ABD Suudi veliaht prensine itidal tavsiye ediyor mu?

By
p
Article Summary
Suudi Arabistan’dan bir haftada iki “savaş eylemi”… Dürzi azınlığı hem İsrail’in hem Suriye’nin desteğine sahip. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Lübnanlılar Hariri dönsün diyor

Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, yanlış hesap ve çatışma riskini artıran son hamlelerinde ABD’nin, hatta belki İsrail’in de arkasında olduğunu düşünüyor olabilir. Ancak net bazı kırmızı çizgiler çizilmezse Trump yönetimi kendini Washington’dan ziyade Riyad’da alınan kararlar yüzünden İran’la çatışmaya, Lübnan’da çalkantılara yol açabilecek kaygan bir zeminde bulabilir.

Bruce Riedel, Suudi Arabistan’da 200’ü aşkın önemli prens ve iş adamının tutuklanması ve hem Yemen hem Lübnan’ın Suudi Arabistan’ı “savaş eylemi” ile suçlamasıyla yankı uyandıran son gelişmelerin Suudi Arabistan için “dönemeç” niteliğinde bir dönemde yaşandığına dikkat çekiyor. Riedel krallığın durumunu şöyle tarif ediyor: “Suudi ekonomisi düşük petrol fiyatlarıyla durmuş vaziyette, Yemen savaşı bataklık halinde, Katar’a uygulanan abluka başarısız. Lübnan, Suriye ve Irak’ta İran nüfuzu alıp yürümüş, tahtın nasıl el değiştireceği ise muallakta. Bu, yarım yüzyılı aşkın bir süredir Suudi tarihinin en istikrarsız dönemi.”

Krallığın bu istikrarsız, inişli çıkışlı karnesine rağmen ABD Başkanı Donald Trump, tasfiye operasyonuyla ilgili haberler üzerine Kral Selman Bin Abdülaziz El Suud ile veliaht prensin “ne yaptıklarını çok iyi bildiklerine” dair “büyük güven” içinde olduğunu belirtti. İran’ı Yemen’e füze ve başka silahlar sokmakla suçlayan, ABD’nin konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyacağını söyleyen Beyaz Saray Muhammed’i iyice cesaretlendirmiş olabilir. Lübnan konusunda ise Muhammed, muhtemelen Başbakan Saad Hariri'nin istifasıyla Lübnan’ın Hizbullah işgalinde bir ülke olduğu iddiasının güçleneceğini umuyordu. Böylece Suudi Arabistan, Trump yönetiminin Hizbullah’a giderek bir terör örgütü olarak odaklanmasından, Jack Detsch’in bildirdiği gibi Kongre’nin bu konuda yaptırımlar görüşmesinden istifade edecekti. Suudiler Hizbullah’ı tecrit edip baskı altına alma çalışırken Hizbullah’ın Suriye savaşı sayesinde artan savaş kabiliyetinden kaygılanan İsrail de sessiz bir ortak olacaktı.

Ancak tasarlanmış kriz görüntüsü veren Lübnan krizi Trump yönetimi için bile çizgiyi aşmış olabilir. Hariri’nin senaryo kokan istifa açıklamasıyla hayatının tehlikede olduğu iddiası da inandırıcı olmadı. Yaygın bir kanıya göre Hariri gözaltına alınan prens ve iş adamları gibi Riyad’da zorla tutuluyor. Uluslararası toplumdan veliaht prense destek gelmedi. Aksine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, bölgede yeni bir çatışmanın “yıkıcı sonuçlar” doğurabileceği uyarısında bulundu. Hariri ve Muhammed’le görüşmek için Riyad’a giden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da krallığın “İran’a ilişkin fazlasıyla sert görüşlerini” paylaşmadığını belirtti.

Bu arada ABD de Suudilere “büyük güven” duyma iddiasından geri adım atmış olabilir. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson bölgedeki krizlerin baş sorumlusu olarak İran’ı gösterse de şöyle dedi: “Yeni bir savaşın başladığı yönündeki beyanlarda tüm taraflar dikkatli olmalı. Benim bu konudaki katkım şu olacak: Konuşurken biraz daha dikkatli olalım.” Dışişleri Bakanlığı ise Lübnan’ın “vekâlet savaşları” için üs olarak kullanılmaması gerektiğini, bunun istikrarsızlığı artıracağını söyledi.

Trump yönetimi, veliaht prense İran’la her türlü çatışmada arkasında olmadığı mesajını net bir şekilde vermeli, ayrıca Tahran’la Riyad arasında fazlasıyla gecikmiş olan ama büyük önem taşıyan diplomatik kulvarı açmak için uğraş vermeli. ABD’nin Orta Doğu’ya dönüşü Muhammed’in isteği üzerine olmamalı. Veliaht prens ABD veya İsrail’in gücünden güven almazsa adım atmadan önce iki kez düşünmek zorunda kalabilir. İran, Suudi Arabistan’ın dibinde bölgenin en yoksul ülkesi olan Yemen’de Husi isyancıları destekleyerek Suudilerin bu ülkedeki krizi bitirme konusunda ne kadar sınırlı askeri ve diplomatik imkâna sahip olduğunu her gün ve oldukça düşük bir maliyetle gözler önüne seriyor.

Bu sütunda 2014’ten bu yana Lübnan’da iyi bir yönetim isteyen, farklılıkları zayıflık olarak değil güç kaynağı olarak gören yeni bir “toplumsal sözleşmenin” doğmakta olduğunu yazıyoruz. Geçen sene de belirttiğimiz gibi Hariri’nin başbakan olarak dönüşünü sağlayan düzenleme “nadir bir fırsat” sundu. Bu mükemmel olmasa da ileri bir adımdı. Siyasal görüşleri ne olursa olsun Lübnanlılar bu krizde Muhammed’in iddialarına itibar etmiyor ve bu da söz konusu ilerlemenin sürdüğünü gösteriyor. Hariri Lübnan’a dönerek hem kendi kariyeri hem de ülkesi için yeni bir siyasal canlanma sağlayabilir. Tabii dönebilirse...

x

Cookies help us deliver our services. By using them you accept our use of cookies. Learn more... X