Ana içeriğe atla

Turkiye’nin Suriye ve Kurtlere dogru u-donusu

Turkey's Foreign Minister Ahmet Davutoglu addresses the media in Ankara June 13, 2013. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS) - RTX10M6J

Türkiye’nin notorious silahlı Kürt örgütü PKK’nın Suriye ikizi olarak bilinen PYD’nin Eşbaşkanı Salih Müslim’in geçen hafta Perşembe ve Cuma günleri yaptığı iki günlük İstanbul ziyareti sürpriz oldu. İki günlük ziyaret kadar sonuçları da –Salih Müslim’in açıklamalarına bakılırsa- öyle. Zira, Salih Müslim’in sözlerinden Türkiye’nin Suriye Kürtlerine ve bizzat PYD’ye ilişkin yaklaşımında radikal ve yon degistirici bir değişikliğin başlangıcında olduğumuz anlaşılıyor.

Türkiye’nin Suriye Kürtlerine, izdüşümünü Türkiye’deki Kürt sorununa ve Türkiye’nin genel Suriye politikasına bırakmaması imkansız olan “u dönüşü”nü anlamak için, Salih Müslim’in Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun talimatı üzerine Dışişleri Bakanlığı tarafından davet edilmiş olmasını göz önüne almak gerekiyor. Bu tür temaslar, daha önce ve hep Milli İstihbarat Teşkilatı’nın girişimiyle ve gizlice gerçekleşirken, bu, Dışişleri’nin inisyatifiyle ve açık biçimde cereyan etti. Öyle ki, Salih Müslim, sadece PKK’ya yakınlığıyla bilinen Dicle Haber Ajansı’na açıklamalar yapmakla kalmadı, ziyaretinin ayrıntılarını Türkiye’nin yarı-resmi Anadolu Ajansı’na anlattı. Ayrıca, Türkiye’de giderek en güvenilir dijital ortam yayını olan, T24 Haber sitesine konuştu. Gidişinin üzerinden 48 saat geçtikten sonra, yeni hafta başında bile Radikal gazetesinde bir mülakatı yayımlanmıştı.

Bütün bunlara birçok köşe yazısının da Salih Müslim ziyaretine ayrılmış olduğu göz önüne alınırsa, Türk medyasının hiçbir zaman Suriye Kürtlerine ve özellikle PKK ikizi PYD’ye bu kadar cömert davranmadığını da hesaba katmak gerekiyor.

Dolayısıyla, Salih Müslim’in iki günlük İstanbul ziyareti, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmesi dışında, Dışişleri’nin en yüksek mevkiinde bulunan Müsteşar Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu ve Türkiye’nin Şam’daki en son büyükelçisi ve geri çekildikten sonra Dışişleri’nin Suriye’den sorumlu Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ömer Önhon’la yaptığı görüşmeler ile, Türkiye’nin gerek Suriye politikasında, gerekse –belki daha da önemlisi- Kürt sorununa ilişkin yaklaşımında yeni bir sayfa açıldığı söylenebilir.

Bunu böyle tespit ederken, PYD’nin daha önce defalarca vurguladığımız üzere “PKK’nin ikizi” olduğunu ve Salih Müslim’in tam da bu nedenden ötürü Türkiye’de bir tür ilan edilmemis “istenmeye sahis” sayılmış olduğunu hatırlamamız gerekiyor.

PKK ile PYD’nin “ikizliği”, bir hayli sui-generis olmalı. Ne de olsa, doğum tarihleri farklı. PKK, 1978, PYD 2003 doğumlu. Salih Müslim’in, wallpaper’ı olarak Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını iliştirdiği bir cep telefonu taşıdığına bizzat kendim tanık olmuştum. PYD’nin, PKK gibi bağlı bulunduğu üst kuruluş KCK’nin neredeyse tüm yönetim kadrosunun PKK yöneticileri olduğu hesaplanırsa, PKK ile PYD arasında “ikizlik”ten ziyade, “ebeveyn” türü patriarchal bir ilişki olduğundan söz etmek bile mümkündür.

