Ana içeriğe atla

Türkiye, Nusra’yı tehdit olarak görüyor

A fighter from the Islamist Syrian rebel group Jabhat al-Nusra rides a motorcycle along a deserted street in Deir al-Zor August 17, 2013. Picture taken August 17, 2013. REUTERS/Khalil Ashawi (SYRIA - Tags: POLITICS CIVIL UNREST CONFLICT) - RTX12PKS

Bu yazının başlığı kimine şaşırtıcı gelebilir. Doğru ya, Suriye’de Ankara’nın yıkılmasını istediği bir rejime karşı savaşıyor olsa bile, El Nusra adlı radikal İslamcı grubun terörist El Kaide ile bağını açıklamış olması, onun “laik ve demokratik” addolunan Türkiye Cumhuriyeti tarafından tehdit olarak görülmesi için tek başına yeterli bir neden oluşturması gerekmez mi? Yani başlık aslında olması gerekeni, başka bir tabirle normal ve sıradan bir durumu işaret ediyor.

Ancak, bu başlıkta bir haber değeri var. Başlıkta haber verilen, “durumdaki normalleşme eğilimi”nin kendisi, nispeten yeni.

Başlıktaki mesajın kaynağı, 4 Eylül’de İstanbul’da küçük bir grup köşe yazarına adı ve pozisyonu açıklanmamak koşuluyla konuşan üst düzeydeki bir Türk devlet yetkilisi...

Bu yetkili, “El Nusra bizim için de tehdittir ve bunu bütün siyasi cenah da paylaşıyor. El Nusra’yı Türkiye’nin herhangi bir şekilde desteklemesi söz konusu değil” dedi.

Yetkilinin “siyasi cenah”tan kastettiği iktidar partisi AKP ve hükümeti. Bu ifadeden İslamcı AKP hükümetinin El Nusra’yı tehdit olarak gördüğü sonucunu çıkarıyoruz.  

Yetkilinin bu sözlerindeki normalleşme mesajını yazının başlığına çektiğimize göre, düz ve fakat doğru bir mantıkla Ankara’nın El Nusra karşısındaki eski durumunun anormal ve sıra dışı olduğunu düşündüğümüz sonucuna varırsanız yanılmış olmazsınız.

Eski durumdaki “anormalliği” anlamak için özel istihbarata ihtiyaç yoktu... Suriye haritasına bakıp, El Nusra ve diğer cihadist örgütlerin Özgür Suriye Ordusu’yla birlikte en rahat ve etkin biçimde hareket ettikleri yerlerin başında ülkenin Türkiye ile olan sınır bölgesinin geldiğini görmek için asgari aktüalite bilgisine ve bunu değerlendirmek için optimal bir muhakeme kabiliyetine sahip olmak yeterliydi.

Türkiye’nin cihadistleri eğitmesi ya da silahlandırması şart değildi... Ama cihadistlere Türkiye’deki bazı kaynaklardan lojistik destek almalarının ve Türk toprakları ile sınırı rahatça kullanmalarının imkanı sağlanmadan, bu savaşçı unsurların Halep’i de içeren söz konusu bölgedeki rejim güçleri karşısında bu denli üstünlük elde etmeleri de mümkün olamazdı.

Ankara’nın El Nusra’yla ilişkisine dair güçlü iddialar ilk kez 2012’nin yazında, Türkiye’deki PKK’nın Suriye kanadı PYD’nin, rejim birlikleri ve bürokrasisinin çekildiği Afrin, Kobani, Amude, Derik gibi Kürt nüfuslu Suriye kasabalarında denetimi ele geçirmesinden sonra ortaya atıldı. Suriye Kürtlerinin PYD öncülüğündeki otonomi denemesinden büyük tehdit algılayan Ankara, iddialara göre bu girişimi başarısızlığa uğratmak için El Nusra başta olmak üzere cihadistleri kullanıyordu. Tabii o zaman El Nusra henüz, “Ben El Kaide’yim” dememişti...

O dönemde El Nusra ve PYD arasındaki çatışmaların en kanlı olarak yaşandığı sınır kasabası, Kürt ve Arap nüfuslu Resulayn ya da Kürtçesiyle Serakaniye idi. Resulayn’ın Türkiye tarafındaki sınır komşusu Ceylanpınar’ın ise PYD ile çatışan El Nusra’ya lojistik üs görevi gördüğü iddia edilmişti.

2012’in aralık ayında Türkiye’deki legal Kürt partisi Barış ve Demokrasi’nin (BDP) Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, Ceylanpınar’daki duruma dikkat çekerek Ankara’yı Suriye’ye çatışma ihraç etmemesi için şu sözlerle uyarmıştı:

“Suriye’deki durum artık Türkiye’ye sirayet ediyor. Bazı silahlı grupların tahkim edilerek sınırdan Suriye tarafına geçirildiği, Ceylanpınar’da yerel halk tarafından çıplak gözle görülüyor. Büyük kısmı El-Nusra Cephesi’nden. Otobüslerle getiriliyorlar. İlçedeki bazı Arap köyleri üzerinde bu grupları evlerinde barındırmaları için baskılar var. Resulayn’daki Kürt ve Araplar arasında çatışma yok. Esad güçleri tamamen çekildi; Türkiye çatışma ihraç etmezse çatışma için bir neden yok.”

PYD’nin geçen temmuz ortasında El Nusra’yı stratejik önemdeki Resulayn’dan çıkarmış olmasına rağmen, bu iki grup halen bölgede daha geniş bir alanda yer yer çatışmaya devam ediyorlar.

Bu arada Ankara’nın El Nusra başta olmak üzere cihadistlere, asgarisi Türk topraklarının onlar tarafından kullanılmasına göz yummak olan objektif desteğin ABD’yi rahatsız etmeye başladığı da kulislerde konuşulan bir durumdu...

Nihayet El Nusra geçen nisanda El Kaide’yle olan bağını ve El Kaide ideolojisine olan bağlılığını ilan etti.

Bu gelişme doğal olarak Ankara’yı net tavırlar almaya zorluyordu.

“Kötü adamların” Türkiye’den sağladıkları destekten artan oranda sıkıntı duyan ABD’nin bu rahatsızlığını, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mayıs ortasında Washington’a yaptığı resmi ziyaret sırasında Türk tarafına aktarması eşyanın tabiatına uygun düşerdi.  Neticede bu uyarının yapıldığı da Türk basınına yansıdı.

Ardından Somali’deki El Kaide bağlantılı El Şabab örgütünün 27 Temmuz’da başkent Mogadişu’da Türkiye Büyükelçiliği’nin ek binasına bombalı ve silahlı saldırı düzenleyerek bir Türk polisini öldürüp üç kişiyi yaraladı. Türkiye’yi hedef alan bu saldırının, El Kaide ideolojisi doğrultusunda hareket eden terör gruplarının yeri geldiğinde ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğu hususunda bir uyarı işlevi gördüğünden kuşku yok.

Buna rağmen mevcut durumda Ankara ile Washington Suriye’deki El Nusra’nın nasıl tanımlanması gerektiği konusunda farklı yaklaşımlara sahipler.

ABD El Nusra’yı terörist örgütler listesine aldı; Türkiye ise bu grubu “aşırılık yanlısı örgüt” olarak görüyor.

Zamanında, Suriye’deki krizin kısa bir süre içinde çözümlenememesi halinde ortaya çıkacak olan sonuçlara dair Ankara’da yapılan tespit, “radikallerin güçleneceği” yolunda idi. Neticede beklendiği gibi radikaller güçlendi. ABD’nin El Nusra’yı terörist örgütler listesine dahil ettiği geçen aralık ayında bu grubun Suriye’de 300’ü yabancı toplam 700 militanı olduğu istihbar ediliyordu, şimdi ise bu sayının 7 ila 8 bin civarında olduğu sanılıyor. Bunların dörtte biri uluslararası cihadistlerden oluşuyor.

Buna rağmen Ankara’da yapılan değerlendirmeler, Suriye’de meşru bir otorite tesis edildiğinde El Nusra ile baş edilmesinin zor olmayacağı yolunda.

Bu iyimser beklentinin kaynağında, Irak ile Suriye’deki Sünnilerin nüfusa oranındaki farklılıklar yatıyor olabilir.

Irak’taki El Kaide’nin burada azınlık konumundaki Sünnilerin hoşnutsuzluğundan beslendiği göz önüne alınırsa, Suriye’de bundan farklı olarak meşru addolunacak bir iktidarın çoğunluk unsurunun ya da esasının Sünnilerden oluşacağı varsayımından hareketle, El Kaide’nin var olmak için zemin bulamayacağı öngörüsü geçerlilik taşıyabilir.

Tabii bütün iş Suriye’deki iç savaşın bir an önce bir siyasi çözüm yoluyla bitmesine bağlı. Bu olmadığı sürece El Nusra büyümeye ve Suriye’deki mezhep savaşını körükleyerek bütün azınlıkların düşmanı olmaya devam edecektir.

El Kaide’yi birtakım siyasi amaçlarla kullandıklarını sanan ya da aynı nedenlerle ona göz yuman aktörlerin sonunda bundan her zaman büyük zarar gördüklerine bu kez de Suriye bağlamında tanık oluyoruz.

 

More from Kadri Gürsel

Recommended Articles