Ana içeriğe atla

Tarihler kesin, ama süreç belirsiz

Türkiye’nin yüklü siyaset gündemi üzerinde Kürt barış sürecinin basıncı her geçen gün biraz daha artıyor.
Selahattin Demirtas, co-chairman of the pro-Kurdish Peace and Democracy Party (BDP) answers a question during a Reuters interview in Berlin April 15, 2013. A top Kurdish politician said on Monday it would be difficult for Kurdish fighters to disarm before leaving Turkey under a peace process, stressing that the key issue was that they depart peacefully without contact with the Turkish military. Prime Minister Tayyip Erdogan's government is seeking a weapons-free pullout by militants of the Kurdistan Workers

‘Son derece kritik iki tarihin arifesindeyiz.’ Bu sözler, Türkiye’nin kırılgan PKK Barış Süreci’nde kilit isimlerden birine ait. ‘Tarih’ ile kastedilen, kuşkusuz, son mühlet. PKK’nın siyasi kolu BDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Abdullah Öcalan’a atfen Çarşamba günü küçük bir grup gazeteciye aktardığı mesajlar, ülkenin zaten yüklü olan siyasi gündemine Kürt baskısının artması anlamına gelmekte.

Demirtaş’ın cümlesindeki aciliyet duygusu çok bariz. BDP lideri, genelde ‘kibarca formüle edilmiş ültimatom’ olarak algılanacak sözlerle AKP hükümetini – ve Meclis’i -  1 Eylül’e kadar bir reform paketini hazırlama ve 15 Ekim’e kadar da yasalaştırma çağrısında bulunuyor.

Aksi halde? Acaba Başbakan Erdoğan reformları 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasına bırakmayı önerirse ne olur?

‘Paket olmazsa, bunun alternatifi savaştır’ diye yanıtlıyor Demirtaş bu soruyu: ‘Ama biz 'süreç bitti' denilmesin diye elimizden geleni yapacağız. Ama ilk kurşun atıldıktan sonra yeniden görüşmelerin başlaması 2-3 sene sürüyor… Fakat kesin olacak olan şudur: Eğer bu iki tarihte istenen noktaya gelinmezse, Öcalan aradan çekileceğini söyledi. Bunu 1 Eylül’de de yapabilir, 15 Ekim’de de. Ben artık yokum, siz isterseniz müzakereyi Kandil’de KCK ile yürütün, ona karışmam der. Ama Öcalan’ın aradan çekilmesinin süreç için ne manaya geldiğini hepimiz biliyoruz.’

Demirtaş’ın aktardığı ik nokta da ayrıca görüşmelerin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. BDP’nin eşbaşkanına göre Öcalan’ın irili ufaklı bazı sözlerin yerine getirilmemesinden ve takvimsizlikten ötürü sıkıntıları var. Mesela, kendisiyle son görüşen BDPlilere anlattığına göre resmi heyet ona gazetecilerle görüşebileceğini söylemiş, ama bu daha sonra yerine getirilmemiş. PKK lideri ayrıca görüşmeleri evvelce Turgut Özal ve Necmettin Erbakan tarafından başlatılan bazı girişimler ve yaklaşımlar şile karşılaştırmış ve AKP’nin onların da gerisinde kaldığını söylemiş.

Yine de, Demirtaş’ın, takvimde şu ana dek sarkma olmadığını söylemedeki ısrarı önemli. Masada oturan müzakereci tarafların – Öcalan ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın – ilerleme kaydetmekte oldukları da aşikar. Dolayısıyla, bu ayın geriye kalan haftaları kapsaml bir reform çerçevesinin çizilmesinde büyük önem taşıyor. Demirtaş’ın aktardığına göre Öcalan ve BDP biri genel öteki ‘yol temizliği’ anlamında iki paket önerisini iletmiş durumda. Birincisi anadilde eğitim, yerel yönetimlere yetki aktarımı, kimlik tanınması ve kadın özgürlüğü gibi alanları kapsıyor. Diğeri ise ‘eve dönüş’ü kolaylaştırıcı, bir af içeren taslak.

Irak ve Suriye Kürtlerinin bölgedeki mezhebi çatışmaların derinliklerine çekilmekte olduğu bu günlerde, saat bu çözüm süreci için de tıkır tıkır işlemekte iken, Erdoğan hükümetinin esasen neyi nasıl ilerleteceği hala belirsizliğini korumakta. Türkiye’deki kamusal tartışmada bazı kuşkucu görüşler, başbakanın Türkiye’nin hafiften su almakta olan siyaset sandalını daha da fazla sallamamak için ya bir ‘erteleme’ ya da bir ‘ağır çekimde ilerleme’yi tercih edeceği etrafında şekilleniyor. Bazılarına göre Erdoğan çatışan taraflar arasında silahların susma halini kendi lehine siyasi puan toplama amacı için kullanmakla yetinebilir: ölümleri durduranın kendisi olduğunu söylemesi söylemi açısından önemli.

