Rusya ve Orta Doğu

ABD saldırıları Moskova’nın Suriye politikasını nasıl etkiliyor?

By
p
Article Summary
Rusya’nın Suriye politikasının ana hedeflerinden biri, Suriye rejimine ABD ve bölgesel ortakları nezdinde yeniden meşruiyet kazandırmak ve rejimin radikallerle mücadelede müttefik olarak tanınmasını zorlamak. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD ve koalisyon ortaklarının İslam Devleti’ni (İD) sadece hava saldırılarıyla ortadan kaldırabileceğine dair tereddütler Rusya’da bugünlerde artıyor. Bazı Arap ülkesi vatandaşlarıyla İslami örgüt üyeleri arasında halifelik projesine desteğin yükselmesi de benzer şekilde kaygıları arttırıyor.

İD’in uygulamaları bize gittikçe şunu gösteriyor ki karşımızda sadece fanatiklerin bir tertibi değil, bir devlet inşa projesi var. Bilindiği üzere İD’e katılan veya onunla birleşen İslamcı örgütlerin sayısı bir düzineyi geçti. Art arda yapılan biat açıklamalarının en ciddisi Taliban’ın lider kadrosundan geldi ki bu da İD’in yetki alanının fiilen Pakistan ve Afganistan’a uzandığına işaret ediyor. Tanık olduğumuz olay, El Kaide örneğinde olduğu gibi bir şubeler zincirinden ibaret değil.

Kaygı verici ama sürpriz olmayan bir diğer gelişme, İD’in 22 Eylül’de bugüne kadarki savaş alanı olan Irak ve Suriye dışında da terör eylemleri düzenleme niyetini ilan etmesiydi. Charles Lister’a göre “İslam Devleti, Irak’taki kazanımları ve Suriye’nin kuzey ve doğusundaki ilerleyişinin ardından en az 680 kilometre genişliğinde bir bölgeyi kontrol ediyor. Doğal kaynakların kontrolüne odaklanan örgüt, günde bir buçuk ila iki milyon dolar arasında gelir elde ediyor.”

Orta Doğu’daki olaylar, Rus medyasında ateşli tartışmalara neden oluyor. Rusya’nın Suriye politikasının tanınmış tenkitçilerinden Georgi Mirski, “Moskova Yankısı” isimli blogda Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in açıklamalarının “Suriye’nin kahpeliğini” yansıttığını yazıyor. Mirski şöyle diyor: “Rusya, Suriye hükümeti için olabilecek her şeyi yaptı, bir dizi BM Güvenlik Konseyi kararını veto etti, kimyasal silahlara ilişkin kurnazca manevralarla ABD bombardımanını önledi. Aynı Esad hükümeti, şimdi her şeyi unutuyor ve haince ABD’yle ittifaka giriyor.”

Bana göre yazarın bu ironisi oldukça yersiz. Yazar şunu anlamış değil: Rusya’nın Şam’ın onayı olmaksızın hava saldırısı düzenlenmesine karşı çıkması ve Suriye’nin koalisyon harekâtına fiilen destek vermesi aslında aynı amaca hizmet ediyor. Bu amaç da şudur: Suriye rejimine ABD ve bölgesel ortakları nezdinde yeniden meşruiyet kazandırmak ve rejimin radikalizme karşı savaşta müttefik olarak tanınmasını zorlamak. Suriyeli ve Rus yetkililer, kamuoyundaki açıklamalarını bile eş güdüm hâlinde yapmış olabilir.

Ayrıca, Moskova’daki yorumculara göre Rusya ABD’nin Irak’taki değil ama Suriye’deki eylemlerini eleştirirken Washington ve AB’nin çifte standardını öne çıkarmalı. Zira Washington ve AB, Rusya’yı Ukrayna’ya asker göndermekle suçluyor – ki Rusya bunu şiddetle inkâr ediyor – ve hatta bu nedenle Rusya’ya yaptırım uyguluyor. Ancak aynı Batı, uluslararası toplumun tanıdığı meşru Suriye hükümetinin onayı olmaksızın bu ülkenin topraklarında saldırılar düzenliyor.

