Suriye’yi vurduktan sonra Trump tekrar çıkış stratejisine yöneliyor

By
p
Article Summary
ABD Başkanı Donald Trump’a göre “Amerikalılar ne kadar kan dökerse döksün, ne kadar kaynak harcarsa harcasın Orta Doğu’ya kalıcı barış ve güvenlik getiremez.” İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Trump: Orta Doğu “sorunlu” bölge

ABD, Suriye’de yeniden kimyasal silah kullanılırsa “ateşe hazır” olduğunu söylüyor olabilir ama Trump yönetimi Suriye’den çekilme planını sürdürüyor.

Başkan Donald Trump, 14 Nisan’da ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’deki kimyasal silah tesislerini füzelerle vurduğunu kamuoyuna duyururken Suriye ve bölgeye yönelik genel yaklaşımını da anlattı. Bu yaklaşımda İslam Devleti’nin (İD) geri kalan unsurlarının temizlenmesi hariç ABD’nin rolünün büyük ölçüde aşağı çekilmesi öngörülüyor.

Trump şöyle konuştu: “Amerika hiçbir koşulda Suriye’de süresiz kalmayı amaçlamıyor. Başka ülkeler katkılarını artırırken biz de savaşçılarımızı geri getireceğimiz günü dört gözle bekliyoruz.”

ABD’nin bölgesel dostlarına seslenen Trump şöyle dedi: “Ortaklarımızdan kendi bölgelerinde güvenliği sağlamak için kaynaklara, teçhizata ve İD’le mücadelenin geneline ciddi parasal katkı yapmak dâhil daha büyük sorumluluk üstlenmelerini istemiştik. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Mısır gibi dostlarımızın katılımını artırması İD’in temizlenmesinden İran’ın kârlı çıkmasını engelleyebilir.”

Füze saldırılarının ardından ABD Savunma Bakanı James Mattis de “Suriye iç savaşını sonlandırmak için uygar tüm ülkelerin acilen birlik olması ve Birleşmiş Milletler destekli Cenevre barış sürecine destek vermesi” çağrısında bulundu.

Selefinin aksine Suriye’de kimyasal silah kullanımına konan kırmızı çizgiyi uygulatacağını söyleyen Trump, aynı zamanda ABD’nin “çok yakında” Suriye’den “çıkacağı” açıklamasında ciddi olduğunu ortaya koydu. Trump şöyle konuştu: “Amerikalılar bu çok sorunlu dünyamıza bakarken kendilerini kandırmıyorlar. Dünyayı kötülükten biz kurtaramayız, zulmün olduğu her yerde harekete geçemeyiz. Amerikalılar ne kadar kan dökerse döksün, ne kadar kaynak harcarsa harcasın Orta Doğu’ya kalıcı barış ve güvenlik getiremez. Burası sorunlu bir bölge. Burayı daha iyi bir yer yapmaya çalışacağız ama burası sorunlu bir bölge.”

Dolayısıyla Trump’ın “Görev tamam!” demesiyle Suriye’de büyük ölçüde geleceğe dönüş yapıyoruz.

ABD ve Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’nde birbirini suçlaması beklenen bir gelişmeydi. Ancak ABD ve Rusya’nın aralarında çatışma riskini önlemek için oluşturduğu askeri kanal füze saldırıları öncesinde “sıklıkla” kullanıldı ve Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Korgeneral Kenneth F. McKenzie Jr.’a göre Suriye’deki Rus hava savunma sistemi operasyon sırasında çalışır haldeydi ama kullanılmadı.

Dolayısıyla geçen hafta vurguladığımız gibi iş yeniden Rusya, İran ve Türkiye’nin yürüttüğü Astana diplomasi ve ateşkes sürecine dönüyor. Rusya ve İran destekli Suriye hükümetinin doğu Guta’daki askeri operasyonları kısa sürede tamamlaması, ardından da İdlib’teki Selefi ve diğer silahlı gruplara karşı nasıl ve ne zaman harekete geçeceğini kararlaştırması bekleniyor.

Trump’ın bölgedeki ABD ortaklarına Suriye’de etkinliklerini artırma çağrısı çok muhtemel ki etkisiz kalacak. Suudi Arabistan ve BAE Yemen savaşına ve Katar’la olan kavgalarına gömülmüş durumda. Kaldı ki her iki mesele ABD-Körfez ilişkilerinde pürüz yaratıyor. Mısır’ın iç sıkıntıları da onu bölgede öncü bir rol üstlenmekten alıkoyacak.

Ayrıca Suudi Arabistan ve Katar’ın Trump’ın çağrısına cevaben Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam gibi radikal Selefi örgütlere desteğini artırması Suriye için felaket olur. Bu gruplar medyada pek çok zaman Suriyeli “muhalifler” arasında sayılsa da iki örgütün ideolojisi El Kaide ve İD’in ideolojilerinden pek farklı değil. Özellikle Ahrar El Şam El Kaide bağlantılı gruplarla dönemsel ittifaklar yaptı. Suriye hükümet güçleri tarafından Halep ve Guta’dan çıkarılan Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam İdlib’e yerleşti ve burada şeriatı uygulama kisvesi altında yerel halkı terörize ediyorlar.

Pınar Tremblay Trump’ın Suriye’de daha fazla sorumluluk üstlenmesini beklediği ABD dostlarını sayarken Türkiye’yi zikretmediğine dikkat çekiyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD öncülüğündeki saldırıya destek vermekle birlikte 14 Nisan’da yapığı konuşmada “Suriye’de gerçekten ülke halkının güvenliği, huzuru, geleceği, hakları için bir adım atılacaksa önce hem rejime hem de DEAŞ’ından PYD’sine tüm terör örgütlerine karşı aynı ilkeli tavrın ortaya konması gerekir.” dedi.

Ağustostaki değerlendirmemizde “Türkiye’nin kuzey Suriye’de Kürtleri zayıflatma saplantısının Şam’la arasında belli bir uzlaşıya yol açabileceğini” yazmıştık. İran ve Rusya’nın Şam’la PYD arasında Türkiye’nin de kabul edebileceği bir uzlaşı sağlama çabaları da Al-Monitor sayfalarında yer aldı.

Suriyeli Kürt güçler İD’e karşı askeri operasyonlarda ABD’nin en etkili ve en güvenilir yerel ortakları oldu. Dolayısıyla Amerikalı karar vericilerin Kürtleri “satma” konusunda haklı ve anlaşılabilir bir kaygısı var. Ancak Trump’ın Suriye’den çekilme niyetini açıkça ortaya koyması, PYD’nin Rus ve İran arabuluculuğunda Şam’la ve dolayısıyla Ankara’yla uzlaşma imkânını yavaş yavaş ortadan kaldırabilir.

Amberin Zaman ABD’nin füze saldırısına giden süreçte PYD’den ihtiyatlı açıklamalar geldiğini vurguluyor ve şöyle yazıyor: “Suriyeli Kürtler, Türkiye’nin Afrin’i ele geçirmesine seyirci kalan Washington’un Duma nedeniyle Esad’la savaşa girme kararlılığı karşısında hayal kırıklığına uğramış görünüyor. Türkiye’nin Afrin’e karşı başlattığı operasyonda kesin olmasa da en az 300 sivilin hayatını kaybettiği ve yaklaşık 140 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığı tahmin ediliyor.”

Fehim Taştekin ise Türkiye’nin Suriye’deki ikilemine dikkat çekiyor: “Yedi yıldır Suriye lideri Beşar Esad’a karşı kategorik düşmanlık sergileyen Türk hükümeti her faciada peşinen Şam yönetimini suçlayan yaklaşımından ilk kez çark etti. (...) Bu tavırla Türkiye Rusya’yla imtihana muhtaç ortaklığına bir yama attı. (...) Ankara'nın gönlü aslında Esad yönetimine bedel ödettirilmesinden yana. Ancak Rusya ile S-400 füze kalkanı anlaşması, temeli atılan Akkuyu nükleer santrali ve yapımı devam eden Türk Akımı doğal gaz boru hattı gibi projelerle derinleşen ekonomik ilişkiler, Moskova’nın yeşil ışığı sayesinde Suriye’de gerçekleştirilen askeri operasyonlar ve Astana süreci nedeniyle Türkiye Moskova’yı gözetme gereği duyuyor. Ayrıca Şam’ı vurmak için ortak hareket eden ABD ve Fransa’nın bel kemiği Kürt gruplardan oluşan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) verdiği destek de Rusya’ya meyli artıran bir diğer kritik neden. Nitekim ABD ile tehlikeli restleşmenin hemen başında Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ‘Türkiye Afrin’in kontrolünü Suriye ordusuna bırakmalı.’ açıklaması da bir nevi Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’nı mümkün kılan aktörün kim olduğuna dair bir hatırlatmaydı.”

İç siyasete de işaret eden Taştekin şöyle devam ediyor: “Erdoğan Suriye’deki operasyonların içerideki siyasi getirisine bel bağladığı için Astana sürecini gömmeyi kolay kolay göze alamayabilir. Suriye’de makas değiştirmek Kürtlerle ilgili politikayı da değiştirmeyi gerektiriyor. Başkanlık seçimlerine milliyetçi-mukaddesatçı damarlardan yürüyen Erdoğan’ın Suriye’de savaş ilan ettiği Halk Savunma Güçleri (YPG) ya da SDG ile ilgili ABD’nin istediği yola girmesi içerdeki hesapları alabora edebilir.”

Taştekin’in tespitlerine göre “Birbirine zıt faktörler Ankara'yı iki kamp karşısında net pozisyon almaktan alıkoyuyor. Fakat iş ciddiye binerse Ankara bir tercih yapmak zorunda kalacak. Suriye'de öngörülen felaket senaryosu hayata geçerse her şeyden önce Türkiye, Suriye’de kontrol ettiği bölgelerle ilgili bir karar vermek durumunda: Ya fiili durum üzerinden Ruslarla birlikte oyunda kalma yoluna gidecek ya felaketten uzak durmak için bölgeleri bırakıp tarafsız kalmanın yollarını arayacak ya da Suriye’deki askeri varlığını yedeğindeki milis güçleriyle birlikte Batı-Körfez koalisyonunun hizmetine sunacak."

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Özel etkinlikler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Lobbying newsletter delivered weekly
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept