Ana içeriğe atla

El Kaide İsrail için artık bir ön cephe tehdidi

Suriye, Lübnan ve Mısır’da kazanımlar sağlayan El Kaide ve bağlantılı gruplar, İsrail’i hiç olmadığı kadar tehdit ediyor. Türkçeden İngilizceye çevrilmiştir.
Israeli soldiers ride an army jeep during a patrol along Israel's border with Lebanon near the northern village of Avivim July 3, 2013. Israel is bolstering its forces on the once-quiet frontier with Syria where it believes Lebanese Hezbollah militants are preparing for the day when they could fight Israel. Picture taken July 3, 2013. REUTERS/Baz Ratner (ISRAEL - Tags: MILITARY POLITICS) - RTX11IMI

El Kaide bağlantılı gruplar ve bir fikir olarak El Kaidecilik, İsrail’i amansız bir şekilde adım adım çevreliyor. Küresel cihat tarihinde hiç görülmemiş şekilde İsrail’in kuzey ve güneyinde güvenli bölgeler ve üsler türüyor, Usame Bin Ladin’le Ayman Zevahiri’nin rüyaları gerçeğe dönüşüyor. Teröristler için hâlâ çok zorlu bir hedef olan İsrail, kendini eksiksiz şekilde savunma gücüne sahip. Ancak İsrail’in teröristlerle mücadelede karşı karşıya olduğu güçlükler daha da zorlaşıyor.

İsrail, El Kaide’nin söylem ve ideolojisinde daima merkezi bir yer almıştır. Bin Ladin’in “Haçlı-Siyonist” düşmana karşı başlattığı cihatta İsrail hep ana hedef olmuştur. Öyle ki Kudüs’ün mukaddes camilerini “kurtarmak” Bin Ladin’in yazılarında Mekke’yle Medine’deki mukaddes camileri “kurtarmaktan” önce gelmiştir. Bin Ladin, 2009 Noel’inde bir ABD uçağının Detroit üzerinde patlatılması girişimine sahip çıkarken, ABD İsrail’i desteklediği sürece bu tür saldırıların devam edeceğini söylemişti. Ne var ki bugüne dek El Kaide ve ona bağlı gruplar, vadedilmiş topraklara ulaşıp İsrail’e saldırmakta zorlandı. Kenya’yla Tunus’ta İsrail ve Yahudi hedeflerine saldırılar düzenlendi, ama İsrail’in kendisini kıstırmak fazlasıyla güçtü.

El Kaide’nin İslam dünyasındaki faaliyetleri, iki yıl öncesine kadar genelde Arap dünyasının merkezi ile İsrail’e uzak bölgelerde cereyan ediyordu. Pakistan, Yemen, Cezayir ve Irak’ta serpilen El Kaide, Doğu Akdeniz’de pek varlık gösteremiyordu.

 

Arap Uyanışı’yla birlikte El Kaideciliğin coğrafyası kökten değişti. El Kaide’nin Irak kolu olan Irak-Şam İslam Devleti’nden (IŞİD) 2012’de bir Suriye kolu – Nusra Cephesi – türedi ve Suriye iç savaşında serpildi. Bu iki grup şimdi doğu ve kuzey Suriye’de nüfuzlarını artırmak için rekabet ediyor. İsrail istihbarat kaynaklarına göre iki gruba bağlı militanların sayısı, toplam 40 bini buluyor. Bir Amerikan istihbarat kaynağı ise bu sayıyı yaklaşık 25 bin olarak ifade ediyor. Bunların arasında yer alan çok sayıda yabancı savaşçı, Esad diktatörlüğünü yıkıp sonra Kudüs’ü kurtaracak bir harekâta katıldıkları düşüncesiyle Suriye’ye gidiyor. ABD yetkilileri, 50 ülkeden yaklaşık 7 bin gönüllü savaşçının Suriye’de bulunduğunu tahmin ediyor. Minik Lüksemburg bile savaşmak ve ölmek için Suriye cihadına giden gönüllülerin ülkeleri arasında yer alıyor.

Nusra Cephesi, Lübnan’da da bir şube oluşturmuş durumda. Abdullah Azzam Tugayları isimli bu grup, 1980’lerde Afganistan’da Sovyetlere karşı verilen savaşta Bin Ladin’in ortağı olan meşhur Filistinli ideoloğun ismini taşıyor. Lübnan’ın Sünni kesimi, ülkedeki Hizbullah hâkimiyetinden usanmış durumda. Bu da El Kaide’nin serpilmesi için müsait bir ortam sağlıyor. Zevahiri, ocak ayında yaptığı çağrıda, Suriye ve Irak’taki tüm El Kaide gruplarının birlikte çalışıp Kudüs’ün nihai kurtuluşu için hazırlık yapmasını istedi. Zevahiri, Nusra lideri Muhammed El Golani’ye Suriye savaşının asli önderi olarak destek veriyor. Golani’nin bu takma adı bile nihai hedefinin İsrail olduğunu açıkça anlatıyor.

Güneydeki Mısır’da da demokratik yollardan seçilen Müslüman Kardeşler hükümetinin geçen yaz darbeyle devrilmesinden bu yana El Kaidecilik yükseliyor. Zevahiri, Mısır’da ordunun karşı devrim yapacağını Arap Baharı’nın daha başında öngörmüş ve yandaşlarına orduya karşı silahlı mücadele, yani cihat hazırlığı yapma çağrısında bulunmuştu. El Kaide destekçilerine göre, darbe onların anlayışını doğrulamış oldu. Yani barışçıl, demokratik değişim bir hayaldi, Müslüman Kardeşler fazlasıyla zayıftı, ordu da iktidarı elinde tutmaya fazlasıyla kararlıydı. El Kaide propagandasına göre, darbeyi perde arkasından tertipleyen Suudi istihbaratı, bunu İsrail’in sessiz icazeti ve Amerikalıların örtük desteğiyle yapmıştı.

Mısır’da şu an askeri yönetime karşı cihat yürüten birkaç tane grup ortaya çıkmış durumda. Bunların en tehlikelisi olan Ensar Beyt El Makdis, nam-ı diğer Ensar Kudüs Kahire’de, diğer kentlerde ve Sina Yarımadası’nda bir dizi terör saldırısı düzenledi. Örgüt, 25 Ocak’ta yayımladığı bir görüntüyle Mısır ordusuna ait bir helikopterin gelişkin, taşınabilir karadan havaya bir füzeyle düşürülmesini üstlendi. Görüntüyü inceleyen uzmanlar, söz konusu taşınabilir hava savunma sisteminin bölgenin genelinde kullanılan teknolojiden üstün olduğunu belirtiyor. Zevahiri, Sina Yarımadası’ndaki cihatçıların eylemlerini defalarca övdü, bilhassa da İsrail hedeflerine yönelik olanları. Örneğin, Mısır’dan İsrail ve Ürdün’e doğal gaz taşıyan boru hattına yönelik eylemler. Örgütün ismi de nihai hedefini açığa vuruyor.

İsrail istihbaratı, geçtiğimiz ay El Kaide’nin Tel Aviv’deki ABD büyükelçiliği dâhil İsrail topraklarında birkaç tane hedefi vurma planını ortaya çıkardığını açıkladı. Büyük bir yolun üzerinde, trafiğin ortasında bulunan elçilik, vurulması kolay bir hedef. İsrail iç istihbarat örgütü Şin Bet, Zevahiri’yle dolaylı temas halinde olan bir grup Filistinliyi tutukladığını bildirdi. Bu kişilerin saldırıların planlamasında yer alan Gazze Şeridi’ndeki bazı cihatçılar üzerinden Zevahiri’yle temas ettiği belirtildi. Suriye’deki Nusra Cephesi ile de temas etmiş olabilecekleri söylendi. İsrailli yetkililere göre intihar saldırıları, Rusyalı Müslümanların, muhtemelen Çeçenlerin katılımıyla gerçekleşecekmiş. Anlaşılan eylemler, planlama safhasının oldukça erken bir aşamasında ortaya çıkarılmış, yani planlama henüz tamamlanmamış ve eylemciler sahaya inmemiş. Eğer Zevahiri’nin planlamada bizzat yer aldığı iddiası doğruysa bu durum, Mısır kökenli El Kaide liderinin operasyonel anlamda bilinenden daha aktif çalıştığı anlamına gelecek.

El Kaide’nin Ürdün’de bir altyapı oluşturması, İsrail istihbarat çevrelerini bilhassa alarma geçirir. Zira bu durumda ilmek tamamlanmış olur. Ürdün istihbaratı, El Kaide’yle mücadelede son derece etkili, ama El Kaide de uzun yıllardır Haşemi Krallığı’ndan yandaş devşirebiliyor. Nitekim Irak El Kaidesi’ni de Ürdünlü Ebu Musab Zerkavi kurmuştu. Ürdünlü kaynaklara göre yaklaşık 2,500 Ürdünlü, şu an Suriye’de Nusra Cephesi ve IŞİD saflarında çarpışıyor. Çoğunun Nusra içinde yer aldığı söyleniyor.

Uzun bir terörle mücadele tecrübesi olan İsrail, terör tehditleriyle baş etmek için fevkalade yeteneklere sahip. İsrail, hava limanları ve diğer giriş kapıları dâhil sınırlarında katı güvenlik uygulayan, zorlu bir hedef. Şin Bet gibi İsrail istihbarat ve güvenlik birimleri, dünyanın en iyileri arasında. Suriye, Lübnan ve Mısır’daki El Kaide üsleri, şüphesiz ki İsrail güvenlik teşkilatının öncelikler listesinde en tepelerde yer alıyor.

El Kaide şubeleriyle El Kaideciliğin bölgede yayılışı, büyük bir El Kaide planının parçası değil, Arap Uyanışı ile onun ürettiği kargaşanın sonucudur. 2011’de Mısır’da meydana gelen devrim, Zevahiri’yi hazırlıksız yakalamıştı. Ancak koşullara uyum sağlayan bir ideoloji olan El Kaide,  kurucuları Bin Ladin’le Zevahiri’nin savaşı İsrail’e kadar ve bir gün belki de İsrail’in içine taşıma hedefini gerçekleştirmek için bölgesel ortamdan yarar sağlıyor.

More from Bruce Riedel