İD yenildi ama Suriye’de güç savaşı riski artıyor

By
p
Article Summary
ABD ve Rusya “vekâlet savaşları”nı bir kenara bırakarak BM Güvenlik Konseyi’nde bölgesel bir barış konferansı kararı almaya çalışmalı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İslam Devleti bertaraf edilirken Suriye’de başlıca bölgesel ve küresel güçler arasında yeni bir çatışma tehlikesi ortaya çıkıyor. Sadece hayal gücü ve liderlik noksanlığıyla açıklanabilecek bu gidişat Suriye’ye ilişkin nihai hedeflerin ivedilikle yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Washington ve Moskova’nın önünde iki seçenek var: Ya yeni ve süresi belirsiz bir şiddet sarmalına girecekler ya da BM Güvenlik Konseyi’nin öncülüğünde bölgesel barış sürecini hayata geçirerek Suriye ve Lübnan’da uzun zamandır geciken çatışma sonrası istikrar ve yeniden inşa çalışmalarına başlayacaklar ve bu süreci İsrail-Filistin meselesiyle paralel bir şekilde yürütecekler.

Suriye’deki gidişat bir zihniyet değişimini gerektiriyor. İD’le mücadelenin nihai safhaları yeni bir krize değil fırsata dönüştürülmeliydi. Oysa mevcut tablo bir krize işaret ediyor. “Vekâlet savaşı” yaklaşımı daha da meşum bir boyuta varmış durumda. ABD, Rusya, Türkiye, İran ve İsrail hâlihazırda bu krizde faal rol oynuyorlar. ABD ve Rusya devreye girmezse sürece Suriyeli aktörler ve bölgesel müttefikleri yön vermeye başlayabilir.

2018’in başında yaşanan gelişmeler de bu ürkütücü meyle işaret ediyor. Türkiye geçtiğimiz ay ABD’nin itidal çağrılarına aldırmayarak Afrin’deki Halk Savunma Birlikleri (YPG) mevzilerine saldırdı ve Menbic’i tehdit ediyor. Suriye Demokratik Güçleri’nin başat unsuru olan YPG, ABD’nin Suriye’deki başlıca ortağı konumunda. ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri 7 Şubat’ta SDG’nin Suriye ordusuna karşı başlattığı misilleme saldırılarına takviye desteği verdi.

Bu saldırıdan dört gün önce, 3 Şubat’ta ise Rusya’ya ait Su-25 model bir savaş uçağı İdlib semalarında düşürüldü ve pilotu öldürüldü. Rus güçlerinin uçağın düşürülmesi üzerine bölgedeki silahlı gruplara karşı başlattığı harekâtta 30 kişinin öldürüldüğü bildiriliyor. Bu olay nedeniyle Rusya’nın Suriye’deki geniş çaplı askeri müdahalelerinin daha da artacağını belirten Maxim Suchkov şunları aktarıyor: “Askeri açıdan bakıldığında düşen bir uçak sadece sinek ısırığı gibi ve Moskova’nın askeri birliklerinin Suriye’deki varlığına ilişkin kararını değiştirmesi muhtemel değil. Hatta Kremlin bu olaydan sonra Esad’a daha da geniş bir takviye sağlayabilir, bilhassa da Moskova’nın son zamanlarda Esad’ın elini güçlendirme çabaları düşünüldüğünde. Hem teröristlere hem de ‘iş birliğine yanaşmayan muhaliflere’ yönelik saldırılarını artırarak siyasi tutumunu daha katılaştırabilir. Günün sonunda Rusya’nın Suriye’de doğru bir şey yaptığına olan inancı artık daha artmış durumda.”

En vahim tehlikeye gebe olan gelişme ise şuydu: İsrail ordusu 10 Şubat’ta İsrail hava sahasında uçan İran’a ait bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıkladı. Akabinde de Suriye’deki İran ve Suriye ordusu mevzilerine hava saldırıları düzenlendi. İHA’nın bir İsrail helikopteri tarafından düşürülmesinin ardından çıkan çatışmalarda İsrail’e ait bir F-16 da düşürüldü. İsrail’in kuzeyine paraşütle inen pilot sağ kurtuldu.

Suriye ve Lübnan halkları için hâlihazırda kabul edilemez boyutlarda kayıplara ve felaketlere yol açan krizde son gelişmelerin hiçbiri iyiye alamet değil. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad Hüseyin de 10 Şubat’ta şu açıklamayı yaptı: “Bu savaşın işleyişi ve yönetimi başından beri son derece utanç verici bir seyir izliyor ve halen sona erdirilememesi küresel diplomasi adına tarihi bir başarısızlığa işaret ediyor.”

Suriye’ye yönelik yeni yaklaşımın ilk adımları Washington ve Moskova tarafından atılmalı. Zira yerel ve bölgesel aktörlerin ne tek başlarına barışı tesis etme kabiliyetleri ne de hevesleri var. ABD ile Rusya arasındaki çatışmasızlık mutabakatı da tek başına yeterli değil. BM Güvenlik Konseyi çatısı altında ivedi ve ortak bir eylem ortaya konulmalı.

İD’in yeniden hortlamaması için uluslararası ve bölgesel bir uzlaşı söz konusu. Bu uzlaşı iyi bir başlangıç noktasıdır. Üç yıl önce şubat ayında bu köşede “El Kaide ve bağlantılı grupların gittikçe artan tehdidine karşı kalıcı, bölgesel temelli bir mekanizmanın oluşturulması” gerektiğini yazmıştık. Bunun “hem Cenevre görüşmelerine hem de yabancı savaşçılardan kaynaklanan tehdide karşı uluslararası çabalara tamamlayıcı unsur olarak katkı yapacağını” dile getirmiştik.

BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 Sayılı Kararı da üye devletlere benzer bir çağrı yaptı: “Başta İslam Devleti (IŞİD ve Daeş adıyla da bilinen) ve Nusra Cephesi olmak üzere onlarla bağlantılı tüm şahıs, grup, teşebbüs ve oluşumlar tarafından düzenlenen terör eylemlerinin önlenmesi ve bastırılması, Suriye’nin büyük bölümünde oluşturulan güvenli limanlarının yok edilmesi...”

Biz de 2014 yılının şubat ayında yayımlanan yazımızda şunları yazmıştık: “İran’ı işin içine katarak Suriye’deki terör tehdidine yeniden eğilmek siyasi geçiş ve insani yardım görüşmelerini kolaylaştırabilir, ayrıca El Kaide ve bağlantılı grupların gittikçe artan tehdidine karşı kalıcı, bölgesel temelli bir mekanizmanın oluşturulmasına fırsat yaratabilir. (...) İran’la Suriye konusunda yapılacak görüşmeler Hizbullah konulu daha geniş görüşmelerin girizgâhı niteliği taşıyacak. Hizbullah, ABD’nin İran’ı teröre destek veren devlet olarak sınıflandırmasının özünde yatıyor. Esad’ın dengeyi güçlü bir şekilde kendi lehine çevirmesi Hizbullah güçlerinin yardımı sayesinde oldu. Ancak İran, sırf ABD böyle istiyor diye ne Hizbullah ne Esad konusunda taviz verir.”

Burada bir kez daha Rusya’nın oynayacağı rol ön plana çıkıyor. İsrail-İran çatışmasını menfaatine görmeyen Rusya, Suriye ve İran ile yakın ilişkilerinin yanı sıra İsrail ile düzenli istişareler yürütüyor.

Çözülmesi gereken sorunların zorluğu ve aktörler arasındaki anlaşmazlığın derinliği konusunda bir yanılsama içinde değiliz. Bu köşede Birlemiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi’nin krize Cenevre görüşmeleri doğrultusunda siyasi bir çözüm getirme çabalarını istikrarlı bir şekilde destekledik. Ancak Cenevre sürecinin Astana girişiminin gölgesinde kaldığı ve bu girişimin de kendi içinde sınırları olduğu bir gerçek. Nitekim çatışmasızlık bölgeleri çatışma bölgelerine dönüşmüş durumda.

Özetle yerel oyuncuların taktikleri geri plana itilerek küresel güçlerin stratejik planlarına ağırlık verilmeli. BM Güvenlik Konseyi bölgede barışı tesis etmek için bölünmek yerine birleşmeli ve açıklamaların, suçlamaların kürsüsü olmak yerine eyleme geçme makamına dönüşmeli. Bizim düşüncemize göre Suriye ve Orta Doğu’nun diğer tüm krizlerinin çözümü küresel güçlere muhtaçtır. Suriye çölünde ucu açık çatışmasızlık hatları oluşturmak ve müttefiklerin konumlarına göre “beklemede kalmak” yeni ve talihsiz bir şiddet sarmalına yol açabilir. Bu da Suriye’de bulunmamızın esas nedeni olan teröristler için zafer anlamına gelir.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept