Ana içeriğe atla

Yeni Kürt-Sosyalist partisi Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Halkların Demokrasi Partisi’nin Mart 2014 yerel seçimlerinde uygulayacağı stratejinin ülke çapında ciddi bazı siyasal etkileri olabilir.
HDP.jpg

Pazar günü Ankara'da yapılan bir parti genel kurulunda ilginç sloganlar atılıyordu. “Her yer Taksim her yer direniş”, en çok dikkat çeken sloganlardan bir tanesiydi. Çünkü bu, 30 Mayısta İstanbul'da Gezi parkındaki ağaçların sökülmesine karşı başlayan ve ardından bütün Türkiye'ye yayılan protestoların en sık kullanılan, en çok bilinen sloganıydı.

Genel Kurulunda Gezi protestoları sloganlarının atıldığı Halkların Demokrasi Partisi (HDP), bu protestoların daha da belirgin hale getirdiği Türkiye'deki “demokratik muhalefet” boşluğunu dolduracak bir partinin ortaya çıkmakta olduğunu mu gösteriyor? LGBT bireylere yüzde 10 kota ayıran, yüzde 50 kadın kotası bulunan bu parti Türkiye'nin geleceğinde söz sahibi olabilir mi?

Bu soruların yanıtlarını aramak için biraz geriye gidip, Halkların Demokrasi Partisinin kurulma hikâyesine bakalım. Halen İmralı cezaevinde hapis cezasını çekmekte olan, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın uzun süreden beri Türkiye’de bütün sol hareketleri bünyesinde toplayacak bir çatı partisi kurulması için çağrıda bulunduğu biliniyor. Öcalan, şu anda Meclis’te bulunan ve üzerinde tartışılmaz bir manevi otoriteye sahip olduğu Barış ve Demokrasi Partisinin Türkiye çapında etkili olamadığı; sadece Kürtlere hitap ettiği ve etkisinin Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesiyle sınırlı olduğunu belirtiyordu. Öcalan’a göre Türkiye'de sol muhalefette büyük bir boşluk bulunmaktaydı ve kurulacak bir çatı partisiyle bu boşluk doldurulabilirdi.

Öcalan'ın bu çağrısı 2011 Genel Seçimlerinde etkisini gösterdi, BDP, 20’ye yakın sosyalist parti ve hareketle işbirliği yaparak Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokunu oluşturdu. Bu blok 36 milletvekilini meclise göndermeyi başardı. İşte bu koalisyon, daha sonra Halkların Demokrasi Partisi çatısı altında bir araya geldi. Geçtiğimiz Pazar günü gerçekleştirdiği genel kurulda Türk sosyalistlerin en tanınmışlarından birisi olan Ertuğrul Kürkçü ve Kürt siyasi hareketinin önde gelen isimlerinden Sebahat Tuncel’i eş genel başkan olarak seçen parti yeni bir döneme girmiş bulunuyor.

Her ne kadar çok renkli ve çok sesli bir görüntü sergilese de HDP’nin Türkiye'de geniş kitlelere ulaşmasını engelleyecek bir dizi handikap bulunuyor. Bunların en önemlilerinden bir tanesi Öcalan'ın parti üzerindeki gölgesi. Öcalan'ın parti üzerindeki iradesi o kadar belirgin ki, en önemli stratejik konularda bütün adımlar onun iradesine uygun olarak atılıyor. Örneğin, Abdullah Öcalan’ın Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçüyü bu partinin genel başkanları olarak görmek istediği biliniyordu. Ve genel kurulda da Öcalan'ın işaret ettiği adaylar seçildi. Türkiye’de şu andaki siyasal parti mevzuatı eş başkanlığa izin vermediği için, Sebahat Tuncel partinin resmi başkanı olurken Kürkçü'de gayri-resmi eş başkanı oldu.

Her iki eşbaşkan da kongreden kısa süre önce BDP’den istifa ederek bu partiye geçtiler. Yine Öcalan’ın isteği üzerine, 2014 Mart ayında Türkiye çapında gerçekleşecek yerel seçimlere yönelik ikili bir strateji öngörülüyor. Buna göre, Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Güneydoğu Anadolu bölgesinde BDP çatısı altında seçimlere girilecek. Türkiye'nin geri kalanında ise HDP adayları desteklenecek. Bu stratejinin Türkiye'deki siyasal atmosferi kritik şekilde etkilemesi muhtemel bazı sonuçları olabilir. Bunları aşağıda kısaca tartışmaya çalışacağım.

Ancak, bundan önce, HDP’nin kurulmasının bütün Kürtleri mutlu etmediğini belirtmek isterim.

Örneğin BDP’nin muhafazakâr-dindar Kürt milletvekili Altan Tan bu partinin bir kitle partisine dönüşemeyeceğini şu sözlerle ifade ediyor: “Bu işi yürüten arkadaşlarımız sadece marjinal solla sınırlı kaldılar Türkiye'de. Bu marjinal solun önemli bir kısmı da dinle, İslam'la barışık değil. Kürt İslamcılar da bunlara sıcak bakmıyor, Türkiyeli Müslümanlar da sıcak bakmıyor. Hatta liberal çevrelerle bile bu marjinal solun arası iyi değil. Dolayısıyla, HDP projesi bütün liberal demokratları, Müslüman demokratları, Kürt halkının büyük bir kısmını içine alması gereken bir projeyken, maalesef sadece marjinal Türk soluyla sınırlı kalan, dar bir proje haline geldi."

Altan Tan’ın deyimiyle “marjinal kalmaya” mahkum görünen bu partinin ise, bazı gelişmelere bağlı olarak genel siyasi dengeler üzerinde büyük etkisi olabilir.

Hem Türkiye'nin en büyük şehri olması ve hem de başbakan Erdoğan’ın bu şehrin önceki belediye başkanlarından birisi olması nedeniyle, İstanbul Büyük Şehir Belediye başkanlığını kimin kazanacağı ve hatta bu şehirde belediye başkanlığı seçimlerinde alınacak oy oranları bile sonraki genel seçimlerde belirleyici etkisi olabilir. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi iktidardaki AK Parti ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın “Aşil Topuğu” niteliğinde. Bu seçimlerde alınacak herhangi bir yenilgi ölümcül siyasal sonuçlar doğurabilir. Ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul'da oldukça popüler olan ve şu anda Şişli ilçesinin belediye başkanı olan Mustafa Sarıgül’ü büyük şehir belediye başkanlığı için aday göstermeyi planlıyor. Ve muhtemelen bütün muhalefetin Sarıgül ismi ardında birleşmesi için de çaba sarf edilecek.

Kendi rüştünü ispatlamak isteyen HDP’nin yine popüler bir isim olan Sırrı Süreyya Önder’i İstanbul Belediye başkanlığı için aday göstermesi bekleniyor. Önder hâlihazırda BDP İstanbul milletvekili. Sinema yönetmeni ve yazar olan Önder de İstanbul'da oldukça popüler. Hatta Gezi protestoları sırasında Gezi parkındaki ağaçların kesilmesini engellemek için gösterdiği çaba onu bu protestoların sembolü haline dönüştürdü.

Önder’in aday olmasının Sarıgül’ün seçilmesini çok güçleştireceği ve AK Partinin Gezi protestoları sırasında yıpranan şu andaki belediye başkanı Kadir Topbaş’ın yeniden seçilmesini garantileyeceği öne sürülüyor.

Bunun karşısında Önder’in muhafazakâr kesime de hitap eden özelliklerinin bulunması nedeniyle asıl olarak AK Partinin oylarını azaltacağını iddia edenler de bulunuyor. Öyle ya da böyle HDP’nin yerel seçimlerde uygulayacağı stratejinin ülke çapında ciddi bazı etkileri olabileceği görünüyor.

Bu renkli partinin kendisinin Türkiye siyasal yaşamına nasıl bir katkıda bulunacağı ise ancak uzun vadede anlaşılabilecek.

More from Orhan Kemal Cengiz

Recommended Articles