Ana içeriğe atla

AB Yetkilisi: Suriye Krizinin Sonunu Göremiyoruz

  Özet: Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası İşbirliği, İnsani Yardım ve Krizlere Mukabeleden sorumlu üyesi Kristalina Georgieva, Al-Monitor’a verdiği mülakatta Suriye krizinin “uykularını kaçırdığını” söylüyor.
Interview photo-001.jpg

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası İşbirliği, İnsani Yardım ve Krizlere Mukabeleden sorumlu komiseri Kristalina Georgieva, Al-Monitor’un Suriye krizine ilişkin sorularını yanıtladı. Avrupa Birliği’nin afet yönetimi, insani yardım ve dünyadaki krizlere müdahale hazırlığından sorumlu olan Georgieva “Suriye’de varılan noktada krizle artık tam olarak baş edemiyoruz.” şeklinde konuştu.

Kalkınma ve çevre stratejileri konusunda uzman olan ekonomi doktoru Komiser, Suriye’deki krizi “günümüzde en dramatik yayılma risklerini barındıran” kriz olarak niteleyerek şöyle dedi: “Kimse ‘Bunun böyle olacağını bilemezdik.’ diyemez. Çünkü neler olacağını görüyoruz. Yine de -savaşın sonlandırılması konusunda- bir felç durumu söz konusu.”

Bulgaristan vatandaşı olan ve daha önce Dünya Bankası’nda üst düzey görevler üstlenmiş olan Georgieva, sayısı 1,4 milyona ulaşan Suriyeli mültecilerin getirdiği zorluklarla boğuşan Ürdün ve Lübnan’a yardım etmek için “Çok geç olmadan aktif bir şekilde hemen harekete geçmemiz gerekiyor.” diye uyardı.

Al-Monitor’un Washington’daki merkezinde Editör Andrew Parasiliti’nin sorularını yanıtlayan Georgieva, Suriye’ye silah girişini eleştirerek krizin siyaseten ve müzakere yoluyla çözümüne yönelik çabaların “felç” durumunda olduğunu savundu. Georgieva, “İnsani çabalar konusunda tecrübeli kişiler olarak Suriye’ye akıtılan silahların siyasi çözüm veya müzakere yoluyla olayların sonlandırılması ihtimaline nasıl katkı yaptığını şu ana kadar anlamış değiliz. Bunu göremiyoruz. Tek istisna olarak, Türkiye’deki Patriot füzeleri belli bir bölgede caydırıcı etki yapmıştır. Bunun dışında, Suriye’ye gönderilen silahların tek sonucu daha fazla çatışma, daha fazla acı ve daha fazla insanın komşu ülkelere kaçması olmuştur. Daha fazla müzakere isteği gibi bir sonuç çıkmamıştır şu ana kadar.” şeklinde konuştu.

Bölgede birçok mülteci kampını ziyaret eden AB yetkilisi, Suriyeli çocukların acıklı durumunu duygu dolu ifadelerle dile getirdi: “Çatışmalar çocukların hafızasında yaralar açar. Hepimizin konuşmaktan çekindiği konu da bu bence. Çatışmalar uzadıkça yaralar derinleşecek ve bunları iyileştirmek zorlaşacak. Çatışmalar uzadıkça ülke olarak Suriye’nin geleceği üzerinde belirsizlik artacak ve istenmeyen ama muhtemelen vahim olacak sonuçlardan bütün bölge, bütün Ortadoğu ve dolayısıyla bütün dünya etkilenecektir.”

Suriye’deki durumun kısıtlı insani yardım kaynakları üzerinde yarattığı baskı nedeniyle “gayri ahlaki bir ikilemin” doğduğunu söyleyen Georgieva, savaşı durdurmak için “Siyasi bir iradenin olmaması yüzünden başka insanların umutsuzca ihtiyaç duyduğu yardımları onlardan esirgemek gibi bir seçim yapmak zorunda kalıyoruz.” şeklinde konuştu.

Komiser, bağışçı ülkelere seslenerek insani yardımın finansmanı için verilen sözlerin yerine getirilmesini isterken, siyasi tıkanmanın aşılıp sorunun çözüme kavuşturulması için de ilgili tüm ülkelere çağrıda bulundu. Georgieva’ya göre çözümün “feci şekilde zor olacağı gerçeği” çözümü denememek için bir bahane olamaz.

Mülakattan seçilmiş ana bölümler şöyle:

Al-Monitor: Bütün dünya üzerinde insani krizlerle ilgili sorumluluğunuz var,  Suriye’den Haiti’ye, Mali’den Orta Afrika Cumhuriyeti’ne kadar. Kısıtlı zaman ve kaynaklar söz konusu iken öncelikleri nasıl belirliyorsunuz?

Georgieva: Bu yıl Orta Afrika Cumhuriyeti ön sıralara tırmandı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki kriz de derinleşti.

Yine de Suriye’deki kriz karşı karşıya olduğumuz krizler içinde en zor olanı, en çok kaygı uyandıranı olmaya devam ediyor. Üç yılı aşkın bir süredir komiserlik görevini yürütüyorum. Bu kriz uykularımı kaçırıyor. Suriye’deki durum bence en zor olanı. Çünkü siyasi bir felç durumu var. Maalesef düğümün çözüleceğine dair bir işaret göremiyoruz; bu da krizin uzadıkça uzayacağı anlamına geliyor. Krizin sonunu göremiyoruz. Krizin komşu ülkelere sıçraması, Avrupa ve dünya için yayılma riski oluşturması da buna dahil.

Al-Monitor: Avrupa Komisyonu Suriye için 200 milyon Euro tutarında insani yardım sağlarken, AB üye ülkelerinden de ayrıca 262 milyon Euro değerinde ek bir yardım var. Siz de Suriye’de faaliyet gösteren tüm önde gelen uluslararası insani yardım kurumlarıyla eşgüdümü yürütüyorsunuz.

Georgieva: Son aylarda meydana gelen vahim gelişmeler önümüzde nasıl bir süreç olduğu konusunda işaret veriyor. Mart ayı içerisinde 6 binden fazla insan hayatını kaybetti. Bu sayı krizin ilk dokuz ayında ölenlerin sayısına nerdeyse eşit. Komşu ülkelerdeki mülteci sayısı 1 Mart’ta bir milyonu aştı. Daha da dehşet verici olan, bu rakamın 40 gün sonra 1.335.000’e yükselmesidir. Yani 40 gün içinde 335.000 insan mülteci oldu. Ve bu insanlar durumu zaten kırılgan olan ülkelere gidiyor. Bu arada çatışmalar şiddetlendiği için düzenli yardım götürebildiğimiz insanların sayısı da azalıyor. Suriye içinde yardıma muhtaç en az beş milyon insan var. En iyi koşullar altında bile bunların iki milyonuna yardım edebiliyoruz ki bu da düzenli olarak değil. Bu iki milyonun içerisine girenler farklı insanlar oluyor.

İnsanların kaçarak durumu ortaya koydukları ortadadır. Şu an günlük olarak 8 bin kişi sınırları geçiyor. Ve aklımdan çıkmayan soru: Sayı iki milyonu geçerse Ürdün ve Lübnan ne hale gelir, ki bu da çok uzak bir ihtimal değil.

Dolayısıyla, insani işlerden sorumlu komiser olarak şunu söyleyebilirim ki varılan noktada bu krizle artık tam olarak baş edemiyoruz. En tecrübeli insani yardım çalışanları bile bunu krizlerin en zoru olarak görüyor. Çatışmalar şiddetlendiği için yeterince insana ulaşamıyoruz ve paramız da bitmek üzere.

Burada bir noktaya daha değinmek isterim. Herkes verdiği sözü tutmuyor. Kuveyt’te bağış konferansına gittik, hepimiz bazı taahhütlerde bulunduk. Komisyon olarak biz verdiğimiz sözleri tümüyle yerine getirdik. Şu anda da sıradaki taahhüdümüz için çabalıyoruz, yani ilave kaynaklar sağlamaya çalışıyoruz. Ne var ki taahhüt edilen 1,5 milyar dolarlık meblağın sadece üçte biri verildi.

Şimdi de üçüncü ve en zor noktaya geliyoruz. İnsani yardım komiseri olarak artık sırf insani yardım bütçeleriyle bu işi götürebileceğimizi zannetmiyorum. Özellikle Güney Lübnan ve Ürüdün için kullandığımız yöntemleri genişletmemiz lazım. Bu ülkeler için çok geç olmadan aktif bir şekilde hemen harekete geçmemiz gerekiyor ki gerekli kaynaklara kavuşsunlar ve krizin istikrarsızlaştırma etkisinden korunsunlar.

Çok basitçe şunu ifade edeyim ki herkes yaptığı insani yardım taahhütlerini tam olarak yerine getirse bile yine de yeterli olmaz. Çünkü sadece siyasi bir çözüm insanların mağduriyetine gerçekten son verebilir. Dünya insani yardım sorumlularına dönüp “Bu krizi olabildiğince idare edin.” diyerek sorumluluktan kurtulamaz. Siyasi çözüm bulmaya yönelik irade canlandırılmalı ve krizin yarattığı sonuçlar için daha kapsamlı bir finansman yaklaşımı ortaya konmalıdır.

Bir deyiş vardır, eminim duymuşsunuzdur: “Gerçeklerden kaçabilirsiniz ama gerçeklerden kaçmanın sonuçlarından kaçamazsınız.” Şu an böyle bir durumla karşı karşıyayız. Siyasi irade oluşturmamanın, müzakere yollarını aramamanın hem dünya hem de Suriyeliler açısından doğuracağı sonuçlara artık uyanmamız lazım. Biliyoruz ki her çatışma eninde sonunda müzakere edilmiş siyasi bir çözümle sona eriyor. Ben de bunu vatanıma yakın ülkelerden, eski Yugoslavya’dan biliyorum.

Al-Monitor: Siyasi çözümden bahsediyorsunuz. Size şunu sorayım: Ziyaret ettiğiniz ülkelerden bazılarının veya başka bölgesel aktörlerin taraflara silah temin etmeye devam etmesi işleri zorlaştırıyor mu? Öyle görünüyor ki savaş sürerken ve silah akışı bu savaşın sürmesine imkân verirken insani yardım faaliyetleri her zaman zor olacak.

Georgieva: İnsani çabalar konusunda tecrübeli kişiler olarak Suriye’ye akıtılan silahların siyasi çözüm veya müzakere yoluyla olayların sonlandırılması ihtimaline nasıl katkı yaptığını şu ana kadar anlamış değiliz. Bunu göremiyoruz. Tek istisna olarak, Türkiye’deki Patriot füzeleri belli bir bölge üzerinde caydırıcı etki yapmıştır. Bunun dışında, Suriye’ye gönderilen silahların tek sonucu daha fazla çatışma, daha fazla acı ve daha fazla insanın komşu ülkelere kaçması olmuştur. Daha fazla müzakere isteği gibi bir sonuç çıkmamıştır şu ana kadar. Bu benim işim değil, benim sorumluluğum değil. Ama şu ana kadar bunu görmüş değiliz.

Al-Monitor: Geçtiğimiz ay Türkiye Kilis’te bir mülteci kampını ziyaret ettiniz. Birebir gözlemlediğiniz koşullardan bahseder misiniz?  Kamplar nasıl yönetiliyor?

Georgieva: Mülteciler için kurduğu tesisler ve sağladığı koşullarla Türkiye çok iyi iş çıkardı, ama durum onları da aşmaya başladı. Ziyaretim esnasında, o kampta 36 bin mülteci vardı. Yetkililer bana 50 bine kadar mülteciyi barındırabileceklerini ve 100 bin kadar mültecinin üstesinden gelebileceklerini, ama bunun ötesinde çok zorlanacaklarını söylediler. Artık şöyle bir neticeyi gözlemliyoruz: Türkiye kadın ve çocukların girmesine izin veriyor, muhtaç insanların çoğu için kapılarını açık tutuyor, fakat sınırını herkes için açık tutabilecek durumda değil artık ve tabi ki onların da güvenlik endişeleri var. Ama güvenlik endişeleri bir yana, durum onları aşmaya başladı.

