Ana içeriğe atla

Geçtiğimiz Haftaya Bakış: Suriye “Serbest Düşüşte”

Edward Dark, Halep’te ve bir Suriye hapishanesinde yaşadığı umutsuzluğu anlatırken, BM’nin Suriye Araştırma Komitesi’nin Başkanı ülkenin “serbest düşüşe” geçtiğini söylüyor.
Qatari Prime Minister and Foreign Minister Sheikh Hamad bin Jassim al-Thani (C) speaks during the London 11 countries "Friends of Syria" meeting in Doha June 22, 2013. Western and Arab opponents of Bashar al-Assad met in Qatar on Saturday to tighten coordination of their stepped up support for rebels battling to overthrow the Syrian president. REUTERS/Mohammed Dabbous (QATAR - Tags: POLITICS CONFLICT) - RTX10WYN

 Suriye’deki Gulag

Edward Dark mahlasıyla Halep’ten bildiren Suriyeli yazarımız, geçtiğimiz hafta yayımlananmakalesine “Hapishane gerçek erkeklerin yeridir.” sözüyle başladı. Hapishanede geçirdiği günleri anlatan Dark, hücre arkadaşları arasında Suriye Cumhuriyet Muhafızları’ndan Alevi askerlerin de olduğunu belirtti.

Dark, “Suriye Devrimini Nasıl Kaybettik?” başlıklı bir önceki makalesinde kendini “hayatını da tehlikeye atarak aylarca barışçıl gösteriler düzenleyip yardım dağıtmış olan, Halep’in tabandan gelen sivil muhalefet hareketinin” parçası olarak tanımlamış, isyancı güçlerin gelmesiyle Halep’e hâkim olan iç karartıcı havayı ve hayal kırıklığını anlatmıştı. Dark, yazısında şu satırlara yer vermişti: “Radikal ve mezhepçi yapıda olan bu kişiler, Halep’in şehirlisi olan bizleri, hepimizi, rejim sempatizanı ve yardakçısı olarak gördüklerini,  bizim can ve malımızın onların nezdinde bir kıymeti olmadığını hiç gizlemediler. İsyancıların rantçı savaş ağları, çok geçmeden herkesçe bilinir oldu. Bu adamların yağma ve korku salma tutkusu, rejime ve askerlerine karşı duyulanın çok ötesinde bir öfke ve kin yarattı. Bu korkunç hengâmeye bir de radikal İslamcıları, bunların El Kaide ile olan açık bağlarını ve ülkemiz için yaptıkları dehşet verici planları katarsanız buradaki hissiyatın nasıl bir hal aldığını anlarsınız: boğucu ilkel bir korku, bir dehşet ve çaresizlik karışımı.” Dark, makalesini şu satırlarla tamamlamıştı: “Suriye’de şimdi işler şu noktaya varmış durumda: Attığınız her adımda ‘biz’ ve ‘onlar’ karşıtlığı söz konusu. Yani rejime karşı muhalifler, laiklere karşı İslamcılar, Sünnilere karşı Şiiler, barışçıl olanlara karşı silahlılar, şehirlilere karşı köylüler. Bu itiş kakış, haliyle aklın sesini boğacak. Suriye’den geriye ne kalır bilmem ama bu kalıntı, ülkenin can çekişen, kanayan bedeni için dövüşen çakallar ve akbabalar arasında belirlenecek. Suriye halkına ise milletimizin ve kendi geleceğimizin kırık parçalarını toplayıp yaraları sarmak kalacak.”

Suriye “Serbest Düşüşte”

Dark’ın aktardıkları, kurtarılmış bölgelerde hâkim olan terörist ve yağmacıların aşırılıkları yüzünden demokrasi yanlısı tüm muhalefetin yozlaştığı anlamına gelmiyor. Aksine Dark’ın aktardıkları bize birkaç önemli noktayı bir daha hatırlatmış oluyor. Birincisi Suriye’deki gerçekler, dünya başkentlerinde yapılan afili görüşmeler ve açıklamalarla her zaman uyuşmuyor. Bir diğeri, çatışmanın mezhepçi ve bölgesel boyutu sadece Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın “söylemi” değil, savaş gerçeğinin ta kendisidir. Diplomatik bir girişim olmaksızın çatışmanın daha da askerileştirilmesi halinde bu durum iyice kötüye gidecek. Son olarak da, insani felaketin boyutları itibarıyla birçok Suriyelinin gözünde savaş çoktan kaybedilmiştir.

BM Suriye Araştırma Komitesi’nin Başkanı Paulo Pinheiro, 21 Haziran’da şu uyarıyı yaptı: “Suriye serbest düşüşe geçmiş durumda. Vicdanları sızlatan suçlar, Suriye’de günlük bir olay haline gelmiştir. İnsanlık bu savaşın kurbanı olmuştur. Uluslararası toplumun savaşı sonlandırmayı başaramamasının bedeli bu şekilde ödenmiştir.”

Ehvenişer seçeneklerin en iyisi ve herkesin odaklanması gereken hedef, bir an önce Cenevre Konferansı’nı toplamak ve Suriye’deki çatışmayı durdurmaktır.

Suriye’nin Dostları Grubu’nun 22 Haziran’da düzenlenen çekirdek grup toplantısında yapılanaçıklamaya göre, Suriye muhalefetine sağlanacak “öldürücü” yardım artık “her türlü malzeme ve teçhizatı” içerecek. Bu yaklaşım, ancak konferansın bir an önce toplanması amacıyla ilgili tarafların bir araya getirilmesi için bir kaldıraç olarak kullanılması halinde başarılı olur. Aksi halde Suriyeli isyancılara daha fazla silah verilmesi, ancak savaşı uzatmaya ve Suriye’deki yıkımı, ayrışmayı ve trajediyi artırmaya hizmet eder.

Pinheiro, daha fazla silahın “savaş suçlarının ve büyük insan hakları ihlallerinin tırmanmasına katkı yapacağı” konusunda uyarıyor. BM’nin açıkladığı son verilere göre, Suriye’de ölü sayısı 93 bini geçerken resmen mülteci olarak kaydı bulunan insanların sayısı bir buçuk milyonu aştı ve ayrıca 6 milyon 8oo bin kişi de acil insani yardıma muhtaç hale düştü. Bu rakamların hızla artması söz konusu olabilir.

Suriye’de kan akıtılmasını ve yıkımı frenlemenin tek yolu savaşı durdurmaktan geçer. G-8 Grubu, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada Cenevre Konferansı’nın toplanması konusunda kararlılığın sürdüğünü açıkladı. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon bu tutumu memnuniyetle karşıladı. BM ve Arap Birliği’nin ortak Suriye özel temsilcisi Lakhdar Brahimi, 25 Haziran’da ABD ve Rus meslektaşlarıyla bir araya gelip, çatışmayı sona erdirmeye yönelik büyük bir diplomasi dalgasının başlatılması için gereken acil adımları görüşecek. Suriye savaşının insani ve stratejik sonuçlarına ilişkin samimi bir kaygı duyanların kafa yorması gereken başlıca konu, hangi salahların ne zaman gönderileceği değil, Cenevre Konferansı’nda nasıl ilerleme sağlanacağıdır.

More from Week in Review