İsrail'in Nabzı

İran, İsrail operasyonlarına ne kadar tahammül edecek?

By
p
Article Summary
İran’ın Tahran-Beyrut arasında kara koridoru oluşturma çabalarını engellemeye çalışan İsrail’in, Suriye’deki saldırılarından sonra Irak’a yöneldiği ve Körfez devletleriyle işbirliği yaptığı iddia ediliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Tarih 20 Ağustos, saat 18.00 suları… Bağdat’ın kuzeyindeki Selahaddin vilayetinde bir hava üssünde cephanelikler patlamaya başladı. Görgü tanıklarına göre önce büyük bir patlama, ardından da bir dizi küçük patlama meydana geldi. Bu, tesiste mühimmat ve füze depolandığını akla getiriyordu. Üs resmi olarak Irak ordusuna ait olsa da İran tarafından desteklenip fonlanan silahlı bir Şii milis grubuna verilmişti. 

Bu olay, 19 Temmuz’dan bu yana Irak’ta faaliyet gösteren ama İran’a tabi olan silahlı Şii milislerin mühimmat ve lojistik tesislerine yönelik dördüncü veya beşinci esrarengiz saldırı oldu. Saldırılara ilişkin bilgiler kısıtlı olsa da yabancı basın bunları İsrail’e bağlıyor. Saldırıların birinde İsrail’in F-35 hayalet uçağı kullandığı, diğerlerinin ise insansız hava araçlarıyla (İHA), hatta orta menzilli bir füzeyle gerçekleştirildiği iddia edildi. 

Son saldırıdan sadece iki gün önce İran’ın sabrı taşmış görünüyordu. 18 Ağustos’ta sert bir açıklama yapan Savunma Bakanı Emir Hatemi, “Irak’ın savunma gücünün takviye edilmesi, İran İslam Cumhuriyeti’nin ana stratejilerinden biridir” dedi. Irak’ın yeni bir Suriye’ye dönüştürülmesine izin vermeyeceklerini söyleyen Hatemi, Irak’ın askeri kabiliyetlerinin hava saldırılarıyla baş edecek şekilde artırılacağı sözünü verdi. Ancak İsrail’i hedef alan bu örtülü tehditten İsrail yönetimi ya da esrarengiz saldırıların arkasında her kim varsa pek etkilenmiş gibi değildi. Bakanın açıklamasından iki gün sonra meydana gelen saldırı, Irak’ın giderek Suriye’ye benzediğini, yabancı güçlerin Irak’ta sistematik şekilde hedef vurduğunu, istediklerini yaptığını gösterdi. 

İsrail’in Irak’taki saldırıları üstlenmediğini vurgulamak gerekir. Dışişleri ve güvenlik teşkilatlarının sözcüleri şimdilik ketum davranıyor. Tek istisna, zorlu bir seçim kampanyası yürüten Başbakan Benjamin Netanyahu. İranlı bakan tehditkâr açıklamasını yaparken Ukrayna’da bulunan Netanyahu, “İran’ın hiçbir yerde dokunulmazlığı yoktur” dedi. İran’a karşı “nerede gerekirse orada harekete geçileceğini” vurgulayan Netanyahu, mekan konusunda kendisine “sınır koymayacağını” söyledi. Netanyahu 20 Ağustos’taki saldırının ardından da İsrail’in dahlini ima etti. İsrail basınına yaptığı açıklamada “Az önce elime ulaşan istihbarat raporunun da gösterdiği gibi ciddi güvenlik sınamalarıyla karşı karşıyayız” dedi. 

Şarkül Avsat gazetesi 1 Ağustos’ta İran’ın Irak’taki faaliyetlerine karşı İsrail’in yakında daha kapsamlı adımlar atacağını söyleyen İsrail güvenlik kaynaklarına yer vermişti. Batılı istihbarat birimlerine göre İsrail Suriye’de sürdürdüğü askeri operasyonların başarısından cesaret alıyor. İsrail bu operasyonlarla, Tahran’la Beyrut arasında bir kara koridorunun kurulmasını, başka bir deyişle İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile Hizbullah lideri Hasan Nasrallah arasında bağlantıyı engellemeyi amaçlıyor ve operasyonları şimdi Irak’a taşıyor.