Türkiye’ye insani yardım bütçemizden mütevazı bir yardım sağladık. Bu konuda yapabileceklerimiz sınırlı, çünkü hükümetlere doğrudan para veremiyoruz. Sadece yetkili örgütler ve insani yardım kuruluşlarıyla çalışıyoruz. Hâlbuki Türkiye kendi güvenlik mülahazaları gereğince – ki ben bunlara saygı duyuyorum – başkalarının yardım etmesi konusunda oldukça kısıtlayıcı davranmıştır. Artan mülteci sayısıyla birlikte bu durum değişebilir.

Yine de mülteci sorununun genel yönetimi konusunda Komisyon Türkiye’ye oldukça yoğun bir şekilde yardım ediyor. Ziyaretim esnasında Avrupa bakanıyla birlikte AB tarafından finanse edilen bir kabul merkezi açtık. Türkiye’nin katılım müzakereleri kapsamında mülteci kabulü için sağladığımız 80 milyon Euro’nun üzerinde bir destek var.

Zor da olsa Türkiye mülteci kabul etmeye devam edebilecek diye tahmin ediyorum. Fakat Türkiye’nin mevcut seçici açık kapı uygulaması nedeniyle gitgide daha fazla insan, cephe hatları ile Türkiye sınırı arasında sıkışıp kalacak.

Lübnan ise muazzam zorluklarla karşı karşıya. Lübnan’daki mültecileri de ziyaret ettim. Suriye’deki Filistinli mültecilerin gidebileceği tek yer orası. Suriye’de 500 bin Filistinli var. Suriye onlara çok iyi bakıyordu ama şu anda çatışmanın içine sürükleniyorlar ki bu da bazılarının Suriye’den kaçması demek. Kaçacaklar ama nereye? Ürdün’e gidemezler, dolayısıyla bazıları Lübnan’a gidiyor. Lübnan’da Filistin mülteci kamplarını görenler oradaki koşulların ne kadar ağır olduğunu bilir.

Filistin kamplarına gittim, küçük bir odada nöbetleşerek uyuyan ailelerle karşılaştım, toplam 18 kişi. O koşullarda yaşamaktansa Suriye’ye dönmeyi tercih ettiklerini söylediler. Lübnan öteden beri Filistinli mültecileri daracık sıkışık kamplarda barındırdı ve bu alanlar zamanla tehlikeli mekânlara dönüştü. Her yerden kablolar sarkıyor. Dar alanda artan nüfus nedeniyle geçen sene 38 kişi elektrik çarpması sonucu ölmüş. Lübnan’da durum böyle.

Ürdün mültecileri iyi ağırladı. Ürdünlüler sınır kapılarını açık tutuyor, ama bunu sonsuza dek sürdürebilecekleri konusunda inançları gitgide azalıyor. Suriye içinde tampon bölgelerden bahsediyorlar artık. Ürdün, Filistinlileri zaten kabul etmiyor. Sürekli artan bir mülteci dalgasının ülkenin hassas dengesini bozabileceği konusunda haklı olarak çok endişeliler. Bu, Ürdün için büyük bir sıkıntı.

Ürdün’deki sorun Türkiye’den farklı. Türkiye kamplarda mülteciler için yüksek standartlar koyduğu için, insan sayısı arttıkça maliyet yükseliyor ve durum zorlaşıyor. Ürdün’de farklı bir ekonomik sıkıntı var. İlk günden itibaren, mültecilere kendi insanlarıymış gibi muamele ettiler. Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim sağladılar; su yardımı, elektrik yardımı verdiler. Ne var ki Ürdün’ün devasa ekonomik ve makroekonomik sorunları var. Bu ilave sorun olmasa bile idare etmekte zorlandıkları bir açıkları var.

Lübnan’da durum benim için kişisel olarak da zor oldu. Suriyeliler ve komşular için bölgede yeni bir şiddet tecrübesinin ne kadar büyük bir zorluk olduğunu idrak ettim. Buna altı yaşındaki Ali’nin bana hediye ettiği bir resim vesile oldu. Resimde tanklar, silahlar, kanlar ve kuzeni Abdullah’ın cesedini çizmişti. Altı yaşında bir çocuk için bunlar vatanına dair anılar.

Al-Monitor: Savaşın özellikle çocuklar üzerindeki etkisi konusunda düşünceleriniz nedir?

Georgieva: Türkiye, Lübnan ve Ürdün’de kampları dolaştığımda, mülteci ailelerle karşılaştığımda işte bu soru dimdik gözüme bakıyor. Pırıltılı gözler, akıllı kızlar ve oğlanlar… Okullarından geri kalıyorlar, özellikle kızlar. Özellikle kırsal bölgelerde çocuğunuzu, özellikle de kızınızı, başka bir yere göndermek son derece sıkıntılı bir şeydir. Karşılaştığım birçok ailenin çocukları iki senedir okula gidemiyor artık. Suriye içeresinde durum daha da vahim. Birçok okul bombalandı, yok oldu. Okulların hala var olduğu yerlerde ülke içi mülteciler var. Bunların sayısı 1,5-2 milyon civarında ve çoğu zaman bu mülteciler bu tip kamu binalarında barınıyor.

Ve tabi ki savaşın, çocukların hafızasına kazıdığı dramlar, onlarda açtığı yaralar var. Hepimizin konuşmaktan çekindiği konu da bu bence. Çatışmalar uzadıkça yaralar derinleşecek, bunları iyileştirmek daha da zorlaşacak, ülke olarak Suriye’nin geleceği üzerinde belirsizlik artacak ve istenmeyen ama muhtemelen vahim olacak sonuçlardan bütün bölge, bütün Ortadoğu ve dolayısıyla bütün dünya etkilenecektir. Günümüz dünyasında ayrı durmak artık mümkün değil. “Bu senin meselen, git onu orada çöz.” diyerek gözümüzü kapatıp meseleyi unutmamız mümkün değil.

Bu tür olaylarda en vahim olan, olayların tek olmaması ve başka krizlerin de sürüyor olması. Ama bu kriz günümüzde en dramatik yayılma risklerini barındıran krizdir. Kimse “Bunun böyle olacağını bilemezdik.” diyemez. Çünkü neler olacağını görüyoruz. Gene de bir felç durumu mevcut. Bu felç durumu önemli bazı kültürel ve bölgesel çıkarlar ve anlaşmazlıklarla da bezenmiştir. Felç hali gökten düşmez, kökenleri vardır. Ama hala kimse yeni bir çözüm denemesi yapalım demiyor.

İnsani yardım camiası olarak naçizane bir önerimiz var. Dünya siyasi çözüm üzerinde uzlaşamıyorsa, lütfen bari insani çözüm üzerinde uzlaşsın. Suriye’de insancıl hukuku sağlamak, herkesin bu konuda tüm gücünü kullanması için bir uzlaşmaya varabilir miyiz lütfen? Ambulanslara ateş açmayınız! Ekmek fırınlarını bombalamayınız! İnsani yardım çalışanlarını öldürmeyiniz! Sivilleri sebepsizce öldürmeyiniz! Bunlar Avrupalıların kalbine çok yakın mevzular. Çünkü savaşlar, savaş kurallarına yol açmıştır ve bunlar kan ve gözyaşıyla yazılmıştır ve işte şimdi Suriye’de hala “Kurallara uymuyorlar, yapabilecek bir şey yok.” demek yerine “Bari bu konuya saygı gösterme konusunda uzlaşamaz mıyız?” diyelim.

Durumun artık geri dönülemez olabileceğini düşünme noktasına geldim. Savaş, uluslararası insancıl hukuku birçok yönden öyle bir çiğnedi ki durumun nasıl düzelebileceğini kestirmek hiç kolay değil. Bunun feci şekilde zor olacağı gerçeği en azından bunu denememek için bahane olamaz.

Size şunu söyleyebilirim ki başka krizlere ilişkin gelen, çakışan talepler yardım etmeye uğraşan çalışanlarımdan bazılarını üzüyor. Para Suriye’ye gidiyor, diyorlar. Ya başka yerlerde eziyet çeken canlar, ölen çocuklar, açlık çeken çocuklar ne olacak, diyorlar. Suriye’deki durum bizi gayri ahlaki bir ikilemin içine sokuyor. Çözüme yönelik siyasi bir iradenin olmaması yüzünden başka insanların umutsuzca ihtiyaç duyduğu yardımları onlardan esirgemek gibi bir seçim yapmak zorunda kalıyoruz.

More from Andrew Parasiliti

Recommended Articles