Ana içeriğe atla

İran nükleer anlaşması Suriye’de siyasi çözüm için kilit önemde

Hafta sonu Cenevre’de yapılan nükleer görüşmelerde büyük ilerleme kaydedilse de İsrail ve kimi Kongre üyelerinin muhalefeti zaman baskısı oluşturuyor. Sonuç Suriye’yi de etkileyecek.
European Union foreign policy chief Catherine Ashton listens as Iranian Foreign Minister Mohammad Javad Zarif (R) speaks during a news conference at the end of the Iranian nuclear talks in Geneva November 10, 2013. Zarif and Ashton said on Sunday they hoped Iran and six world powers would reach an agreement when they gather again in 10 days, adding that the latest round of talks on Tehran's nuclear programme was something all delegations can build on.  REUTERS/Jason Reed   (SWITZERLAND - Tags: POLITICS) - R

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, İran’la 5+1 Grubu arasında nükleer anlaşmaya dönük Cenevre’de yapılan maraton görüşmelerin sonunda iyimser bir havadaydı. Kerry, “ciddi ilerleme” sağlandığını ve tarafların “Cenevre’den ayrılırken geldikleri güne kıyasla birbirine daha yakın” olduğunu belirtti. Bir sonraki görüşmenin 20 Kasım’da siyasi direktörler düzeyinde yapılması öngörülüyor. Laura Rozen’in Cenevre’den bildirdiği gibi, müzakereler İran’ın Arak ağır su tesisine ilişkin Fransa’nın duyduğu kaygılar sebebiyle tıkandı.

Görüşmeler, Hasan Ruhani’nin İran cumhurbaşkanı olduğu 4 Ağustos’tan sonra yapılan ilk görüşmelerdi. Konuların karmaşıklığı ve 30 yıllık güvensizlik dikkate alındığında, daha ilk turda anlaşmaya varılamaması sürpriz değil.

Müzakereler etkileyici bir hızla ilerlese de zaman kimsenin lehinde işlemiyor. Obama yönetimi, görüşmelerin bu evresinin ne denli hassas olduğunu biliyor. Kerry, Kongre’ye ve “dünyada başkalarına” seslenerek şöyle konuştu: “Şu iyice anlaşılmalı ki eğer nihayetinde en son seçeneğe, yani muhtemel güç kullanımına başvurulacaksa, diplomasinin sunduğu tüm imkânların tüketilmesine şans tanınmalı. Zamanın daraldığını biliyoruz. Meseleyi acil kılan unsurlardan biri de zaten bu.”

Obama yönetimi, Kongre’den İran’a yönelik yeni yaptırımlar ele almayı ertelemesini istemişti. Olmazsa olmaz bir düzenleme olarak görülen Ulusal Savunma Yetkisi Kanunu yakında Senato’da görüşülecek. İran’la uzlaşmaya karşı çıkan senatörlerin, Başkan Obama’nın yaptırımları geri çekme yetkisini kısıtlayan veya İran’a karşı yeni yaptırımlar öngören değişiklikler önermesi bekleniyor.

Yasa üzerindeki görüşmeleri yönetecek kişi olan Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Carl Levin, şu aşamada İran’a yeni yaptırımların uygulanmasına karşı çıkıyor. Levin, Al-Monitor muhabiri Barbara Slavin’e 1 Kasım’da şöyle demişti: “Bugüne dek yaptıklarımızın üstüne şu aşamada yeni bir şey yapmamız gerekmiyor.”

Senato Bankacılık, Konut ve Şehircilik Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Tim Johnson, The Hill gazetesine perşembe günü yaptığı açıklamada Cenevre görüşmelerinin sonucuna dair bilgi almadan Nükleer İran’ı Engelleme Yasası’na ilişkin işlem yapmayacağını belirtti. Yasanın Senato’daki onay sürecinde bu komitenin de yetkisi var. Temsilciler Meclisi, yasayı 24’e karşı 400 oyla temmuzda onaylamıştı.

İran’la varılacak bir nükleer anlaşmanın başka karşıtları da var. Kudüs’ten Ben Caspit’in bildirdiği gibi, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, uzlaşmayı “İran için yüzyılın anlaşması” şeklinde niteleyip tepki gösterdi ve Kerry, Cenevre yolundayken onunla sert bir görüşme yaptı.

İran’la müzakerelerin önemi, İran’ın nükleer silah yapmasını engelleyecek tedbirlerin hayata geçirilmesinden ibaret değil. İran, Suriye başta olmak üzere bölgesel güvenlik açısından da kritik önem taşıyor. İran, Suriye savaşının sona erdirilmesi için defalarca yardım önerdi. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, 30 Eylül’de Al-Monitor’a verdiği mülakatta şöyle demişti: “Nükleer meseleyi çözersek bu, başka meselelerin çözümüne de zemin hazırlayacak.”

Suriye’de yaşanan trajedi, her geçen gün daha vahim bir hâl alıyor. ABD’nin nüfus, mülteciler ve göçten sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Ann Richards, Barbara Slavin’e verdiği demeçte Suriye’de “nüfusun yarısının” mağdur olduğunu, Suriye’de yaşanan insani krizin “çapı ve kapsamına” sahip başka bir kriz görmediğini belirtti.

Geçen ay Al-Monitor’a konuşan Suudi Prens Turki El Faysal’ın tabiriyle “oyun sahasını eşitlemek” üzere girişilecek bir askeri çözüm, gerçek hayata savaşın uzaması ve yaşanan acıların artması olarak yansıyacak.

ABD, Rusya, AB, BM ve uluslararası yardım kuruluşları dâhil olmak üzere tüm makul taraflar, askeri çözümün Suriye’de başarı şansı olduğuna inanmıyor ve zaten vahim olan durumu daha da kötüleştirme dışında bir sonuç vereceğini düşünmüyor.

Fehim Taştekin, Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu’nun (SUK), Cenevre-2 Barış Konferansı’na katılıp katılmamayı görüşmek üzere düzenlediği toplantıyı izledi. Taştekin’e konuşan SUK mensuplarına göre, Suudi Arabistan, ABD-İran yakınlaşmasına misilleme olarak Cenevre-2 Konferansı’na taş koyuyor ve SUK’u ABD’yle hesaplaşma alanına çeviriyor. Kaynaklardan biri şöyle konuşuyor: “Cenevre’ye karşı çıkan kanat da Suudi Arabistan’ın etkisinde. Sayıları 15’i buluyor. Ama genel eğilim uluslararası toplumu karşısına almama yönünde. Karar almak riskli. Biz önce askeri kanadı ikna edelim diyoruz. Londra’da çizilen çerçeveyi askeri kanadın iyi okumadığı kanaatindeyiz. Kararı ertelemekten yanayız.”

Suriye muhalefetinin bölünmüşlüğü, BM’nin Suriye Özel Ortak Temsilcisi Lakhdar Brahimi dâhil birçok kişiyi hüsrana uğratıyor. Brahimi, 5 Kasım’da yaptığı açıklamada şöyle konuştu: “Muhalefet çok zor günler yaşıyor. Bölünmüş durumdalar ve bu kimse için bir sır değil. Türlü sorunlarla karşı karşıyalar, ama hazır bulunmak için çok, çok yoğun bir şekilde çalışıyorlar.”

New York Times gazetesinden Anne Barnard ise şu tespitte bulunuyor: “Bölgesel gözlemciler ve olası arabulucularının yanı sıra savaşın her iki tarafında yer alan ve sayısı gittikçe artan Suriyeliler, iç savaşı sona erdirmek için yeni stratejiler talep ediyor. Zira kaçınılmaz bir yeni gerçek olarak şunu görüyorlar: Cumhurbaşkanı Beşar Esad görevde kalacak.”

Barnard şu bilgileri veriyor: “Gayri resmi görüşmeler için sessiz girişimler söz konusu. Bunların bazısı ABD Dışişleri Bakanlığı’nın desteğiyle yapılıyor. Geçtiğimiz ay gerçekleşen ve Amerikalıların dâhil olmadığı bir girişim kapsamında, 2011’de Suriye hükümetinden atılan ve şu an Birleşmiş Milletler’de çalışan Abdullah El Dardari, savaşın karşıt saflarında yer alan yaklaşık 170 Suriyeliyle Beyrut’ta bir toplantı yaptı.”

Suriye’de askeri çözüm isteyen Suudi Arabistan, bu katı tavrı yüzünden kendini gitgide yalnızlaşmış bulabilir. Örneğin Türkiye, başarısızlığa uğrayan Suriye siyasetinden sonra bölgesel tutumunda yeni ve pragmatik bir yaklaşımın işaretlerini veriyor. Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” politikasına geri döndüğünü yazan Semih İdiz, Türkiye’nin Bağdat ve Tahran’la yeni köprüler kurma çabasına ve Şam rejimine karşı savaşan terörist gruplar için geçiş yolu hâline gelen Suriye sınırında nihayet önlem almasına dikkat çekiyor.

Suriye’deki en güçlü Kürt grubu Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Eşbaşkanı Salih Müslim’le görüşen Amberin Zaman da Türkiye’nin PYD’ye karşı yürüttüğü iddia edilen vekâlet savaşının sona ermiş olabileceğini belirtiyor. Ekim ayı sonlarında sınırdaki Resulayn kasabası yakınlarında PYD’nin silahlı kanadı YPG ile Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) arasında yine çatışmaların patlak verdiğine dikkat çeken Zaman, Müslim’in konuya ilişkin şu sözlerini aktarıyor: “Bu defa, daha önce olduğu gibi Türkiye üzerinden cihatçılar gelmedi. Türkiye, cihatçılara desteğini kesti. Durum an itibariyle bu şekilde görünüyor ve umarız ki böyle devam eder.”

Burada şunu da hatırlatmakta yarar var: en azından eylül sonunda yapılan son iki kamuoyu araştırmasına göre, Obama yönetiminin Suriye’de askeri müdahaleden kaçınma ve İran’la ilişki geliştirme siyaseti güçlü bir halk desteğine sahip. CNN/ORC anketine göre Amerikalıların yüzde 76’sı, İran’ın nükleer silah yapmasını önlemek için İran’la diplomasi yöntemini tercih ediyor. CBS News/New York Times anketine göre de Amerikalıların yüzde 68’i, ABD’nin Suriye savaşına müdahil olma gibi bir sorumluluk taşıdığına inanmıyor.