Ana içeriğe atla

BAE yatirimi Turkiyenin Misir politikasinin zayiati

Türkiye’nin ihracat ve yabanci yatirim kaynaklari dış politika kararlarından olumsuz etkilenmeye başladı.
Turkish Karadeniz Powership Fatmagul Sultan, an electricity-generating ship, is seen docked at Beirut port February 18, 2013. A member of Karadeniz Holding's powership fleet, Karadeniz Powership Fatmagul Sultan, departed from Istanbul on February 8 to Beirut to supply electricity to Lebanon. REUTERS/Mohamed Azakir   (LEBANON - Tags: ENERGY BUSINESS POLITICS) - RTR3DY6T

Türkiye’nin uyguladığı, bölge ülkelerinin çoğunluğundan destek görmeyen dış politikasının ekonomiye faturası çıkmaya başladı. Suriye ve Mısır ile bu ülkeler üzerinden bölgeye yapılan ihracat sekteye uğrarken, reel sektör üzerindeki ilk etki Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) , 12 milyar dolarlık kömür santrali yatırımını askıya almasıyla yaşandı.

“Türkiye’nin en büyük enerji projesi “ olarak adlandırılan yatırımın ertelendiği mi, yoksa tümüyle iptal mi edildiğiyle ilgili çelişkili haberler çıkıyor. Türkiye’deki şirket yöneticilerinin yatırımın ertelendiğini belirtmesine karşılık; Reuters haber ajansı BAE’deki kaynaklarına dayanarak, yatırımın tümüyle iptal edildiğini duyurdu.

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın konuya ilişkin açıklamaları ise, yatırımın tümüyle iptal edildiği iddialarını doğrular nitelikte idi. Yıldız, kendilerine sorulmadan böyle bir tasarrufa gidilmesinin doğru olmadığını belirtirken, “Bu projenin gerçekleşmesi için başka ülkelerle de görüşmelere başladıklarını” söyledi.

SEBEP MISIR POLİTİKASI

Bakan Taner Yıldız, BAE devlet şirketi TAQA’nın 12 milyar dolarlık yatırımı ertelemesine ilişkin olarak “Görüşmeler belirli bir seviyeye gelmişti. Bu kararın siyasi gerekçelere dayanmamış olmasını temenni ederim” şeklinde konuştu. Bakan Yıldız, bu sözlerinin ardından “Bunun böyle olmadığına inanmak isterim ama Mısır ve Suriye’deki gelişmelerin enerji ile ilgili konularda kendileri açısından tercih noktasına geldiğini gösteriyor” dedi.

TAQA, Afşin Elbistan’daki mevcut kömür sahası ve elektrik santrallerinde, hem rehabilitasyon yapacak, hem de yeni santraller inşa edecekti. 2013 Ocak ayında hükümetler arası anlaşma yapıldıktan sonra, ortaklık yapısı oluşturulmaya çalışılıyordu. Enerji Bakanlığı’na bağlı EÜAŞ’ın payının yüzde 35, TAQA’nın payının da yüzde 65 olması kararlaştırılmıştı ve ortaklık paylarının kesinleşmesinden sonra “ev sahibi ülke anlaşması” nın yapılması gerekiyordu. Ancak TAQA’ın bir süre önce Türk ortak almaya karar verdiği ve hissesinden yüzde 65’lik payın yüzde 14’ü ya da daha küçük bir oranını satmak için Türk şirketleriyle görüşmelere başladığı açıklanmıştı.

Anlaşma kapsamında 12 milyar dolarlık yatırım öngörülüyordu. Bu yatırımlarla bölgeden toplam 85 milyon ton/yıl kömür, karşılığında da 45 milyar kWh/yıl enerji üretilecekti. Afşin-Elbistan Bölgesinde Linyit Kömürü Madenciliği ve Elektrik Üretimi Alanında İşbirliğine Dair Hükümetler arası Anlaşma’yla havzada B, C, D, E ve G sahalarında yeni santraller inşa edilecekti. Afşin-Elbistan Havzası, 4.4 milyar ton ile Türkiye’nin linyit rezervlerinin yaklaşık yüzde 40’ını barındırıyor. Şu anda toplam kurulu gücü 2800 MW olan iki termik santral bulunuyor.

SUUDİ ARABİSTAN PANİĞİ

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, her ne kadar BAE’nin yerine aynı projeyi üstlenecek başka ülkelerle görüşmelere başladığını belirtse de, mevcut küresel finans ortamında, bu kadar büyük bir yatırıma girecek ülke veya şirket bulmanın çok güç olduğu da açık.

BAE’nin bu kararının Hükümet için sürpriz olduğu anlaşılıyor. Mısır olaylarındaki tavrı nedeniyle Suudi Arabistan’ın, askeri yönetime karşı hareket eden her ülke gibi, Türkiye’yi de açık bir dille suçlamasının ardından BAE’den böyle bir kararın gelmiş olması Hükümeti telaşlandırmış gözüküyor.

Erdoğan Hükümetinin iktidara geldiğinden bu yana en büyük desteği gördüğü ülkelerin başında gelen S. Arabistan’ın bu iptalde etkin olduğunu düşünen Hükümetin, körfez sermayesinin desteğini tümüyle kaybetmekten korktuğu gözleniyor. S.Arabistan’ın bilinen, bu kadar büyük bir projesi bulunmuyor ama başta S. Arabistan olmak üzere körfez ülkeleri yöneticilerinin gerek kişisel varlık alımları, gerekse de kişisel ve ülke tasarruflarının değerlendirilmesi konusunda Türkiye’yi tercih ettikleri biliniyor.

İşte bu nedenle Türkiye’nin S. Arabistan ile bozulan ilişkileri tamir etmek için vakit geçirmeden harekete geçmeyi tercih ettiği gözleniyor. 28 Ağustos günü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, S. Arabistan’a bir günlük bir ziyarette bulundu. Bakan Davutoğlu, S.Arabistan dönüşünde yaptığı açıklamada bölgede birçok gelişme yaşandığını ve iki ülkenin bunları istişare etmesi gerektiğini belirterek, özellikle bölge istikrarının korunması ve kriz alanlarında çözüm için neler yapılabileceğini, Türkiye ve Körfez İşbirliği Konseyi'nin bu konudaki rolünü görüşmelerde ele aldıklarını söyledi.

Bakan Davutoğlu’nun açıklamalarında ekonomik ilişkiler ile ilgili bir bölüm yer almadı. Ancak Dışişleri Bakanlığı kulislerinde, “Bu ziyaretin asıl amacının artık ekonomiye de zarar vermeye başlayan ilişkilerin bir an önce düzeltilmesi” olduğu, yoğun biçimde konuşuluyor.

FİNANSAL ETKİLER

Türkiye’deki finansal göstergeler ciddi biçimde bozulurken, bu bozulmaya uygulanan dış politika nedeniyle oluşan risklerin ne kadar etki yaptığı da tartışılıyor. 26 Ağustos’la başlayan son hafta içerisinde dolar kurunun 2 TL’yi aşması ve Hazine tahvillerindeki faiz oranlarının yüzde 10’un üzerine çıkmasıyla birlikte finansal göstergeler için bozulma göstergesi olan psikolojik sınırlar da aşılmış oldu. Bu nedenle ekonomideki bozulmanın nedenleri de daha yoğun biçimde tartışılmaya başladı.

Ekonomideki bozulmanın asıl nedeninin ABD ekonomisinin iyileşmesine bağlı olarak, FED’in Hazine tahvili alım programını azaltma planı olduğu biliniyor. Bu nedenle Türkiye, diğer gelişmekte olan ülkeler gibi, yabancı sermaye girişi azalacağı korkusuyla, özellikle kurlar açısından, bu plandan olumsuz etkileniyor. Ancak yaklaşık son bir aylık dönemde Türkiye’deki bozulmanın diğer gelişmekte olan ülkelerden daha fazla olduğu, yani “olumsuz ayrışma” yaşadığı da gözleniyor. İşte bu noktadan hareketle, olumsuz ayrışmanın nedenleri arasında Türkiye’nin son dönemde uyguladığı dış politika da sayılıyor.

Özellikle Mısır’da Müslüman kardeşler yanında aldığı sert tutum nedeniyle Türkiye’nin, hem ABD başta olmak üzere Batı bloğu ile yine ayrı düşüp, hem de bu kez bölge ülkeleriyle de karşı taraflarda yer alması sonucunu doğurduğu görülüyor. Bu yalnızlık algısının ekonomiyi de olumsuz etkilemesinin kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.

Bunun yanında Suriye yönetimi karşısında aldığı sert tavır nedeniyle, olası bir Suriye’ye bomba harekatı durumunda, Suriye’nin karşılık vereceği ülkeler arasında Türkiye ve İsrail’in isminin ön plana çıkardığı görülüyor. İşte bu sıcak çatışma riskinin de, doğrudan Türkiye ve ekonomisinin etkileneceği algısını yarattığı ve bu durumun piyasalardaki fiyatlara yansıdığı kaydediliyor.

Konuştuğumuz bankacılar, “somut olarak bu nedenin etkisini ölçemiyoruz ama etkisi olduğu açık” diyorlar.

İHRACATA ETKİSİ

Bölgeye ilişkin dış politikanın, ihracatın azalmasına yol açtığı, dolayısıyla ekonomiyi bu açıdan da olumsuz etkilediği açık. Dış ticaretten sorumlu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan Suriye ile ticaret konusunda soruları yanıtlarken, Türkiye’nin Suriye ile sıkıntı başladığı dönemde yıllık ihracatının 1,5 milyar dolar olduğunu, ilişkiler normal gitseydi şimdi bu ihracat hacminin 2,5-3 milyar dolara kadar çıkmış olacağını söyledi.

Türkiye ile Mısır arasındaki ticaret hacmi de son yıllarda ciddi bir gelişme içindeydi.

Dış ticaret hacmi 2012 yılında 5.16 milyar dolara ulaştı. 2012 yılında Türkiye’nin Mısır’a ihracatı yüzde 33 oranında büyüyerek 3,68 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Bu yıl içinde, somut rakamlar henüz belli olmasa bile, bu iki ülkeye yapılan ihracat da büyük ölçüde azaldı. Yanı sıra bu ülkeler üzerinden komşu ülkelerine yapılan ihracatlarda da, ulaşım açısından sıkıntılar yaşanıyor. Türkiye’nin en büyük pazarı olan Avrupa pazarındaki daralma nedeniyle, bölgedeki ülkelere yapılan ihracatların artırılması ekonomi açısından büyük önem taşıyordu. Şimdi bu çaba da sekteye uğradığı için, uygulanan dış politika ve alınan uluslar arası tavrın Türkiye’nin ihracatına, dolayısıyla üretimine yaptığı olumsuz katkı da açık biçimde gözüküyor.

Özetle; uyguladığı dış politika nedeniyle Türkiye, sadece siyasi olarak değil, ekonomik olarak da çok yönlü olumsuz bir etki altına girmiş bulunuyor

More from Erdal Sağlam