Ana içeriğe atla

Umman'dan Suudi Arabistan'a Körfez birliği vetosu

Umman’ın tutumu Suudi Arabistan’ın bölgesel projelerini duraksatabilir.
Oman's Interior Minister Saud bin Ibrahim al-Busaidi attends the Gulf Cooperation Council (GCC) Interior Ministers' Conference in Manama November 28, 2013. REUTERS/Stringer (BAHRAIN - Tags: POLITICS) - RTX15WB1

Suudi Arabistan'ın Körfez İş Birliği Konseyi'ni (KİK) Körfez Birliği'ne dönüştürme önerisi, 7 Aralık’ta düzenlenen Manama Diyalog Forumu’nda büyük bir darbe aldı. Bu gelişme, önerinin görüşülmesinin beklendiği Kuveyt'teki KİK bakanlar toplantısından hemen önce yaşandı.

Umman Dışişleri Bakanı Yusuf Bin Alavi, birliğe karşı olduklarını ve bir ışık görmedikleri takdirde yeni oluşumdan çekileceklerini açıkça söyleyerek dinleyicileri şaşkınlığa uğrattı. Umman daha önce, 2011'de de Suudi önerisine sıcak bakmadığını ifade etmişti, ancak bakanın son beyanları Suudiler için olabilecek en kötü zamanda geldi. Zira hem uluslararası hem bölgesel güç kaymaları, Suudilerin pozisyonunu gitgide aşındırıyor. Suudi Arabistan'ın en azından Körfez komşuları nezdinde yeniden itibar kazanmak için can attığı bir dönemde Alavi'nin açıklamaları, iş birliği illüzyonunu ve Körfez’de birlik ihtimalini yerle bir etti.

Ummanlı bakanın dolambaçsız sözleri, Suudi Arabistan'ın alışık olduğu bir şey değil, hele de KİK’teki yakın ortakları söz konusu olduğunda. Bu sözler Suudi Arabistan’ın rahatsızlığına tuz biber ekti. Zira kısa bir süre önce Umman Sultanı Kabus Bin Said'in Suudileri öfkelendiren Cenevre mutabakatına giden süreçte ABD ile İran arasındaki gizli görüşmeleri kolaylaştırdığı da ortaya çıkmıştı. Umman, Suudi Arabistan'ın İran'a ve Suriye gibi tehdit olarak gördüğü Arap ülkelerine karşı izlediği çatışmacı tutumu benimsemeyi uzun zamandır reddediyor. Umman’ın komşu ülkelerin içişlerine açıkça karışıp muhalifleri desteklediği veya ideoloji ihraç etmeye çalıştığı görülmemiştir. Batı güçlerinin kriz zamanlarında güvenebileceği sağlam bir müttefiktir. Umman’ın sergilediği tarafsızlık tarihine, kültürüne ve dış dünyayla geliştirdiği ilişkiye dayanır.

Suudi Arabistan'ın aksine Umman'da gerçek bir çoğulcu toplum söz konusudur. Farklı etnik ve dini topluluklar ülkede nispeten uyum içinde yaşar. Son zamanlarda iç siyasi ve ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan gösteriler yaşansa da herhangi bir mezhepsel gerilim veya etnik husumet görülmedi. Umman’daki mozaik, ülkenin Afrika ve Hint alt kıtasıyla kurduğu tarihsel, ulus ötesi bağlarının bir ürünüdür.

Arap bölgesi ve bizzat Körfez'de yükselen mezhepsel gerilim,  dinsel yapısında Sünni, İbadi ve Şiileri barındıran Umman’ı kaygılandırıyor olmalı.  Umman'da Araplar, Zanzibarlılar ve Beluciler sadece toplumsal düzeyde değil, hükümette de barış içinde bir arada var olmuştur. Toplulukların tümü ticarette, orduda, güvenlik güçlerinde önemli bir paya sahiptir. Ummanlı kimliği, bir kesimin diğerine hükmetmesinden değil, toplumsal çeşitlilik ve çoğulculuk temelinde oluşuyor. Alt kimlikler hâlen canlıdır, ama ülkenin birliğini bozacak şekilde siyasileşmemiştir. Körfez bölgesindeki mezhepsel ve etnik gerilim, Umman toplumunun doğrudan temellerine yönelmiş bir tehdittir. Dolayısıyla Umman, İran'ı hedefliyormuş gibi görünen, içeride de ciddi sonuçlara yol açabilecek herhangi bir Körfez birliği projesini destekleme lüksüne sahip değildir.

Küçük ama zengin komşusu Birleşik Arap Emirlikleri'nin aniden ortaya çıkan agresif dış politikası da Umman'ı endişelendiriyor. Zira Arap ayaklanmalarıyla birlikte BAE, daima uzlaşma arayan tarafsız bir aktör olmayı bırakıp müdahil bir güce dönüştü ve Mısır gibi ülkelerin siyasetini etkilemek için petrol zenginliğini kullanmaya başladı.

Umman’ın azalan petrol kaynakları ve artan işsizlik oranı, bölgesel alandaki elini zayıflatıyor. Geleneksel olarak dışarıda iş olanakları arayan genç Ummanlılar, Doğu Afrika kıyılarında yeni topluluklar oluşturmuş, hatta Afrika’da kimi bölgelere hâkim olmuştur. Ayrıca 1970’te petrol üretiminde yaşanan patlamadan bu yana diğer Körfez ülkelerinde de iş bulmuşlardır. Ne var ki Körfez’deki iş birliği, Ummanlılar açısından ekonomik bütünleşmeyi ilerletmemiş ve iş gücü piyasasını onlara gerçek anlamda açmamıştır. KİK, Umman’ın kıyı şehirlerinde patlak veren gösterilerin ardından 2011’de ülkeye 10 milyar dolarlık bir mali yardım sözü vermiştir.

Umman yine de Körfez yardımı alan diğer Araplar kadar çaresiz değil. Tarafsızlığını hâlâ koruyabiliyor, hatta Suudi himayesindeki birlik projesini açıkça reddedebiliyor. Körfez'de arzulanan ekonomik bütünleşme, siyasi birlikteliği derinleştirme yoluyla sağlanamaz. Zira bu, İran'la ileride yaşanabilecek bir bölgesel çatışmada Umman'ın tarafsız kalmasını engelleyebilir. Umman’ın Suudi Arabistan'ın azılı düşmanı İran’ın gizli görüşmelerine yardımcı olması da kendini yeterince güvende hissettiğini gösteriyor. Bu siyasi rol, ileride Umman’ın İran’la ekonomik iş birliği yapmasına yol açabilir ki bu da KİK kaynaklarında yaşanabilecek herhangi bir kaybı telafi edebilir.

Umman sadece coğrafi açıdan değil, ruhen ve kültürel olarak da Körfez'in Arap tarafında yer alıyor. Umman, Suudilerin çatışmacı söylem ve mezhepçi projelerinden uzak dururken, aynı zamanda- birliğe dönüşsün veya dönüşmesin- KİK’in ayrılmaz oyuncusu olmayı sürdürebilir. Umman, sırf bir dış düşmana karşı cepheleşmeyi amaçlayan birlik projesine soğuk bakarak akıllıca davrandı. İran’la barış içinde yaşama amacı olmaksızın projenin Körfez’deki sorunları derinleştireceğini baştan idrak etti. Başka bir ülkenin farazi savaşlarına sürüklenmek istemeyen Umman, bağımsız konumunu korumak için çatışma yerine diplomasiyi seçti.

10 Aralık'taki KİK zirvesi, çatlağın derinleşmesini önlemek ve iş birliği görüntüsünü korumak için birlik konusunu ele almayacak. Lakin bazı üyelerin birlik fikrine ilişkin tereddüt ifade ettiği, bazılarının ise projeyi açıkça reddettiği bir ortamda KİK, artık zamanı geçmiş bir yapı olarak görünebilir. Kuruluşunun üzerinden 30 yılı aşkın zaman geçen KİK, farklı bir anlayış etrafında yeniden şekillendirilmelidir. Zira tek varlık sebebi İran'a karşı birlik olacaksa KİK ayakta kalamaz. Suudi Arabistan, bu amacı gütmeye devam etse de küçük devletler barışı savaşa tercih edebilir. ABD'nin de İran'la çatışmak yerine onu frenlemeyi tercih ettiği bir dönemde başka Körfez devletlerinin de Umman'ın peşinden gitmesi muhtemel.

Diğer KİK üyeleri İran’la barış içinde yaşama, ekonomik ve mali iş birliğinin meyvelerini toplama hedefine yönelebilir, Suudi Arabistan da kendini iyice yalnızlaşmış bulabilir. Diğer üyeler için yeni bir politika uygulamak kolay olacak. Zira Bahreyn hariç KİK üyesi diğer ülkelerdeki siyaset, ideolojik ve mezhepsel kaygılar etrafında şekillenmiyor. Ekonomik refahlarını arttırmak isteyen diğer KİK üyeleri, din savaşı bayrağını açarak kendi çıkarlarına zarar vermek istemez.

Suudi Arabistan için komşularına kulak verip debdebeli projelerden ve yayılmacı emellerden vazgeçme zamanı gelmiştir. Mevcut Suudi tutumu, bölgeyi kutuplaştırmış, dar ve saldırgan mezhepsel projelere sürüklenme lüksü olmayan çoğulcu toplumlarda barışı tehdit eder hâle gelmiştir. Suudi Arabistan artık şunu anlamalı ki bölgenin etnik ve mezhepsel çoğulculuğunu siyasallaştırmak ve bu arada ciddi sonuçlara yol açmak kolay olabilir, ama bu yapıyı homojen hâle getirmek hiç de kolay değil. Eşitliğin herkes için güvence altında olduğu çoğulcu toplumlar canlı, enerjik ve yaratıcıdır. Bu toplumlar, monoton ortamlara kültürel bir renk katmakla kalmıyor, ekonomik refahla girişimcilik kabiliyetini artırıyor. İyi yönetilen çeşitlilik, zafiyet değil güç kaynağıdır. Suudi Arabistan bir noktayı daha kavramalıdır. Ekonomik ve siyasi rekabet kontrol edilebilir, ama din savaşları genelde uzun sürer ve toplumları tüketir. Bunun da basit bir nedeni vardır: Kutsalları bölüp paylaşmak kolay değildir.