Yine de, Türkiye’nin siyaseten çok kritik olan gelecek yılı hakkında hangi açıdan spekülasyon yapılırsa yapılsın, belirleyici factor, Kürtlerin ihtiyatlı yaklaşımı. Doğru, Barış Süreci hükümet içerisindeki ‘güvercinleri’ bir kez daha ön plana çıkardı; ayrıca başbakanın masasında kapsamlı bir reform paketi de bulunmakta. Ama bu pakette ne olduğunu kendisi ve birkaç kişi hariç kimse bilmiyor.

Ne üstünde çalışıyorlar, bize tek bir maddesini göstermediler. Halbuki hazırlık aşamasında fikir beyan edemezsek, daha sonra Başbakan’ın onayından geçen pakette en ufak bir değişiklik yapılamaz. Umarım bazı talepleri ucundan karşılayan, bazılarına hiç dokunmayan referandumda yaptıkları gibi bir paketle karşılaşmayız’ diyor Demirtaş gazetecilerle son görüşmesinde.

Peki, görüşmelerde gelinen son nokta nasıl okunmalı? Kuşkusuz, sürecin akıbetinde birincil belirleyici factor Suriye ve Iraklı Kürtlerin bölgesel kargaşada ne gibi adımlar atacağı olacak. 2013 zaten ‘Kürtlerin Yılı’ olarak takvimlere geçmişti, öyle görünüyor ki bu 2014 ve ötesine uzanacak. Bu da ister istemez Türkiye’nin Kürtlerini bu genişletilmiş çerçevede yeni bir yere oturtuyor.

Kürtlerin ezici çoğunluğunun, özellikle Öcalan’ın kişisel ‘geleceği’ ve kendi ağırlığını ortaya koyması nedeniyle, barış sürecine olan umutlarını kaybetmeme kararlılığı içine olduğu da ortada. Nezaketle ifade edilmiş ültimatoma ragmen, Demirtaş’ın masadan ilk ayrılanın kendileri olmayacağının altını özenle çizmesi de bununla bağlantılı.

Demirtaş’la görüşmeye katılan T24 haber sitesinin genel yayın yönetmeni Doğan Akın da analizinde bu noktayı özellikle vurguluyor: ‘Demirtaş, takvime işaret ederek “kritik bir süreç” vurgusu yapmakla birlikte, bu sürede yapıcı bir pozisyonda olacaklarının belirtilerini sürekli vermeye özen gösterdi. Demirtaş telaffuz etmedi, ancak izlenimim; ortaya konacak paketin bütün unsurlarıyla 15 Ekim'e kadar yasalaşmaması durumunda da süreç kesilmeyecek, hükümetin o güne kadar atacağı adımlar Kürt siyaseti, İmralı ve Kandil tarafından dikkate alınarak hareket edilecek.

Ancak hiçbir şey, Erdoğan’ın Gezi Parkı olaylarından sonraki yolunun daha sarp olduğu gerçeğini de saklamaya yetmiyor. İyi haber alan, Akil İnsanlar heyetinin kimliğini açıklamak istemeyen bir üyesi bana geçenlerde, başbakanın ‘parti içi ve seçmeninin akıntılarına karşı yüzebileceği, ve tutarlı bir reform paketi çıkarabileceği konusunda ‘çok ciddi şüpheleri olduğunu’ ifade etti. Hükümet ve parti içinde özellikle KCK’lıları kapsayacak bir af paketi konusunda somut bir mukavemet olduğu da sır değil. Kısacası iç ve çevresel dengeler çok daha hassas artık.

Olup bitenler Başbakan Erdoğan için ülkeye sadece barış getirmenin ötesinde anlamlar taşıyor: Eğer gelecek yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50’nin üzerinde biro y desteğini güvence altına almak istiyorsa, pek çok farklı siyasi faktörü aynı anda dikkate alması gerekecek. Bu, öncelikle, oylarına çok önemli ölçüde ihtiyaç duyduğu sağ-muhafazakar kesimle ilişkileriyle bağlantılı bir durum.

Sonuç olarak, Türkiye siyaseti, bu yüklü halini umursamazcasına, daha da açık uçlu, popülist ve - en iyi ihtimalle - pragmatik bir geleceğe doğru seyir halinde.

More from Yavuz Baydar

Recommended Articles