Bununla birlikte, Kürtçe Partiya Karkeren Kurdistan (Kürdistan İşçiler Partisi) adını taşıyan PKK ile Partiya Yekitiya Demokrat (Demokratik Birlik Partisi) adındaki PYD’nin silahlı unsurlarının adı tek bir sözcükle farkediyor. PKK’nın HPG’sine (Hezen Parastina Gel) yani “Halk Savunma Güçleri” karşılık, PYD’nin YPG’si (Yekineyen Parastina Gel) yani “Halk Savunma Birlikleri” var. HPG’nin en yüksek komutanlarının Suriyeli Kürtler olduğu bilindiğine göre, HPG ile YPG arasında geçişkenlik ve akışkanlık olduğu ve olabileceği besbelli.

Zaten, Kürtçe “Batı” anlamına gelen “Rojava” sözcüğünün Batı Kürdistan anlamında Suriye’deki Kürt bölgelerindeki son gelişmeler üzerine, Türkiye’nin siyasi terminolojisine artık girmiş olmasından beri, Türkiye ile Suriye Kürtleri arasında hemen hiçbir bir fark bulunmadığı, ikincisinin kökeninin Türkiye’nin Kürt coğrafyası olduğu öğrenilmeye başlandı. Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, Türkiye Kürtleri, Suriye sözcüğünü; Suriye Kürtleri ise Türkiye sözcüğünü kullanmaz, ilki Suriye’yi Kürtçe olarak “Bin Xhet” diye ifade ederken ikincisi Türkiye’ye “Ser Xhet” olarak söylerler. Yani, “hattin alti” ve “hattin ustu”.  Bu hat Birinci Dunya Harbinden sonra iki egemen bolgeyi ayiran demiryolu idi.

PKK ile PYD’yi bir anlamda “sui-generis twins” yapan, Kürtlere özgü bu tarihi, coğrafi ve beşeri özelliklerdir.

Salih Müslim’in İstanbul ziyaretininTürk politikasındaki –iç ve dış- “u dönüş”e işaret etmesi, tam da bu özellikler dikkat alınırsa, daha geniş boyutlarıyla ve derinlemesine anlaşılabilir. Çünkü, unutulmamalıdır di, bundan neredeyse tam bir yıl önce, 19 Temmuz 2012’te önce Kobani, daha sonra Afrin ve giderek Derik’te yani Türkiye’nin sınır boylarındaki bazı Kürt yerleşimleri YPG üzerinden PYD’nin fiili kontrolü altına girdiğinde. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 1 Ağustos’ta apar topar Erbil’e koşmuştu. Gelişmeler, Türkiye tarafından “ulusal güvenlik tehdidi” olarak algılanmıştı ve Davutoğlu, bir yandan Erbil’de Türkiye’nin yakın dostu Mesut Barzani’nin Suriye Kürtleriyle ilgili gelişmelere nasıl müdahale edebileceğini araştırırken, bir yandan da Erbil’de bulunan Barzani etkisindeki Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nde yer alan Suriyeli Kürt siyasi şahsiyetlerle görüşmüş, o sırada Erbil’de bulunan Salih Müslim ile görüşmeyi reddetmişti.

Türkiye’nin Suriye ve Kürt politikasına ilişkin olarak, 25 Temmuz 2013 günü Salih Müslim’in Ahmet Davutoğlu’nun davetiyle Erbil’den İstanbul’a uçmuş olmasından daha dramatik bir u-dönüşü ne olabilir?

Bu değişikliğe neyin yol açtığını irdelediğimizde, yine, dikkatten kaçırılmaması gereken bir husus, 2012 yılının yaz aylarında Türkiye’nin PKK ile “savaş nizamı”ndan bulunduğunun, İmralı’daki Abdullah Öcalan hakkında bir yıldır hiçbir haber alınamadığının ve kendisinin tecritte tutulduğunun hatırlanması gerekiyor. O gün bugündür, Türk devleti Abdullah Öcalan ile yoğun bir diyalogta; 23 Mart 2013’te Abdullah Öcalan, “Kürtler için silahlı mücadele döneminin sona ermiş olduğunu” ilan etmiş durumda ve PKK’nin Türkiye sınırları içindeki silahlı güçleri, 8 Mayıs 2013’ten itibaren Türkiye’yi Irak Kürdistanı’na geçerek terkediyorlar.

Türkiye’de bir “çözüm süreci” var; en önemli partneri –resmen ilan edilmemiş olsa bile- Abdullah Öcalan ve PKK.

Bu şartlar altında, 2013 Temmuz’unun son haftasında, kendisi İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1970’lerin sonlarında mezun olmuş olan PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in yaklaşık 35 yıl sonra İstanbul’a ayak basması mümkün olabiliyor.

Elbette ki, değişen şartlar, Türk devletinin “zihin kalıpları”nda meydana gelmiş değişikliği yansıtıyor olmalı. 2012 sonbaharından itibaren kah Hür Suriye Ordusu şemsiyesi altında, kah doğrudan al-Qaeda türevleri olan an-Nusra, Islamic State of Iraq and Bilad as-Sham gibi örgütlerin, PYD’nin kontrolündeki kentlere Türkiye topraklarını kullanarak ve lojistik destek alarak saldırmalarına parmağını kıpırdatmayan ve 16 Temmuz 2013’te PYD’nin Serekaniye (Ras al-ayn) sınır kasabasından an-Nusra’yı çıkartması üzerine “Türkiye’nin tehdit altına girdiği” konusunda kıyamet kopartan Türk devleti, bir hafta sonra kendisini PYD Eşbaşkanı’nı İstanbul’a davet etmek zorunda hissediyor.

Aksi halde, Türkiye’de iktidara önemli bir manevra alanı sağladığına inanılan Kürt sorununa ilişkin “çözüm süreci”nin devam etme imkanı kalmayacak; Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidardan devrilmesiyle raydan çıkmış olan Ortadoğu politikası, zaten bataklığa saplanmış göründüğü Suriye’de tümüyle batmış olacaktı. Türkiye, al-Qaeda’cı güçlerin, Mezopotomya ve Levant’ta –tıpkı Pakistan’ı andıran bir biçimde- hamisi gibi gözükecekti. İç ve dış politika bakımından unsustainable bir episode’a girildiği sırada, Salih Müslim’in İstanbul’a çağrılmasıyla, hem bir u-dönüşü yapıldı ve hem de bir keskin viraj dönüldü.

Salih Müslim,  İstanbul’dan ayrılırken, Türk medyasını istediği gibi manipüle eden ve gerçekleri gizleyen iktidar çevrelerinin aksine, görüşmeler sırısanda Türkiye’nin Suriye’de Kürtlerin özerkliği için “yeşil ışık” yaktığını açıkladı. Türkiye ile PYD arasında görüşmelerin bundan sonra devam edeceğini ise her iki taraf bildirdi.

Türkiye’nin Suriye’de Kürt özerkliğine “yeşil ışık” yakmış olduğuna dair Salih Müslim’in açıklamasından daha da çarpıcı bir salvo, 29 Temmuz günü partisinin İstanbul il örgütünün toplantısında konuşma yapan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’tan geldi. Demirtaş, Suriye’de Kürtlerin al-Qaeda uzantısı İslamcı örgütler karşısında kazandığı avantajlardan ürken Türk devletinin ve kamuoyunun milliyetçi kesimlerine seslenirken şöyle dedi:

“Bugüne kadar Suriye, Irak, Yunanistan, Bulgaristan komşunuzdu. Şimdi Kürdistan komşunuz olacak diye niye kıyamet koparıyorsunuz?”

Bundan bir yıl önce, tasavvur edilemeyecek gelişmeler oluyor. Bundan birkaç hafta önce telaffuz edilemeyecek cümleler konuşuluyor. Ve, Türkiye, her zaman olduğu gibi ve herşeye rağmen, “rizikolar ve firsatlar” kavşağında oturmaya devam ediyor.

Yapacağı tercihler, rizikolari arttırabilir; firsatlarin doğru değerlendirilmesiyle tarihin yönü bile değişebilir. 

More from Cengiz Candar