Ana içeriğe atla

Suriye’nin Kimyasal Silahları, İsrail ve Hizbullah

Suriye’nin kimyasal silahları konusunda ABD’nin yaptığı açıklama, İsrail bağlantısı ve Hizbullah içindeki tartışma.
U.S. President Barack Obama (R) listens to remarks by Jordan's King Abdullah prior to a bilateral meeting in the Oval Office of the White House to discuss issues like the Syrian crisis and regional security, in Washington, April 26, 2013. REUTERS/Mike Theiler (UNITED STATES - Tags: POLITICS) - RTXZ19P

 

Ürdün Kralı’ndan Suriye Uyarısı

Nisan 26’da Beyaz Saray’da Barack Obama ile görüşen Ürdün Kralı Abdullah, Suriye’den kaynaklanan tehditler konusunda ABD başkanını uyardı. “Suriye toplumundaki ayrışmanın her geçen gün daha kaygı verici bir hal aldığını” söyleyen Abdullah, yükselmekte olan “militan terörist örgütlere” de dikkat çekerek “son bir umut” olarak siyasi çözüm çağrısı yaptı.

Aynı basın toplantısında konuşan Obama, Suriye’nin kimyasal silah kullanımını incelemeye devam edeceklerini açıkladı ki bu zaman alabilir. Obama’nın sözleri, ABD’nin Suriye’de daha aktif bir tutum almasını isteyenleri hayal kırıklığına uğrattı. Zira müdahale yanlıları, ortaya çıkan bu son durumun “kırmızı çizginin” aşıldığına dair bir kanıt ve bardağı taşıran son damla olacağını, ABD’yi Suriye muhalefetini silahlandırmaya, uçuşa yasak bölgeler kurmaya ve hatta askeri bir müdahaleye yönelteceğini ummuştu.

Irak savaşının 1o. yıl dönümünde olduğumuzu da düşünürsek, soru işaretleri taşıyan bir istihbarat değerlendirmesi üzerine askeri müdahale çığırtkanlığı yapanlar şaşkınlık yaratabiliyor. Zira Beyaz Saray’ın 25 Nisan’da Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Senatör John McCain ve kıdemli Cumhuriyetçi üye Senatör Car Levin’e gönderdiği mektuba göre, ABD istihbarat birimleri, “net bir delil zincirinin olmadığı fizyolojik örneklere” dayanarak “ufak çaplı” bir kimyasal silah kullanımını “değişken kesinlik dereceleri” ile tespit etmiş. Bu, kesin delil olmaktan çok uzak ve hatta BM denetim kurallarına göre muhtemelen reddedilecek bir değerlendirme.

Suriye, geçtiğimiz ay isyancıların kimyasal silah kullandığını iddia ederek Birleşmiş Milletler’in soruşturma başlatmasını istemişti, ancak şu ana dek denetçilere silahların kullanılmış olabileceği bölgelere giriş izni vermiş değil. Suriye’ye çağrısını 25 Nisan’da yineleyen BM, denetçilere koşulsuz ve serbest erişim izni verilmesini istedi. Kimyasal silahlar konusu gündemden düşmeyeceğine göre Şam, bu incelemenin derhal başlamasını sağlamalı.

Kimyasal silah iddiaları neticede gerçekten de Obama ve ekibinin sevdiği tabirle “oyunun kurallarını değiştiren” faktör olabilir. Askeri seçenek tartışmaları zaten alevlenmiş durumda. Ancak Kral Abdullah da büyük resmi hatırlatmakta haklı.

Suriye, bölgede mezhepsel bir savaş için patlama noktası olmuşken bunun bedeli sadece insan kaybı değil. Savaş, Suriye devletinden geriye kalanları yıkarak devletin çöküşüne ve parçalanmasına hizmet ediyor. Aynı zamanda, bu savaş ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper’ın tabiriyle “Sünni terör grupları içinde en örgütlü ve en yeteneklisi” olan Irak’taki Nusra Cephesi nezdinde El Kaide’nin yükselişini körüklüyor.

Irak’taki El Kaide unsurları ve bunların Suriye kolu, 11 Eylül 2001’de yaklaşık 3 bin Amerikalıyı öldüren, tüm dünyada terörist eylemler yapan ve cinayetler işleyen, Saddam Hüseyin’in ABD tarafından devrilmesini takip eden kanlı iç savaşta Amerikalı askerlerin ve Iraklı sivillerin ölümünden ve sakat bırakılmasından sorumlu olan aynı El Kaide’ye bağlıdır.

On yıldan fazla bir zamandır El Kaide, Amerika’nın en kanlı düşmanı ve şu anda Suriye’de kazanıyor.

Hal böyle iken, oluşturulması planlanan “ılımlı bir kuvvet” etrafında “isyancıları silahlandırmak” ne işe yarar? Muhalefet içinde en etkin savaşçılar, Amerikalılar dâhil masumları öldüren sabıkalı teröristler iken, Suriye devletinin çöküşü, Suriye ve Irak’ta kanlı eylemlerini artıran teröristleri güçlendirirken, savaşın yayılma eğilimi Ürdün ve Türkiye’deki mülteci krizleri, Irak’ta artan terörizm ve İsrail sınırında gerginlik şeklinde kendini gösterirken ve İran Suriye’yi sonuna kadar desteklemeye devam ederken ufukta tek bir sonuç görünüyor: Daha fazla savaş, daha fazla ölüm ve ülkenin parçalanmaya doğru daha hızlı yol alması.

Kimyasal silah iddiaları, Suriye’de müzakere yoluyla siyasi geçişi zorlamak için yeni bir acil çağrı olarak görülmeli. Sanki böyle bir çağrıya ihtiyaç varmış gibi. Bu iddialar askeri seçenek çağrısı olamaz ki askeri seçenekler de geçen haftaki ABD değerlendirmesi öncesinde olduğu gibi sorunlu bir nitelik taşımaya devam ediyor.

Uluslararası işbirliğinden sorumlu Avrupa Komiseri Kristalina Georgieva’nın Al-Monitor’a yapmış olduğu açıklamayı hatırlamakta yarar var: “İnsani çabalar konusunda tecrübeli kişiler olarak Suriye’ye akıtılan silahların siyasi çözüm veya müzakere yoluyla olayların sonlandırılması ihtimaline nasıl katkı yaptığını şu ana kadar anlamış değiliz. Bunu göremiyoruz. Tek istisna olarak, Türkiye’deki Patriot füzeleri belli bir bölgede caydırıcı etki yapmıştır. Bunun dışında, Suriye’ye gönderilen silahların tek sonucu daha fazla çatışma, daha fazla acı ve daha fazla insanın komşu ülkelere kaçması olmuştur.”

İran’ı işin içine alan yeni bir bakış açısı siyasi çözüme fayda sağlayabilir. Kendisi de El Kaide bağlantılı Sünni terör gruplarının tehdidi altında olan İran, aylar önce ABD ve müttefikleriyle Suriye konusunu görüşmek için teklifte bulunmuştu.

Barbara Slavin bize bu hafta şunu da hatırlatıyor: Esad yönetiminin kilit destekçisi olan İran’ın kendisi 1980-1988 İran-Irak savaşında Irak’ın kimyasal saldırısına maruz kalmıştı. İran ayrıca Kimyasal Silahlar Anlaşması’nın imzacısıdır.

Dolayısıyla, krizden fırsat çıkarma inancı doğrultusunda - ki Suriye dünyadaki krizlerin en zorlusudur - kimyasal silah iddiaları, ABD, İran ve Rusya arasında zamanı çoktan gelmiş de geçen ve bu köşeden de defalarca çağrısı yapılmış olan diyalogu başlatmak için yeni bir vesile olabilir. Bu, hem Suriye’deki savaşın sonlandırılmasına hem de kimyasal silahların kullanılması ve yayılmasının önlenmesine hizmet eder.

İsrail’in ‘Dil Sürçmesi’

Beyaz Saray’ın mektubundan iki gün önce ve tam da ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel, İsrail ziyaretini tamamlamak üzereyken İsrailli bir yetkili tartışmaları tetikleyecek açıklamayı yaptı. Ülkesinin Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde 23 Nisan’da konuşan İsrail Askeri İstihbarat Araştırma Departmanı’nın Müdürü General Itai Brun, şöyle dedi: “Esad kendi halkına karşı kimyasal silah kullandı, hem de bir defadan fazla.”

Brun, bunları söylerken “bilebildiğim kadarıyla” ifadesini kullandı. Ancak Alon Ben David’in Al-Monitor’da bildirdiği gibi, Brun üstlerinden onay alıp konuşmuştu.

Bir gün sonra, yani 24 Nisan’da, Kahire’de basının önüne çıkan Hagel,  Brun’un açıklamaları sorulunca şöyle dedi: “İsrail’de bulunduğum sırada benimle bu değerlendirmeyi paylaşmadılar.”

Ben David’e göre, Brun’un sözleri Washington’u pusuya düşürmek için söylenmiş olabilir. Baskı oluşturan bu hamleyle, Washington’un Suriye’deki kimyasal silahlar konusunda İsrail, İngiltere ve Fransa’nın pozisyonuna gelmesi ve Obama’nın sadece Suriye için değil İran için de yapmış olduğu “kırmızı çizgi” uyarılarının test edilmesi amaçlanmış olabilir.

Ben Caspit ise bu haftaki yazısında Brun'un açıklamalarının tuzak değil “dil sürçmesi” olduğunu yazıyor. Yine de ortaya çıkan durum itibariyle ABD’nin “kırmızı çizgileri” konusunda İran’ı da ilgilendiren bir sınava tabi tutulduğunu kabul eden Caspit, şöyle devam ediyor: “Konu daha da hassas bir hal alıyor çünkü mesele Esad değil. Tam tersine, Esad gittikten sonra ya da Esad giderse birileri onu özleyecek. Esad yönetimi sırasında bölge istikrarlıydı, kontrol altındaydı ve yönetilebiliyordu. Suriye’nin İsrail sınırı 40 yıl boyunca sessiz kaldı. Asıl mesele Tahran’da. ABD sopası Tahran’da merakla izleniyor ve an itibariyle kaygı duymaları için bir sebep yok.”

Hizbullah’ta Tartışma ve İnsansız Uçak

İsrail ordusu, 25 Nisan’da yaptığı bir açıklamayla Hizbullah tarafından gönderildiği düşünülen bir insansız uçağın Hayfa semalarındayken düşürdüğünü duyurdu.

Beyrut’tan bildiren bir Al-Monitor muhabiri, olayın Hizbullah içinde cereyan eden bir tartışmaya denk geldiğine dikkat çekti. Habere göre, Güney Lübnan’daki Hizbullah kalelerinde duyulan bazı aykırı sesler, İsrail ile mücadele dururken örgüt kaynakları ve itibarının neden Suriye’deki savaşta heba edildiğini sorguluyor.

Bu bağlamda insansız uçak, Hizbullah’ın dikkatleri Esad’a verilen destekten başka yöne çekme çabası olarak görülebilir.

Shlomi Eldar bu konuya İsrail’den katkı yaptı. Hizbullah’ın ipi elinden kaçırıp kaçırmadığını soran Eldar, Nasrallah’ı kastederek şöyle yazıyor: “Çatırdayan Esad rejimine arka çıkıyor olsa da Hizbullah’ın İsrail’e karşı yürüttüğü cihadı bir an bile unutmadığını kanıtlamak istiyor. Elinden gelse çok cazip diğer bir hedefe de medyanın ilgisini çekmek isterdi o da İsrail’in Akdeniz kıyıları açıklarında bulunan doğal gaz yatakları.”

Ali Hashem bu görüşe bir soruyla cevap verdi. Hizbullah dikkatleri başka yöne çekme niyetinde olsaydı o halde niye “İşgal atındaki Filistin’e hiç bir Hizbullah uçağı gönderilmemiştir.” şeklinde bir yalanlama yayınladı?

Sonuç olarak geçtiğimiz hafta meydana gelen gelişmeler- hala bu yönde kuşku kaldıysa- şunu göstermiştir ki Suriye’deki çatışma artık bölgesel bir çatışmadır ve etrafa sıçrama etkisi Ürdün, İsrail ve Lübnan’ın tehdit algısını her geçen gün artırmaktadır.

Start your PRO membership today.

Join the Middle East's top business and policy professionals to access exclusive PRO insights today.

Join Al-Monitor PRO Start with 1-week free trial