Rusya, Barack Obama’nın BM Genel Kurulu konuşmasında Suriye Devlet Başkanı Esad’dan bahsetmemesini de not etti. Bu “Esad gitmeli.” nakaratının yeni koşullarda ömrünü doldurduğunu mu gösteriyor?

Öte yandan Moskova’daki yabancı diplomatlar arasında dolaşan söylentilere göre Şam’ın içerideki muhalefetin yapıcı kanadıyla temas kurmaya dönük en ufak esneklik göstermemesi, Moskova’nın canını gittikçe sıkıyor. Rejimin de menfaatlerini dikkate alacak siyasi bir çözüm isteyen Rusya, böyle bir iş birliği için çağrılarda bulunmuştu. Şam ise ABD ve müttefiklerinin İD’e yönelik saldırılarının bir şekilde hem İD’i hem diğer tüm muhalif güçleri zayıflatacağına inanıyor ve bunun için haklı gerekçeleri de var. Şam’a göre bilhassa Özgür Suriye Ordusu’nun kapasitesi fiilen sıfıra inmiş durumda.

Ancak İslamcı bir grupta savaşmış militanlardan duyduğuma göre orduyla güvenlik birimlerinin Alevi çekirdeğindeki zayiat “kırmızı çizgiye” yaklaşıyor. Bu, savaş kurbanlarının adeta istisnasız şekilde muhalif Sünnilerden oluştuğuna dair Batı’daki yaygın inancın yanlışlığını gösteriyor. Rejim saflarında savaşanların kayıpları da neredeyse aynı.

Yüksek zayiat vermekten korkmayan İslamcılar, uzun sürecek kanlı bir savaşla hükümet güçlerini insan kaynağından mahrum bırakmayı ve böylece rejimi ya askeri olarak mağlup etmeyi ya da içten çökertmeyi umuyor. Ancak bana göre zafere ulaşmak için orantısız zayiata bel bağlamak, hem korkunç hem de ters tepecek bir düşüncedir.

Rus toplumunun geneli gibi Suriyelilere geleneksel olarak güçlü sempati duyan ve Şam’a destek politikasına arka çıkan Rus iş çevreleri, kaygıyla şu noktaya dikkat çekiyor: Savaşta ekonominin tüm dayanakları – altyapı, elektrik, petrol ve gaz üretimi – muazzam tahribata uğradığı için Suriye hükümeti, ülkede büyük bir insani facianın yaşanmasını tek başına engelleyemez. Bilindiği gibi İD, enerji kaynakları alanında üretim tesislerini ele geçirmişti. ABD hava saldırıları bu altyapının bir bölümünü tahrip etti. Dolayısıyla eninde sonunda birinin bunların yeniden inşa etmesi gerekecek. Ancak New Eastern Outlook’ta yazan David Stewart’ın belirttiği gibi Rus enerji şirketleri Suriye’de iş yapma konusunda iyimser değil: “Uluslararası yaptırımlar ve itibar kaybı riski yüzünden bir Rus şirketi daha (Soyuzneftegaz) Akdeniz’deki 2 numaralı gaz blokunu geliştirme projesini görüşmelerin son safhasında daha büyük başka bir Rus yatırımcıya bırakmak zorunda kaldı.”

İD ve Nusra Cephesi gibi radikal gruplarda yer alan yabancı savaşçılar da Rusya’da resmi makamları ve sivil toplumu gittikçe kaygılandırıyor. Uluslararası radikal örgüt mensuplarının yıllardır nüfuz etmeye çalıştığı Rusya’daki Müslüman topluma ilişkin tartışmaların kızışması da tesadüf değil. Bu bağlamda kimi analistlerin Rusya Federasyonu’nun belki de en zengin birimi olan Tataristan’daki Müslüman din adamlarına ve bazı yönetici seçkinlere yüklenmesi dikkat çekiyor. Kremlin’e yakın olan Ulusal Strateji Enstitüsü’nden Rais Süleymanov şöyle yazıyor: “Tataristan’da radikal İslamcı akımların güçlenmesine yol açan iç siyasetteki başarısızlıklar, Tataristan Cumhuriyeti devlet başkanlığının iç siyaset dairesindeki algı yönetimi erbaplarını Tataristan’ın olumlu imajını korumak için yeni yollar bulmaya zorluyor.”

Süleymanov, Volga bölgesindeki elitlerin etnik, milliyetçi ve Vahhabici eğilimler göstermesini acımasızca eleştirmekle tanınıyor. Ancak bu denli sert eleştirilerin basında ve elektronik medyada yer alması, Tataristan ve Moskova’da herkesin hoşuna gitmiyor.

Süleymanov, mart 2013’te Bulgar Cemaati mensuplarının Suriye’ye geçtiğini söylemiş ve bu kişileri “Taliban saflarında savaşan, 2001’de ABD askerlerinin Afganistan’a girmesiyle Pakistan’daki Degon’a geçen Rus uyruklu Vahhabicilerden oluşan silahlı birlikler” olarak tanımlamıştı. Süleymanov, Çeçenler ile İnguşların dışında Esad’a karşı savaşan en ünlü Rus uyruklu Vahhabilerin arasında Salman Bulgar adıyla bilinen Tataristanlı Ayrat Vahitov’un bulunduğunu, bu kişinin isyancıların internetteki Rusça propaganda çalışmalarını yürüttüğünü aktarmıştı. Yazara göre “Savaş tecrübesi kazanan bu mücahitler, Tataristan’daki yer altı Vahhabi yapılanmasına katılabilir ve Volga bölgesindeki faaliyetlerini buradan genişletebilir.”

Aynı uzman, kendisi ve ekibinin Vahhabileri desteklemekle suçladığı Tataristan eski müftüsü Gusman İshakov’un Kamil Samigullin’le değiştirilmesinin de pek işe yaramadığını öne sürüyor. Süleymanov’a göre yeni müftüyle birlikte “Vahhabiler, Tataristan Müslümanları Ruhani İdaresi’ne entegre edildi.”

Tataristan’daki duruma ilişkin bu denli sert eleştiriler, başka bir zaman olsa Moskova’da bu müreffeh cumhuriyetin istikrarına yönelik tehlikeli bir darbe olarak algılanırdı. Ancak bugün İD saflarında savaşan Rus Müslümanların geri dönüşüyle oluşacak açık tehdit, Tatar uzamanın sert sözlerinin bu tehdidi hâlen göz ardı edenlere yapılmış değerli bir uyarı olarak görülmesini gerektiriyor.

Rusya’da özel dikkatle takip edilen bir diğer konu da Musul’un düşmesinin ardından olağanüstü gaddarlıklarıyla ün kazanan İD savaşçılarına uluslararası medyada gösterilen ilgi. Bu isimlerin arasında, asıl adı Murad Margoşvili olan ve Suriye’deki cihatçılar arasında Che Guevara muamelesi gören Çeçen savaşçı Müslim Ebu El Velid Şişani ve daha önce Gürcistan ordusunda yüzbaşı olarak görev yapan ve asıl adı Tarkan Batiraşvili olan Çeçen Müslüman Ömer El Şişani de yer alıyor.

Kısa süre önce uluslararası bir cihatçı şebekesine katılan 19 yaşındaki bir intihar eylemcisinin milli bayram olan 5 Ekim’de Çeçenistan’ın başkenti Grozni’de bir konser salonunun yakınında saldırı düzenleyerek beş kişinin ölümüne, 12 kişinin de ağır yaralanmasına yol açması, Rus kamuoyundaki korkuların temelsiz olmadığını gösteriyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: terrorism, terror attacks, syria, russia, islamic state

Dr. Vitaly NaumkinRusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Doğu Bilimleri Enstitüsü’nün yöneticisidir. Aynı zamanda Moskova Devlet Üniversitesi Dünya Siyaseti Fakültesi ile Moskova merkezli Stratejik ve Siyasi Çalışmalar Merkezi’nin başkanlıklarını yürütmektedir.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept