Gulf Pulse

ABD-KİK yaptırımları Katar krizini nasıl etkileyecek

By
p
Article Summary
Katar’ın Suudi Arabistan ve ABD’nin Yemen’de teröre mali ve insani kaynak sağlayan şahıslara karşı aldığı yaptırım kararlarına katılması KİK’in Washington çevrelerinde Katar’ı yalnızlaştırma siyasetini güçleştirecek. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

ABD Hazine Bakanlığı ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) tüm üyeleri, 25 Ekim’de Arap Yarımadası’ndaki El Kaide ile Yemen’deki İslam Devleti’ne para ve silah yardımı yaptığından şüphelenilen sekiz kişi ve bir şirkete karşı yaptırım kararı aldı. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımıyla mayıs ayında Riyad’da düzenlenen Arap-İslam-Amerikan Zirvesi sırasında Suudi Arabistan ve ABD öncülüğünde kurulan Terörün Finansmanıyla Mücadele Merkezi (TFTC) tarafından alınan ilk yaptırım kararı.

TFTC, Basra Körfezi’ndeki monarşiler ile Washington arasında terörün finansmanıyla mücadele konusunda eş güdümü artırmayı amaçlıyor. Trump yönetimi, bu eş güdümü radikal örgütlerin bertaraf edilmesinde elzem görüyor. ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin de Riyad’da düzenlenen bir yatırım konferansında bunun “Orta Doğu’da şimdiye kadar varılan en geniş katılımlı mutabakat” olduğunu söyleyerek KİK üyelerini tebrik etti.

Yaptırım listesinde bulunan Yemenlilerden birinin öz geçmişi oldukça dikkat çekici: Abdülvahap Hümeykani’nin Arap Yarımadası’ndaki El Kaide örgütüne eleman ve para topladığı iddia ediliyor. Yemen Cumhuriyet Muhafızları’na ait bir üsse düzenlenen ve yedi Yemenlinin ölümüne yol açan saldırının da Hümeykani tarafından düzenlendiği belirtiliyor. ABD Hazine Bakanlığı Hümeykani’yi aralık 2013’te küresel terör listesine almıştı. Ne var ki Hümeykani 2015’te Suudi Arabistan tarafından desteklenen sürgündeki Yemen hükümeti adına Cenevre’deki müzakerelere katılmıştı. ABD’li yetkililer Hümeykani’nin müzakerelere katılmasına tepki gösterseler de müzakereleri menfaatine gören Washington meseleyi fazla büyütmemişti. Bu durum, Obama yönetiminin bir yandan Suudilerin öncülüğündeki koalisyonu desteklerken bir yandan da El Kaide’nin yerli uzantılarına karşı başlattığı askeri operasyonları sürdürmesinin ne denli zorlu bir mücadele olduğunu gösteriyor. Zira Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun İran destekli Husilere karşı yürüttüğü savaş, koalisyon ile içinde Arap Yarımadası’ndaki El Kaide ve Müslüman Kardeşler unsurlarını barındıran devlet dışı Sünni aktörlerle zımni bir ittifakın önünü açmış durumda.

Trump yönetimi ise sadece savaşı desteklemekle kalmadı ve Washington’ın Suudilerin öncülüğündeki koalisyona desteğini de artırdı. Öte yandan, Washington iç savaştan faydalanarak 2015’ten bu yana etkinlik alanını genişleten Arap Yarımadası’ndaki El Kaide’ye karşı hava saldırılarına da hız verdi. Arap Yarımadası’ndaki El Kaide’ye karşı aylar süren saldırıların ardından ABD ordusu 16 Ekim’de de ilk kez Yemen’deki İD unsurlarını vurdu.

TFTC yaptırımlarının Körfez’deki muhtelif ihtilaflara dair savlara yansımaları da var. Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki blok Katar’ı bir dizi terör örgütüne destek vermekle suçluyor. Ancak yaptırımlar İD ve Arap El Kaidesi’nin Yemen’deki uzantılarını da kapsıyor. Dolayısıyla Doha’nın, bu yaptırımlar konusunda Washington ve beş Körfez ülkesine destek vermesi suçlamalara dair soru işaretlerine yol açıyor. Zira yaptırım kararı Katar’ın kendisine karşı başlatılan ablukanın adil olmadığı ve gizli bir ajandayla yapıldığı savını güçlendiriyor.

Katarlı yetkililer Washington ile Doha arasında temmuz ayında imzalanan terörle mücadele mutabakatı kapsamında, Riyad’da mayıs ayında yapılan zirvede ABD Başkanı tarafından belirtilen tüm sorumluluklarım harfiyen yerine getirildiğini söylüyorlar. Katar’ın ABD-KİK ortaklığında terörle mücadelede çabalarına katılması, Arap devletlerinin Doha’ya karşı benimsedikleri tutum için Amerikan diplomasisi ve savunma çevrelerinden destek toplamalarını güçleştiriyor.

Yemen konusunda çok boyutlu bir ihtilaf söz konusu. KİK, Riyad öncülüğündeki koalisyonun Husi isyancılara karşı başlattığı askeri mücadelenin arkasında hiçbir zaman yekvücut bir tavır sergilemedi. Umman koalisyonun mücadelesine başından bu yana karşı. Sembolik bir katılım sergileyen Kuveyt de Yemen’e birlik göndermedi. Katar ise haziranda başlayan Körfez krizi üzerine Suudi Arabistan tarafından saf dışı bırakıldı.

Ancak Yemen’deki İslam Devleti ve Arap Yarımadası’ndaki El Kaide ile mücadeleye tüm KİK üyeleri topyekûn bir şekilde destek veriyor. Üyelerin her birinin radikal örgütlerle mücadeledeki kararlılıklarının farklı sebepleri var. Dahası Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’e dair hedefleri birbiriyle örtüşmüyor. Abu Dabi, Riyad’ın Husilere karşı Krallık’taki Sünni İslamcıları desteklemesine muhalefet ediyor.

Katar’ın Yemen’deki İslam Devleti ve Arap Yarımadası’ndaki El Kaide ile bağlantılı şahıs ve şirketlere yaptırım kararını desteklemesi terörün finansmanı konusunda Doha’nın Washington’ın nezdindeki konumunu güçlendirse de Riyad ya da Abu Dabi için bir anlam ifade etmiyor. Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki cephenin Katar’a ilişkin memnuniyetsizliği Doha’nın bazı Sünni İslamcı gruplarla kurduğu bağlardan kaynaklanıyor. Müslüman Kardeşler’in de dâhil olduğu bu grupları Batı ülkeleri ve bazı KİK üyeleri terör örgütü addetmese de Katar, Hamas ve diğer İslamcı gruplar konusunda diğer KİK devletleriyle ortak tavır benimsemeden ve Yusuf El Karadavi gibi İslamcı isimleri Emirlik’ten sınır dışı etmeden Suudi Arabistan ve BAE’nin Doha’ya yönelik suçlamalarından vazgeçmeleri olası görünmüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve ABD’li diplomatlar ise KİK krizi sırasında Katar’ın terörle mücadele konusunda Washington ile iş birliğini sürdürmekte kararlı olduğunu vurguladılar. Doha’nın kriz karşısında “oldukça makul” bir tavır sergilediğini belirttiler. Tillerson, bu ay başında yaptığı açıklamada Körfez krizinin Doha’dan kaynaklanan sebeplerle değil Suudi Arabistan ve BAE öncülüğündeki koalisyonun Katar’ı dışlamayı sürdürdükleri için devam ettiğini açıkladı.

KİK’in altı üyesi de Yemen’deki Selefi cihatçılara karşı alınan yaptırım kararında hem fikir olsa da konsey üyelerinin hangi devlet dışı aktörlerin terör örgütü sayılması gerektiği konusundaki anlaşmazlıkları ve coğrafi husumetleri sürüyor. Arap devletlerinin Katar’ı dışlamaya yönelik söylemleri her hâlükârda devam edecek gibi görünüyor. Ancak bu çabalar, Washington’daki diplomatları giderek daha da sinirlendirmekten başka bir işe yaramaz. Washington krizin tüm taraflarını Doha’ya karşı söylemlerini yumuşatmaya çağırıyor. Katar ABD’nin Orta Doğu’daki hayati müttefiklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni

Giorgio Cafiero, Körfez devletlerine odaklanan araştırma kuruluşu Gulf State Analytics’in kurucularından biridir.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept