Rusya ve Orta Doğu

Tahran zirvesi Rusya-Türkiye-İran ‘ittifakı’ hakkında ne anlatıyor?

By
p
Article Summary
Tahran zirvesi Astana üçlüsünde alttaki bazı önemli dinamikleri açığa çıkarırken birbirilerine ihtiyaç duymalarına dayalı pragmatik hesaplar Putin, Erdoğan ve Ruhani’yi hâlâ bir arada tutuyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

MOSKOVA — İdlib’de gerilimin yeniden artması Tahran’da düzenlenen İran-Rusya-Türkiye zirvesinin önemini arttırdı. Zirve öncesinde üç ülkede de beklentiler mütevazi ama iyimserdi. Üç liderin üçüncüsünü gerçekleştirdikleri bu buluşma Suriye savaşını sonlandırma yolunda kritik bir adım olarak görülüyordu.

Zirve öncesinde konuşan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov “Sanırım durumun askeri boyutu, başka şeylerin yanı sıra üç garantör ülkenin liderlerinin görüşmesinden sonra netlik kazanacak.” şeklinde açıklama yaparken Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksei Erkhov zirveyi “Suriye’de çözüm için büyük bir fırsat” olarak niteledi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Tahran’a gidişinden birkaç gün önce şöyle konuştu: “Bu zirvede bu işi çok daha olumlu bir noktaya taşıyacağız. (…) İnşallah Tahran zirvesini olumlu neticelendirmek suretiyle rejimin oralardaki aşırılıklarını önlemeyi başarırız. (…) Ama Allah göstermesin, buralara füzeler yağdırılacak olursa çok ciddi bir katliam yaşanır. Öyle bir durumda oradan kaçanlar nereye gelecek? Büyük oranda yine bize gelecek.”

Mesele Türkiye için gerçekten büyük önem taşıyor. Esad’ın muhalefet bölgelerine yönelik daha önceki operasyonlarına kıyasla Türkiye için bu kez çok daha kritik yansımaların söz konusu olduğunu Rusya ve İran hesaba katmak zorundaydı. Tahran’da taraflar umdukları mutabakata varamadı ve şimdi Rusya’da yeni bir zirve düzenlenecek. Ancak tarafların her biri asli güvenlik menfaatlerinin hakkıyla ele alınacağına inanmak için kendi gerekçelerine sahip.

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında geçen diyalogla “kötü polis” Rusya’ya karşı “iyi polis” görüntüsü veren Türkiye, muhalefet nezdindeki güvenilirliğini korudu. Ankara ayrıca önemli bir görev olan ılımlı militanları radikallerden ayırma konusunda zaman kazandı. Putin ise Rusya’nın Hmeymim üssüne saldıranlarla ilgilenileceği konusunda Erdoğan’dan söz aldı. İran’ın düşük profilli “bekle gör” yaklaşımı ise geçmişte olduğu gibi ona yarar sağlayacak.

Mevcut durum Halep benzeri bir taarruzun şimdilik önlenebileceğine dair umut verse de Rus ve Suriye hava kuvvetleri İdlib “çeperlerinde” muhalif ve terörist mevzileri vurmaya devam edecek ve böylece Erdoğan’ı tetikte tutarak kendisine verilen zamanın sonsuz olmadığını hatırlatıyor olacak.

Rusya, Türkiye ve İran arasındaki ilişkilere gelince zirveden üç önemli çıkarım yapılabilir.

Birincisi, üç lider arasındaki görüşmenin canlı yayınlanması Astana üçlüsünde anlaşmazlıkların sürdüğünü gösterdi. Bu aslında yeni bir haber sayılmaz. Zira anlaşmazlıklar çoktandır kabul ediliyor, çeşitli seviyelerde dile getiriliyor. Tartışmanın canlı yayınlanması bu anlamda buzdağının sadece görünen ucu. Yine de liderlerin tonu ve duruşu aralarındaki kimyanın karmaşıklığını, liderlik tarzlarını ve bu “ittifak” içinde ülkelerinin çıkarlarını savunmak için verdikleri uğraşı anlamaya yardımcı oluyor.

İkincisi, anlaşmazlıklara rağmen üç ülke Astana formatını önemsemeye devam ediyor ve ortada daha iyi bir mekanizma olmadığı için bu platformu hedeflerini ilerletme, Suriye’deki gidişatı koordine etme açısından yararlı buluyor.

Örneğin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani şu ifadeleri kullandı: “Siyonist rejim (…) teröre karşı istekli bir savaşçı olarak görülemez. (…) İşgalci İsrail rejimi işgal altındaki Suriye topraklarından hemen çıkmalıdır. (…) Suriye’de çözüm doğrultusunda büyük mesafe katettik. (…) Bölgemiz barış içinde yaşayabilir ama tehditler olmamalı, işgaller olmamalı, militarizm ya da etnik ve dini ayrımcılık olmamalı. Üç ülkenin Suriye konusundaki iş birliği hem Suriye’de barış için hem de bölgesel ve küresel düzeyde uzun vadeli etkileşim için güvenilir bir zemin olabilir.”

Putin ise Astana sürecinin önemini şöyle vurguladı: “Astana formatında daha önce alınan kararlar başarılı bir şekilde uygulanıyor. (…) Uluslararası terörizmin haşere yuvası neredeyse yok edildi. Suriye topraklarının yüzde 95’i ve 141 kent kurtarıldı. (…) Suriye halkının kendi ülkesinin geleceğini kendisi belirlemesi için koşullar sağlandı. (…) Rusya, İran ve Türkiye’nin titiz çalışmaları sayesinde Suriye’de etkileyici bazı sonuçlar elde edildi.”

Erdoğan ise şöyle konuştu: “Astana ruhunun özünde asgari müştereklerde buluşma iradesi göstermemiz vardır. (…) Aynı anlayışla Cerablus, El Bab ve Afrin gibi yerlerde sahaya inerek kendi askerimizin kanı ve canı pahasına terörist unsurları bölgeden temizledik. Böylece Suriye topraklarını güvenli hâle getirerek, huzur ve istikrarı temin ederek mültecilerin evlerine dönebileceği şartları hazırlamaya çalıştık.”

Erdoğan Türkiye’nin İdlib’deki menfaatleri karşılanmazsa Astana formatını bozabileceği imasında bulundu ancak Rusya ve İran, vilayetin tamamının Şam’ın kontrolüne girmesi yönündeki stratejik niyetlerinden herhangi bir taviz işareti vermediler. Putin şu ifadeyi kullandı: “Bu meseleyi, meşru Suriye hükümetinin topraklarının tamamı üzerinde kontrol hakkına sahip olduğu ve eninde sonunda bunu sağlamak durumunda olduğu anlayışıyla çözmemiz gerekir.”

Bu bağlamda Rusya ve İran muhalif gruplarla mücadele kararlılığından hiçbir şey kaybetmiş değil. İki ülke de bunu, şiddet kullanan militan grupların ortadan kaldırılmasına yönelik çok taraflı mutabakatlarla uyumlu görüyor. Ufak ama önemli bir fark, Moskova’nın uzlaşmak isteyenlere şans vermeye meyilli görünmesi.

Rusya, İran ve Türkiye için taviz vermek kolay olmamakla birlikte bu üç iddialı lideri bir arada tutan mantık, şu an birbirilerine ihtiyaç duymalarından kaynaklı pragmatik, hatta bazılarına göre riyakâr hesaplara dayanıyor. Bu, geçici bir ittifak olsa da ittifakın işleyiş prensipleri ciddi krizlere rağmen bozulmuş değil. İdlib meselesi kendi başına ittifakı aşındırmıyor ama liderler açısından üçlü iş birliğinden yararlanmaya devam etmek için geçilmesi gereken bir “stres testi” teşkil ediyor.

Üçüncü nokta olarak ABD’nin Suriye’deki varlığı üç oyuncu açısından da sorun olmaya devam ediyor. ABD’nin varlığı İran için tehdit edici, Rusya için işleri bozan, Türkiye için de rahatsız edici bir unsur olarak görülüyor.

Suriye meselesinde ABD’den “olumlu hiçbir rol” beklenemeyeceğini belirten Ruhani, “Onların Suriye’ye barbarca ve gayrimeşru şekilde müdahil olması her türlü uluslararası kurala aykırıdır. Suriye’deki varlıklarıyla sadece barış çabalarını aksatıp zorlaştırıyorlar.”

İronik bir şekilde İranlıların korkusu, Moskova’nın günün sonunda Tahran üzerindeki sınırlı etki gücünü Washington’la anlaşmak için pazarlık konusu etmesi, Rusların endişesi ise Ankara’nın NATO müttefiki ABD’ye göz kırpmaya devam etmesi.

Ancak Tahran zirvesinde Erdoğan ABD’ye yönelik sert eleştirilerde bulundu ve şöyle dedi: “Tüm gözlerin İdlib’e çevrildiği, dikkatlerin buraya odaklandığı bir zamanda (…) birtakım yabancı güçlerin bölgede DEAŞ (İslam Devleti) ile mücadele bahanesiyle attığı adımlar artık bambaşka bir istikamete yöneldi. Artık DEAŞ tehdidi ve tehlikesi kalmamış olmasına rağmen Amerika’nın bölgede bir diğer terör örgütünü güçlendirmeye devam etmesinden fevkalade rahatsızız. Amerika’nın artık 20 bine yakın tırı silah, mühimmatla birlikte bölgeye göndermesi, üç bine yakın kargo uçağını aynı şekilde bölgeye göndermesi, bu terör örgütünün ne denli güçlendiğinin çok açık ifadesidir.”

Putin ise açılış konuşmasında ABD faktörünü hiç zikretmedi, sadece kimyasal silah kullanımı konusunda militanların provokasyon yapabileceğine değindi. Rusya Savunma Bakanlığı bunun ilham kaynağının “bazı Batılı devletler” olduğunu iddia ediyor.

Bu arada durumun yavaş yavaş yeni bir çatışma boyutuna gitmesi, Rusya-ABD ekseninde oluyor. Geçtiğimiz hafta Rus ordusu El Tanf bölgesini vurma niyeti konusunda ABD’yi iki kez uyardı. Moskova öteden beri bu bölgedeki militanların Amerikalı askerler tarafından korunduğunu iddia ediyor. Washington ise jet bir yanıtla güney Suriye’de Ürdün ve Irak sınırlarına yakın bölgede askeri tatbikat talimatı verdi.

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Rusya’nın kimyasal silah konusunda provokasyon yapılacağı iddialarını yalanlamış, “muhalefetin herhangi bir kimyasal kabiliyete sahip olduğu yönünde sıfır istihbarat” bulunduğunu söylemişti. ABD İdlib’de kimyasal silah kullanımına karşı Şam’ı uyarıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı 8 Eylül’de Twitter’dan yaptığı açıklamada Heyet Tahrir El Şam, Hizb-ut Tahrir (Türkistan İslami Partisi) ve Beyaz Miğferler’in liderleri arasında bir toplantı yapıldığını duyurdu. Bakanlığa göre toplantıda “Suriye hükümetini sivillere karşı kimyasal silah kullanmış gibi gösteren olayların tezgâhlanıp görüntülenmesi” konuşuldu. Açıklamada “İdlib vilayetindeki provokasyonun başlangıç sinyalini ‘Suriye devriminin bazı yabancı dostlarından’ oluşan özel bir ekip verecek.” denildi.

Sonuç olarak Rusya ve ABD bir kez daha “gerilimi düşürmek uğruna gerilimi tırmandırma” taktiklerine yönelirken iki tarafın da attığı adımlar karşıdakini caydırmış görünmüyor. Tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu, endişe verici bir gidişata işaret ediyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: Savunma ve güvenlik iş birliği, İdlib

Maxim A. Suchkov, Al-Monitor’un Rusya-Orta Doğu bölümünün editörüdür. Doktora derecesine sahip olan Suchkov, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nde görev almakta, ayrıca Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk Devlet Üniversitesi’ne bağlı Uluslararası İlişkiler Okulu’nda öğretim görevlisi ve araştırmadan sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Fullbright programı kapsamında 2010-2011’de Georgetown Üniversitesi’nde, 2015’te de New York Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olan Suchkov, “Kafkasya ve Orta Doğu’daki Rus Dış Politikası Üzerine Denemeler” isimli kitabın yazarıdır. Twitter hesabı: @Max_A_Suchkov

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept