Ana içeriğe atla

İsrail ABD’yi Tuzağa Mı Düşürdü?

Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair İsrail tarafından yapılan açıklamayı yorumlayan Alon Ben David, planlı bir pusu olsun olmasın bu hamle sayesinde ABD’nin İsrail’in çizgisine yaklaştığını yazıyor.
U.S. Defense Secretary Chuck Hagel (R) and his Israeli counterpart Moshe Yaalon (L) look out of the window during a helicopter tour of the Israeli-annexed Golan Heights April 22, 2013.  Israel suggested on Monday it would be patient before taking any military action against Iran's nuclear programme, saying during a visit by Hagel there was still time for other options.   REUTERS/Jim Watson/Pool (ISRAEL - Tags: POLITICS MILITARY TRAVEL) - RTXYVU8

 

İsrail Askeri İstihbarat Araştırma Direktörü Tuğgeneral Itai Brun, Suriye lideri Beşar Esad’ın kimyasal silah kullandığını açıklayarak Amerikalıları köşeye sıkıştırdı. Washington, ihtiyatlı bir dille de olsa bu tür silahların kullanılmış olduğunu nihayet kabul etti. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Amerikalıları pusuya düşürme planı yapmışsa eğer, müthiş bir sonuç elde etti. Suriye’de sivillere karşı kimyasal silah kullanıldığının Amerika tarafından doğrulanması askeri harekâta yol açmayabilir. Ancak İsrail, Amerika’nın sözüm ona “kırmızı çizgilerini” sınamak için bir fırsat yakalamış oldu.

Geriye dönüp olayların gelişimine bakarsak, 19 Mart öğleden sonra isyancılar Suriye ordusunun Halep’te gerçekleştirdiği saldırının fotoğraflarını yaymaya başladığında, İsrail istihbaratı sivillere karşı sinir gazı kullanıldığını ve bunun muhtemelen daha önce de yapıldığını biliyordu. Bu bilgi, kurbanların semptomlarını belgeleyen saldırı sonrası çekilmiş görüntülere ve İsrail’in kendi imkânlarıyla elde ettiği istihbarata dayanıyordu.

Bu tip durumlara özgü uygulamayı takip eden İsrail istihbarat birimleri, veri karşılaştırması için bilgiyi Amerikalı ve Avrupalı meslektaşlarıyla paylaştı. İsrailliler ve İngilizler net bir sonuca vardı: Esad’ın askerleri sivillere karşı sinir gazı kullanmış ve bunu ilk defa yapmamıştı. Amerikalılar ise kuşkucuydu. Kimyasal silah kullanımını “kırmızı çizgi” olarak tanımladıkları için, istihbaratı teyit etmeleri halinde Suriye’ye müdahale etmeleri beklenecekti. Suriye’ye müdahil olma konusunda yönetimin isteksiz olduğunu bilen Amerikan istihbarat birimleri, yönetimi zor durumda bırakmamak adına kuşkucu tutumunu sürdürdü. Dahası, Amerikan istihbarat yetkilileri, Irak savaşı öncesi Irak’ın silahları konusunda yapılan yanlış değerlendirmeyi tekrar etmemek adına bu defa daha titiz davrandıklarını iddia etti.

Amerikalıların bu izahatı belki anlaşılabilir ama davranış tarzları bazı geçmiş vakaları hatırlatıyor. Ruanda’da yüzbinlerce Tutsinin cesedi yığınlar halinde birikirken Clinton yönetimi, görevlilerine “soykırım” tabirini kullanmasını yasaklamıştı ki müdahale etmek zorunda kalmasın. Halep olayında da kimyasal silah kullanıldığına dair kesin bir veri olmadığını özellikle belirttiler. Oysa olaydan bir gün sonra bilgilendirilen Senato İstihbarat Komitesi üyeleri, bu tür silahların kullanıldığına tamamen ikna olmuştu.

Başkan Barack Obama’nın ardından savunma bakanı olarak ilk dış ziyaretini İsrail’e yapan Chuck Hagel, Tel Aviv’de konu hakkında çok net bir soruyla muhatap oldu. Hagel, kimyasal silahların Suriye’de gerçekten kullanıldığını doğrulayan kesin bir bilgi bulunmadığını söyledi ve şunu ekledi: “Doğru olduğu ortaya çıkarsa, oyunun kuralları değişir.” İsrail Savunma Bakanı Moshe Ya’alon, ev sahibi olarak nezaket kurallarına bağlı kaldı.

Bir gün sonra, yani 23 Nisan’da, Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde konuşan Brun şu açıklamayı yaptı: “Esad, kendi halkına karşı kimyasal silah kullandı, hem de bir defadan fazla.” Brun, ihtiyat payı bırakırcasına “bilebildiği kadarıyla” bu açıklamayı yaptığını vurguladı. Ancak dinleyenler açısından generalin çok emin konuştuğu belliydi.

Birkaç saat sonra, vaziyeti toparlamaya çalışan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Netanyahu’yu aradı. Netanyahu, yüzde yüz kesinlik taşıyan bir delile sahip olmadıklarını söyledi. Bu da, inkârı sürdürmek için Kerry’ye yetti. Ancak artan medya baskısı altında kalan üst düzey yetkililer, iki gün sonra Suriye ordusunun sivillere karşı kimyasal silah kullandığına dair yeterli kanıt bulunduğunu kabul etti.

Bu hamlenin ABD’yi zor durumda bırakmak için Netanyahu tarafından planlanıp planlanmadığını söylemek zor. Brun’un, yapacağı açıklamalar konusunda üstlerine ve siyasilere önceden bilgi verdiği tahmin edilebilir. Her hâlükârda, Netanyahu için sonuç iyi oldu. İsrail başbakanı, ABD’nin işine gelmediği zaman sağlam istihbaratı bile göz ardı ettiğini ve ABD’nin “kırmızı çizgilerinin” ne kadar esnek olduğunu göstermiş oldu.

Burada İran bakımından bariz bir paralellik söz konusu. Zira İran’a ilişkin istihbarat bilgileri de net. Hem İsrail hem Amerikan istihbaratı, İran’ın nükleer bomba yapma yolunda ilerlediğini görüyor. İsrail açısından İran kırmızı çizgiyi artık aşmış durumda. Amerika açısından ise, bu kırmızı çizgi durmadan öteye gidiyor.

Esad’ın kırmızı çizgiyi aştığını kabul etmek zorunda bırakılmış olmasına rağmen, ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesi hala olası değil. Önümüzdeki haftalarda Amerikalılar “müttefikleriyle istişareler” yapacakmış. Bu tip istişarelerden ancak kınama çıkabilir, askeri harekât değil. ABD şunu biliyor ki Suriye’ye savaş uçakları gönderecek olsa, dünyanın en etkin hava savunma sistemlerinden birine sahip olan Suriye bunları vurabilir.

Obama yönetiminin isteyeceği en son şey Suriye’deki savaşa bulaşmak. Zira buradaki kan gölünün sonu görünmediği gibi her iki taraf da barbarca şiddet uygulamaktan çekinmiyor.

More from Alon Ben David