 Şubat gece saat 2.30 sularında Batı Şeria'nın Birzeyt kasabasına giren İsrail cipleri, Vaşaha ailesinin evini kuşattı. Herkesin dışarı çıkmasını emreden askerler, geçmişte de İsrail işgal güçlerince hapse atılan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) aktivisti Tahir Vaşaha'yı tutuklamaya gelmişti. Tahir'in babasına göre askerler, erkeklere gömleklerini çıkarttırıp iki saat boyunca soğuk zeminde yatırdı. Tahir'in ağabeyi Ramiz, kuzeni Fadi Sıtkı ve Samir El Kaysi isimli bir genç gözaltına alındı.

24 yaşındaki üçüncü kardeş Mutaz ise evden çıkıp teslim olmayı reddetti. Saatler süren gerilimin ardından İsrail askerleri eve önce  roket attı, sonra da içeri girip Mutaz’ı göğsünden ve başından vurarak öldürdü. Evin bir bölümünü tahrip eden askerler, sabahın erken saatlerinde oradan ayrıldı.

Oslo Anlaşması'na göre Birzeyt’in yüzde 75'i, B Bölgesi olarak sınıflandırılıyor. Buna göre Filistin Yönetimi (FY) kamu hizmetlerinden sorumluyken, güvenlik konuları İsrail’in kontrolünde. Kasabanın geri kalan bölümü ise C Bölgesi kapsamında yer alıyor, yani İsrail işgal güçleri hem kamusal hem askeri konuları kontrol ediyor. Burada şöyle bir açmaz ortaya çıkıyor: Filistin Yönetimi, kendi yetki alanında bile İsrail işgal güçlerinin baskınlarına ve saldırgan uygulamalarına karşı koyma gücünden mahrum oluyor ya da bunu yapmaktan menedilmiş oluyor.

Mutaz, FY ile İsrail arasındaki barış müzakerelerinin temmuz 2013'te ABD himayesinde yeniden başlamasından bu yana öldürülen 45’inci Filistinli oldu. Uluslararası Orta Doğu Medya Merkezi'nin Mutaz'ın ölümünden iki gün önce yayımladığı rapora göre İsrail aynı süre zarfında 10 bin 490  yeni yerleşim biriminin inşasına yeşil ışık yaktı, 2 bin 700 Filistinliyi tutukladı ve Filistinlilere ait 154 evi yıktı.  

Birzeyt’teki öldürme olayından yaklaşık iki hafta önce, 18 Şubat'ta FY'nin fiili başkenti Ramallah'a giden yaklaşık 300 İsrailli öğrenci,  Mahmud Abbas tarafından başkanlık karargâhı Mukata'da ağırlandı. Bu, FY tarihinde görülmemiş bir olaydı. Eskiden olsa böylesi bir normalleşme adımı, Filistin halkının öfkesine yol açardı. Ne var ki çoğu İsrail ordusunda üç yıllık zorunlu hizmetini tamamlamış olan İsrailli öğrenciler Mukata’ya gelirken dışarıda ancak bir avuç Filistinli genç toplandı. Heyet aleyhine cılız sloganlar atan aktivistler, FY güvenlik güçleri tarafından zorla dağıtıldı.

Gösteriye katılanlardan Rama Amria’nın anlatımına göre, sokaklarda her türlü protesto ifadesini engelleme emri alan güvenlik güçleri, göstericileri sert bir şekilde kıstırdı. Amria, Al-Monitor'a şöyle konuştu: “Filistin Yönetimi ve normalleşme aleyhinde sloganlar atıyorduk. Posterlerimizi yırtıp bazılarımızı dövdüler. Gösteriyi izleyen basına bile saldırdılar. Dört bir koldan kuşatıldık.”

Ciddi ödünlerin sadece FY tarafından verildiği, komediye dönen yirmi yıllık barış görüşmelerinin İsrail tarafından bir kılıf olarak kullanıldığı sır değil. İsrail, barış sürecini istismar ederek uluslararası topluma hesap vermeden  işgali sürdürüyor.

Filistin Yönetimi ise bu tek taraflı müzakere maskaralığını sürdürerek, iktidarını pekiştirmek ve maddi çıkarlarını korumak için bir kisve sağlıyor. İşin aslı Filistin Yönetimi, İsrail işgalinin taşeronu olarak hareket ediyor. Zira Birinci İntifada'ya son veren 1993 Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasıyla yeni bir dönem başlamış oldu. Özgürlük mücadelesini geri plana iten bu süreç, kurumsal devlet inşasına dönük çalışmalara saplandı. Bu çalışmalar ise İsrail işgali devam ettiği hâlde İsrail’in güvenliğini sağlamaya hizmet etti.

Başka bir deyişle, yerel işgalci görevini üstlenen Filistin Yönetimi, işgal maliyetinin bir kısmını İsrail’in sırtından alırken, işleyişini sürdürmek için büyük ölçüde dış yardıma bağımlı hâle geldi. 2004 tarihli bir rapora göre Filistin Yönetimi’nin kamu harcamaları, bütçenin ancak yüzde 9,5’ine tekabül ediyordu. Bugün ise bütçenin üçte birden fazlası güvenlik güçleri için harcanırken, tarım ve yüksek öğrenime giden oran yüzde 2’den az. 2013'te bütçe açığı, 4 milyar doları aştı. Bu rakam, uluslararası yardıma bel bağlamış bir ekonomi için son derece endişe verici.

Müzakereleri sürekli olarak kınayan Hamas, büyük toprak tavizlerine ve 6 milyon mültecinin akıbetinin savsaklanmasına işaret ederek, ulusal Filistin ilkelerinden taviz verildiğini söylüyor. Ancak müzakerelere karşı çıkan bir tek Filistin Yönetimi’nin rakibi Hamas değil. Sol görüşlü FHKC de geçen yaz Ramallah'da müzakereleri protesto etmek için bir gösteri düzenledi. FY’nin çevik kuvveti, bu gösteriye saldırdı. Filistin Yönetimi’nin 2012’de İsrail ile görüşmelere ön koşulsuz olarak yeniden başlamasından sonra ilk gösteri “Onur İçin Filistinliler” adını taşıyan bir gençlik hareketi tarafından düzenlenmişti. Göstericiler, Mukata dışında büyük gürültü koparmıştı.

Müzakerelere aracılık eden ABD Dışişleri Bakanı John Kerry,  büyük ölçüde şu hususları sağlamaya yönelik bir çerçeve izliyor: Filistin Yönetimi’nin İsrail'i bir Yahudi devleti olarak tanıması, Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimlerinin büyük bölümünü ve Ürdün Vadisi'nde İsrail askeri varlığını kabul etmesi.  

Abbas, geçen ay müstakbel Filistin devletinin silahsızlandırılmasını ve sadece polis gücüne sahip olunmasını kabul ederek Filistin’de süresiz olarak bir NATO gücünün konuşlanmasını önerdi. Filistin Yönetimi’nin nasıl çalıştığının tipik bir örneği olan bu tutum, yönetimin imkânsız olan “iki devletli çözüm” söylemini inatla sürdürerek Filistin halkı nezdinde ne denli güven kaybettiğini bir daha göstermiş oldu.

Abbas, kendi sınırları üzerinde egemenliği olmayan ve hatta ulusal bir savunma gücünden mahrum, silahsızlandırılmış bir "devlet" fikrine razı. İşgalci olmasına rağmen İsrail’in kendi geleceği ve güvenliği için böyle bir ödün verme durumunda olmayacağı hesaba katılırsa bu, utanç verici bir tutum.

İsrailliler ile Filistinliler arasındaki güç farkı da düşünülürse Filistin Yönetimi'nin bu maskaralığı bir hayatta kalma taktiği olarak sürdürdüğü aşikâr. FY, beş yıl görev yapmak üzere geçici bir yönetim olarak kurulmuştu. Bugün, üst düzey FY yetkilileri, muktedir konumlarını korumak ve kişisel çıkarlarının devamı adına müzakereleri olabildiğince kullanmak için statükoyu sürdürme hevesinde.  

Filistin Yönetimi, Kerry'nin Kudüs mahallelerinden Beyt Hanina'nın müstakbel ‘Filistin Devleti’nin başkenti olması yönündeki gülünç önerisine kızmış gibi yapıp İsrail'i Yahudi devleti olarak tanıma konusunda gidip gelirken hüsran, atalet ve bunalım Filistin halkını pençesine alıyor. İsrail işgal güçlerine teslim olmayı reddeden Birzeytli gencin öldürülmesi ise Filistin liderliğinin satılmışlığına rağmen Oslo nesli içinde davaya inanların hâlen tükenmediğini gösteriyor.

More from Linah Alsaafin

Recommended Articles