Ana içeriğe atla

2013 ve Türkiye’de “siyasi kriz semptomları”…

2013 ve Türkiye’de “siyasi kriz semptomları”…
Members of parliament from the ruling AK Party (AKP) and Republican People's Party (CHP) scuffle during a debate at the parliament in Ankara early March 30, 2012. The Turkish parliament is hotly debating a bill overturning a 1997 law, imposed with the backing of the military, which extended compulsory education to eight from five years and stopped under-15s attending religious "imam hatip" schools. Parliamentarians on Thursday accepted a proposal from Prime Minister Tayyip Erdogan's AK Party to offer option

 

2013’ün ilk günü Türkiye’nin bu yıl nelerle ve nasıl meşgul olacağı için ipucu veriyor. Öncelikle yeni anayasa çalışmaları öncelik taşıyacak gibi gözüküyor. Ve, muhtemelen Türkiye, yeni anayasa yapmayı beceremeyecek ve iktidar partisi Ak Parti, cumhurbaşkanlığı yetkilerinin güçlendirildiği ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 2014 yılına dönük ihtiraslarına göre dizayn edilmiş bir anayasa taslağını empoze etmeye çalışacak. Diğer partiler buna direnecekler ve Türkiye, 2013’e bir “siyasi kriz semptomları” ile açılış yapmış olacak.

 

2013’ün başlangıç döneminin nasıl  olacağının ipucu, 2012’nin son günü yapılan bir açıklamayla verildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek, yeni Anayasa çalışmaları için 2 Ocak günü, yani tatil biter bitmez ertesi gün ana muhalefet lideri yani Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile buluşacağının, geçen yılın son günü açıklamıştı.

 

31 Aralık, parlamentoda temsil edilen 4 partinin eşit sayıda, 3’er temsilci verdiği Anayasa Hazırlık Komisyonu’nun son günüydü. Anayasa Hazırlık Komisyonu, 2011 seçimlerinden önce anayasa yapımı amacıyla oluşturulmuştu. TBMM’nin, büyük ölçüde Başkan Cemil Çiçek’in gayretleri sayesinde en iyi ve en istikrarlı çalışan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en büyük vaadi olarak ortaya çıkan yeni kuruluşuydu ama bir buçuk yıllık çalışmalarının sonucunda Anayasa Hazırlık Komisyonu da fazla bir şey elde edemedi.

 

Dört partiden eşit sayıda temsilciyle oluşturulmuş olan Anayasa Hazırlık Komisyonu, çalışmalarının hemen başında bir ilke belirlemişti. Yeni anayasanın herhangi bir maddesinin yazılabilmesi için dört parti arasında konsansüs olması şart koşulmuştu. Anlaşılan maddeler üzerinden ilerleyecekler, anlaşamadıkları maddeleri aralarında uzlaşma sağlamak üzere daha sonra ele alacaklardı.

 

Türkiye’nin siyasi kültüründe “uzlaşma” yeteneği pek görülebilen bir şey değil. “Taviz”, adeta “ihanet” ile eş anlamlı kullanılan ve pejorative anlam taşıyan bir sözcük. Hal böyle olunca ve yeni anayasanın özellikle Kürt sorununun çözümü için hukuki çerçeveyi oluşturması beklenince, PKK ile aynı dalga boyundaki BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) ile Kürt sorununun mevcudiyetini bile reddeden ve Türkiye’nin bir “ihanet”le ve sadece “terör sorunu” ile yüzyüze bulunduğunu öne süren katı milliyetçi MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) arasında özellikle vatandaşlık tanımı, ana dilde eğitim hakkı ve ademi merkeziyetçi yeni governance’a kapıların açık tutulması gibi, Kürt sorununun çözümüne gerçekten bir çerçeve oluşturabilecek bir dizi maddede “uzlaşma” olması bir “mucize”ye bağlıydı ve mucize gerçekleşmedi.

 

İşin ilginç yanı, Kürt meselesiyle ilgili alanlardaki yeni anayasa yazımında, ana muhalefetteki CHP, MHP’ye çok yakın bir pozisyonda dururken, BDP, iktidar partisi Ak Parti’ye daha yakın bir çizgi ortaya koyabildi. Türkiye, “sol” etiket taşıyan partilerin, Kürt sorunuyla ilişkili milliyetçilik söz konusu olunca, sağ-milliyetçi partilerden nerede ayrıldıkları pek belli olmayan, birçok partinin milliyetçi ideolojik dogmalara ortak sahip bulunmaları bakımından aralarında “Schengen sınırları” olan bir ülke.

 

Netice olarak, yeni anayasanın pek az ve pek de önemli olmayan birkaç maddesi üzerinde konsansüs sağlanabildi ve en can alıcı anayasa maddeleri konusunda hiçbir ilerleme elde edilemeden, Anayasa Hazırlık Komisyonu’nun görev süresi doldu.

 

2013’le birlikte, Meclis Başkanı “extra-time”ı oynamak ve oynatmak istiyor. Aksi halde. 2013’e siyasi krizle girilmiş olacak.2014’de bir yerel seçim ve ardından cumhurbaşkanının ilk kez halk oyuyla seçileceği bir cumhurbaşkanlığı seçimi yaşayacak bir ülke için, 2013’ün bu şekilde heba edilmesi en başta iktidar partisinin ve onun lideri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın işine gelmiyor. Zira, Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı yetkilerinin arttırılmış olacağa yeni bir anayasaya, 2014 yılında Türkiye’yi bir tür başkanlık sistemine geçirmeyi tasarladığı ve cumhurbaşkanı seçilmeyi amaçladığı için, herkesten fazla ihtiyacı var.

 

Nitekim, 2012’nin son günlerinde yaptığı bir açıklamada, eğer diğer partiler bir yeni anayasa metni üzerinde anlaşamazlarsa, Ak Parti’nin kendi taslağını getireceğini bildirerek, şapkanın altından tavşanın kulaklarını gösterdi.

 

Bir buçuk yılda vatandaşlık tanımı üzerinde dahi anlaşamamış partilerin, koca bir yeni anayasa üzerinde anlaşması beklenemeyeceğine göre, muhtemelen, Tayyip Erdoğan’ın söylediği gerçekleşecek ve Ak Parti, kendi anayasa taslağını sunacak.

 

550 kişilik TBMM’de bir anayasanın tümüyle ya da kısmen değiştirilmiş haliyle referanduma sunulmadan kabulü için 367 oy gerekiyor. 330 ila 367 arasında elde edilecek oylar ise referanduma gidilmesini mecbur kılıyor.

 

Ak Parti’nin milletvekili sayısı 330’un birkaç sandalye altında. Bu durumda, Ak Parti, ya CHP ile veya MHP ile anlaşmak zorunda veyahut en azından kendi anayasa taslağını geçirebilmek amacıyla referanduma gidebilmek için birkaç milletvekilinin aklını çelmesi ve “transfer” ederek 330 sandalyeyi bulması gerekiyor.

 

İlk seçenek, ciddi ölçülerde Ak Parti namına “taviz”i ve Ak Parti ile muhatabı arasında esaslı bir “horse trading”i zorunlu kılıyor. Bu, bugüne dek pek becerilmiş bir şey olmadığı gibi, Tayyip Erdoğan’ın adeta bir desperado gibi cumhurbaşkanlığı peşinde koştuğunu düşünen ve Erdoğan’ın Putinesque eğilimlerle cumhurbaşkanlığını otoriter bir “tek adam” rejimine dönüştüreceğini düşünen partilerin –ister CHP olsun, ister MHP- Başbakan’a istediği “yeni yıl armağanı”nı vereceklerini düşünmek pek gerçekçi olmaz.

 

İkinci seçenek, yani milletvekili transferleri, ise Türkiye’nin siyasi hayatında yakın geçmişte söz konusu olan ve hatırlanmak istenmeyen gayrı ahlaki “milletvekili pazarları”, bir başka deyimle “milletvekili satın alma borsası” kurulmasını yine hafızalarda canlandırır ki, bu, başlı başına bir krizi zaten ifade eder.

 

Dolayısıyla, 2013’ün, 2014’te doğru “siyasi mayınlarla dolu bir cumhurbaşkanlığı seçimi geçidi” olacağı, yılın ilk gününden itibaren belli oldu denebilir. Bu geçitte, sağ salim yol alabilmek için Tayyip Erdoğan, tam 10 yıldır kendisine çok yardımcı olmuş olan şansına ve aynı şekilde siyasi becerisine güvenmek durumunda.

 

2013 başı itibarıyla, hedeflerinin önünde hiç kimse duramazmış gibi bir izlenim veriyor. Ama belki de, 2013, Tayyip Erdoğan için 10 yıllık bir “metal yorgunluğu”nun açıkça ortaya çıktığı bir yıl olacak.

 

Tayyip Erdoğan, başbakanlık koltuğuna 2003 yılının mart ayında oturmuştu. Türkiye, seçimli demokrasiye geçtiği 1950 yılından beri 10 yıl aralıksız başbakanlık koltuğunda sadece Adnan Menderes oturabildi. Onun yolu, parlamenter sistemin yaşadığı ilk askeri darbeyle 1960’da kesildi ve Menderes, 1961’de utanç verici bir yargılama sonucu asıldı.

 

Tayyip Erdoğan için böyle bir son, 2013 için elbette en küçücük bir ihtimal olarak bile düşünülemez. Tayyip Erdoğan’ın 10 yıllık iktidarında, -birçok katkısının yanısıra- Türkiye’ye en büyük katkısı, askeri darbeler ihtimalini bertaraf edecek şekilde, Türkiye’deki vesayet rejiminin belkemiği olan orduyu kışlasına geri göndermeyi başarması oldu.

 

Tayyip Erdoğan’ın, Adnan Menderes’in rekorunu kıracak tek siyaset adamı olarak tarihe geçmesine birkaç ay kaldı. Ve, bu rekoru kıracağı besbelli. Ancak, 10 yıllık iktidar yıpranması, bir başka deyimle, “metal yorgunluk”, 2013’te bir yıl sonrasının hesaplarını gerçekleştirmesine imkan verecek mi?

 

Açılışını “siyasi kriz”le yapacak olan 2013, bu sorunun cevabını verecek.