Ana içeriğe atla

Suriyeli Kürtlerin Türkmenlerle Flörtü

Civilians and members of the Kurdish People's Protection Units (YPG) gesture and raise flags atop a tank that belonged to fighters from the al Qaeda-affiliated Islamic State of Iraq and the Levant (ISIL), in al-Manajeer village of Ras al-Ain countryside January 28, 2014. REUTERS/Rodi Said (SYRIA - Tags: POLITICS CIVIL UNREST CONFLICT) - RTX17YNR

“Türkmenleri korumaya, kendileriyle El Kaide’ye karşı ittifak kurmaya hazırız.” Bu çarpıcı teklifin sahibi Suriye’de gün be gün nüfuzunu arttıran PKK’nın Suriye’deki “kardeş”  partisi Demokratik Birlik Partisi (PYD) eş başkanı Salih Müslim’e ait. Al-Monitor’a Skype üzerinden özel açıklamalarda bulunan Müslim, Suriyeli Türkmenlerin El Kaide tarafından geçtiğimiz günlerde “aforoz” edilen ancak bu kanlı terör örgütün taktiklerini birebir uygulayan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) uğradığı saldırılardan duyduğu endişeyi dillendirdi. “Suriye’deki tüm halklar bizim kardeşimiz. Türkmenlere kapılarımız sonuna kadar açık bizimle temasa geçmelerini bekliyoruz,” dedi. 

Daha geçtiğimiz yaza kadar başta Ankara’nın telkinleriyle Türkmenlerin aktif şekilde Özgür Suriye Ordusu(ÖSO) ve El Nusra Cephesi gibi cihatçı grupların yanında Kürtlere karşı savaştığını hatırlayacak olursak Müslim’in bu “bağışlayıcı” ve “kucaklayıcı” tavrı ilk bakışta tuhaf gelebilir. Ancak reel politik açısından son derece akılcı bir hamle. 

Nedenlerini sıralayalim: Geçtiğimiz günlerde peş peşe üç ayrı “kanton” kurmak suretiyle “geçici otonomi” ilan eden Kürtler meşruiyetlerini pekiştirmek adına mümkün mertebe Suriye’deki farklı etnik ve mezhepsel grupları yerel yönetim saflarına katıyorlar. Bunların arasında özellikle Kürtlerin laiklik vurgusunu önemseyen Süryaniler, Ermeniler, Yezidiler, ve Aleviler var. PYD önderliğindeki Kürtler, Türkmenleri de yanlarına çekmeye başarırlarsa bu elbette önemli propaganda zaferi sayılabilir. Etnik milliyetçi yani Kürt milliyetçiliği temelli bir oluşumun peşinde olduğu argümanları zayıflatır. Daha da önemlisi sahada stratejik bir zafer teşkil eder. Haritaya biz göz atmak yeter. Her ne kadar Kürtler gibi Türkmenler de Baas rejiminin zorunlu asimilasyon politikaları ve ekonomik nedenlerden ötürü Suriye’nin dört bir yanına dağılmış olsalar dahi başta “Bayır” diye tabir edilen ve Hatay’ın Yayladağı ilçesinin karşısında bulunan bölgede Türkmenler  homojen olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Kantonlarını bölen Arap yerleşimlerin denetimini ele geçirmeyi hedefleyen Suriyeli Kürtler için Bayır bölgesi Akdeniz’e ulaşma hayalleri açısından önemi ortada. IŞİD için de öyle. Bu nedenle Taraf gazetesinde yayımlanan bir makalede aktardığım gibi IŞİD Bayır Türkmenlerini bölgeden uzaklaştırmak için yoğun bir terör kampanyası yürüttü.

Arapların yanı sıra Türkmenlerin ve Kürtlerin iç içe yaşadığı Azaz kasabasını ele geçiren IŞİD geçtiğimiz günlerde  ise Türkmenlerin çoğunlukta olduğu Çobanköyü beldesini ele geçirdi. Binlerce Türkmen Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı. Her geçen gün IŞİD karşısında zemin kaybeden Türkmenlerin Kürtlerin ittifak önerisine ne gibi bir yanıt vermelidirler ? Türkiye’nin Suriye politikasını ve Türkmenlere tarihsel yaklaşımına kısaca değinmeden bu soru havada kalır. 

Ankara Suriye’ye Müdahale İçin Rıza mı Üretiyor? 

NTV’nin tecrübeli dış politika muhabiri Mete Çubukçu 1 Şubatta şöyle çarpıcı bir twit atmıştı: “TSK’nın  (Türk Silahlı Kuvvetleri) Suriye’ye girmesi için ‘rızanın imalatı’ süreci başlamış gibi.” Çubukçunun işaret ettiği “süreç” muhtemelen son günlerde AK parti iktidarının Suriye Türkmenleriyle ilgili koparttığı gürültü ve TSK’nın sınırda artan hareketliliği olsa gerek. Örneğin hükümet yanlısı Sabah gazetesinin 30 Ocak tarihli haberinde IŞİD’in ÖSO güçleriyle çatışırken attığı bir havan mermisinin Kilis’in Çobanbey hudut karakol isabet ettiğini öğreniyoruz. Gazete  TSK’nın ‘misliyle’ karşılık vererek IŞİD güçlerine top ateşine tuttuğunu ve üç aracını imha ettiğini aktarıyor. Türkmenlerin dramı daha sık medyada yer alırken AK parti iktidarı artan dozlarda IŞİD’in teşkil ettiği güvenlik tehlikesini daha sık dillendirmeye başladı. Örneğin 2 Şubatta vurulan IŞİD konvoyu hakkında açıklamada bulunan dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dediklerine bir göz atalım: “Bugüne kadar Suriye’de olan herhangi bir duruma müdahale etmemek için çok temkinli davrandık ama tehlike bize doğru yaklaşıyor. Bunun sorumlusu kimdir? Bunun sorumlusu Beşşar Esed rejimidir.(...)Eğer BM’nin görevi uluslararası güvenlik, barış ve istikrarı korumak ise bunu yapmak için en doğru zaman şimdidir. Şimdi korumayacaksa, ne zaman koruyacak?”

Davutoğlu’nun bu serzenişinden Türkiye’nin  El Kaide tehdidini öne sürerek uluslararası toplumu yeniden Suriye’ye askeri müdahale için davet çıkarttığı sonucuna varanlar var. (“Müdahale” derken bir tür kordon sanitaire veya uçuşa yasak bölge veya her ikisi gibi formüllerden söz ediyorum.) Türkmen vurgusu da ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep milletvekili Mehmet Şeker’in de iddia ettiği gibi  Suriye’de her türlü müdahaleye soğuk bakan Türk kamuoyunun milliyetçi duygularına hitap ederek desteğini sağlamak için devreye sokuluyor. Aynı senaryo  Kürtlere yönelik müdahaleye gerekçe olarak Irak’taki Türkmenler üzerinden denenmemiş miydi? 

Bu tür yorumlar abartılı sayılabilir ancak şurası muhakkak: Türkmenlerin yolsuzluk iddialarıyla sarsılan AK parti iktidarı için oldukça “kullanışlı” yönleri var. Başka bir ifadeyle kamuoyunun dikkatini yolsuzluklardan farklı yöne çekmek. Bunun en somut örneği son günlerin Milli İstihbarat Teşkilatının himayesinde olduğu söylenen meşhur kamyonlar vakası. İktidar Fethullah Gülen camiasının emniyette yuvalandığını iddia ettiği güçler tarafından en az iki kez durdurulan kamyonların Suriyeli Türkmenlere “yardım” taşıdığını savunurken

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kamyonları arayanları “ihanetle” itham etti. Ne var ki görüşlerine başvurulan Türkmenler Türkiye’den kendilerine ulaşan herhangi bir yardım olmadığını söylediler.

Türkmenler Kürtlerin Teklifine Ne Demeli? 

Yazımızın başındaki soruya dönecek olursak: Görüştüğümüz Suriyeli Kürt kaynakların iddialarına göre Türkmenlerle ittifak teklifi daha önce de yapılmış ancak Türkiye araya girerek bunu engellemiş. Ancak PYD lideri Müslim görüşmemizde bazı Türkmenlerin PYD’nin askeri kanadı sayılan Halk Savunma Birliklerine  (YPG) katıldığını söyledi. Konuyu İstanbul’da yaşayan Suriye Demokrat Türkmen Hareketi lideri Ziyad Hassan’a açtım. Hassan Türkmenlerin YPG saflarını katıldığı iddialarını “yalan” şeklinde tanımlarken Türkmenlerin PYD ile ittifak kurmasının “asla söz konusu olmadığını” çünkü “ PYD’nin PKK’dan herhangi bir farkı” olmadığını savundu. Türkmenlerin  her koşulda Türkiye’nin  yanında durduğunu, Türkiye’den askeri yardım beklediklerini ifade etti.

Ne İstediğine Dikkat Et Gerçekleşebilir

Türkiye’nin uzun süredir Suriye’deki muhaliflere lojistik ve sınırlı olsa da askeri destek sağladığını artık iktidar dahi gizlemiyor. Ve Suudi Arabistan, Katar ve Libya’dan akan silahların muhaliflere ulaşmasına aracı olduğunu sağır sultan bile duydu. Netice ortada. Esad’ı deviremeyen muhaliflerin yerini IŞİD gibi gruplar aldı. Türkmenlere silahları dağıtmakla yükümlü ÖSO’nun silahları vermediğini bizzat Türkmen komutanların kendileri söyledi. Türkmenler Türkiye tarafından silaha boğulsa dahi bunun orta vadede rejim IŞİD ve rejim güçlerini üzerlerine yeniden çekmekten öte nasıl bir faydası olacağı meçhul. Türkmenlerin savunmasız kaldığı noktada Türkiye’nin fiilen devreye gireceği gibi. Girse de bu Türkmenlerle birlikte Türkiye’yi de bataklığa sürükleyeceği aşikar. Kaldı ki Suriye’deki cihatçı gruplar üzerine yaptığı araştırmalarıyla son günlerde ün salan Aymenn Jawad Al Tamimi’nin altını çizdiği üzere IŞİD’in Türkiye’ye karşı bir cephe açma lüksü yok. Al Monitor’un e posta aracılığıyla ulaştığı Al Tamimi Tedavüle giren IŞİD’in Türkiye’yi tehdit içeren açıklamaların da “sahte” olduğunu savundu.

Kanaatimce IŞİD’in varlığı  kısa vadede tehdit unsuru teşkil etmese de orta ve uzun vadede Türkiye ve bölge açısından hiç de hayırlı olmadığı ortada. Hal böyleyken ve Türkmenler kendilerini savunacak güçte değilken Suriye topraklarından tümüyle silinmemeleri için yapacakları en doğru hamle PYD/YPG ile ittifak kurmaları, geçici yönetimde yer almaları olduğu Türkmenlerin kulaklarına hoş gelmese de bir diğer gerçek. Böylece hem güvenliklerini garanti altını almış olurlar aynı zamanda Suriye’nin Kuzeyinde Kürtlerin “Rojava” diye adlandırdıkları özerk bölgelerde söz sahibi olma şansını yakalayabilirler.

Ankara buna köstek olacağına sessizce de olsa destek olmalı. Unutmayalım daha düne kadar Türkmenleri Iraklı Kürtlere karşı kışkırtan Türkiye an itibarıyla Irak Kürdistan’iyle “stratejik müttefik”  konumunda. Iraklı Türkmenleri hatırlayan var mı? Yarın bir gün benzer bir durum Türkiye ve Suriyeli Kürtler arasında yaşanacağa kaçınılmaz. Dediğimiz gibi haritaya bir göz atmak yeter....

More from Amberin Zaman