Bunun nedeni oldukça basit. İran Suriye topraklarında İsrail’e atfedilen yüzlerce hava saldırısından epey yara aldı ve bu nedenle bölgeye yerleşme çabalarının merkezini doğuya, Irak’a kaydırmaya karar verdi. Dış basına göre İsrail de İran’ın peşinden gitti. Amaç, Irak’ta İsrail’i vurabilecek balistik füze üslerinin kurulmasını engellemek. İsrail, “menzil kısaltmaya” çalışan İran’ı olabildiğince az “ayak izi” bırakarak engellemeye kararlı. İkinci bir amaç da İran’dan Hizbullah’ın Beyrut’taki cephaneliklerine kritik silah ve füzelerin kaçırılmasını kolaylaştıracak bir kara koridorunu önlemek.

Asıl yakıcı soru ise şu: İran İsrail’e atfedilen bu engellemeler karşısında kendisini daha ne kadar tutar? Kendisine sadık “vekil” örgütlerden birine ne zaman misilleme talimatı verir? 

İsrail gizli operasyonlarını ABD’nin tam desteği ve bölgesel müttefiklerinin koordinasyonuyla sürdürüyor. Dışişleri Bakanı Yisrael Katz 6 Ağustos’ta Orta Doğu genelinde ve özellikle Körfez’de seyrüsefer serbestisini sağlamayı amaçlayan “ABD önderliğindeki koalisyonda” İsrail’in de yer aldığını söyledi. Katz’a göre İsrail’in katılımı büyük ölçüde yüksek nitelikli istihbarat sağlamaya dayanıyor.

Haaretz gazetesinde 20 Ağustos’ta yayınlanan araştırmada ise arkasında İsrailli bir işadamının olduğu milyarlarca dolar tutarındaki bir anlaşma kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) gelişkin bir casus uçak sağlandığı iddia edildi. Habere göre söz konusu uçak her gün Abu Dabi’deki bir üsten havalanıyor, Körfez üzerinde uçuşlar gerçekleştiriyor ve sahiplerine yüksek nitelikli istihbarat sağlıyor. 

İran karşıtı kampın faaliyetlerini izleyen Batılı diplomatlara göre İsrail’i de içeren bu kamptaki devletler arasında yakın bir eşgüdüm var, hatta İsrail başlıca istihbarat sağlayıcısı konumunda. 

Ancak İsrail’in katılımı istihbaratla sınırlı değil. 

İsrail kabinesinin üyelerinden Tzachi Hanegbi Irak’taki ilk saldırıdan iki gün sonra 21 Temmuz’da verdiği mülakatta şöyle dedi: “İsrail iki yıldır dünyada İranlı öldüren tek ülke. İranlıları Suriye’de yüzlerce kez vurduk. Bunu bazen kendileri kabul ediyorlar, bazen yabancı basın ifşa ediyor. (…) Ama her şey koordineli bir politika.” İran’ın yanıt vermeye kalkışması halinde İsrail’in ne yapacağı sorulduğunda Hanegbi şöyle dedi: “Yanıt bakımından İranlılar oldukça kısıtlanmış durumda. Bunun nedeni kapasitelerinin yetersiz olması değil, İsrail’in ciddi olduğunu görmeleri.” Burada Hanegbi’nin Bölgesel İşbirliği Bakanı olduğunu da belirtelim!

Bu arada Başkan Donald Trump’ın haziranda Körfez üzerinde uçan bir Amerikan İHA’sını düşüren İran’a askeri yanıt vermeme kararının da ürküp yan çizmesinden kaynaklanmadığı ortaya çıktı. Trump’ın Körfez’den gelen mesajlar üzerine geri adım attığı söyleniyor. Al-Monitor’a bilgi veren diplomatik kaynaklara göre Körfez ülkelerinden, muhtemelen BAE ve Suudi Arabistan’dan üst düzey istihbarat yetkilileri telaşla harekete geçerek Washington’dan itidal talebinde bulundular. Yapılan değerlendirmeye göre Körfez devletleri, İran’ın olası bir ABD saldırısına güçlü yanıt vermesinden ve bu misillemenin kendilerine yönelmesinden endişe ediyorlardı. Bu nedenle ABD’den “ateş etmeyin” talebinde bulundular, görece ufak çaplı bir ABD saldırısı uğruna risk almak istemediler. Aynı değerlendirmelere göre Washington’a verilen mesajlarda İsrail’in de payı vardı ve Trump’ın son anda karar değiştirmesi aslen bu mesajlardan kaynaklandı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: intelligence, israeli security, shiite militias, baghdad, tehran, gulf states, munitions

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept