Türkiye'nin Nabzı

Erdoğan mezhepçi politikaları gözden geçiriyor

By
p
Article Summary
Ankara’nın mezhepsel eğilimlerden uzaklaştığına ve belki de bölgedeki geleneksel tarafsız konumuna geri dönebileceğine ilişkin sinyaller söz konusu. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İran’a gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından Ankara’nın Orta Doğu’da geliştirmeye çalıştığı yeni bölgesel politikaya ilişkin spekülasyonlar gündeme geldi. Bu politikanın, Türkiye’nin Arap Baharı’ndan önce bölgesel krizlerde benimsediği potansiyel arabuluculuk rolüne dönüş esasına dayandığı konuşuluyor.

Ankara’nın bölgesel Sünni ittifakın bir üyesi gibi görünmekten sıyrılıp, dünyanın mezhepçi çatışmalara gömülen bu çalkantılı bölgesinde Sünnilerle Şiiler arasındaki barışın aracısı olmak istediğini savunanlar da var. Nitekim, Erdoğan’ın Şiilere karşı Sünnilere yakınlık gösteren herhangi bir demeçten sakınmak için son zamanlarda gösterdiği etkin çaba da bu bakımdan kayda değer.

Bu yaklaşım, Erdoğan’ın kısa süre önce İran’a yaptığı çıkışla tezat oluşturuyor. Tahran’ı bölgesel hakimiyet peşinde koşmakla suçlayan Cumhurbaşkanı Yemen’deki İran destekli Husilere karşı Suudilerin öncülüğünde düzenlenen operasyonlara diplomatik ve lojistik destek sözü vermişti.

7 Nisan’daki Tahran ziyareti sırasında ise bu öfkeli tonunu yumuşatan Erdoğan, İran’la Yemen’deki krize uzlaşmacı bir çözüm bulmak için iş birliği mutabakatına vardıklarını açıklamıştı. Taraflar bu mutabakatın takibi için diplomatik bir mekanizmanın tesisi konusunda da anlaşmıştı.

Aslında pek çokları öncesinde dile getirdiği suçlamalar yüzünden Erdoğan’ın Tahran ziyaretinin gergin geçeceği beklentisindeydi. Erdoğan’ın Tahran’daki üslup değişikliği kendisine eşlik eden gazetecileri bile şaşırttı.

Al-Monitor’a da zaman zaman katkıda bulunan Hürriyet yazarı Verda Özer de bu isimlerden biri. Erdoğan’ın Tahran dönüşü uçakta yaptığı açıklamalara işaret eden Özer şöyle yazdı: “Dönüş yolunda verdiği mesajlar daha da şaşırtıcıydı. Erdoğan uçakta Ankara’nın tüm mezheplere eşit mesafede durduğunu kesin ifadelerle beş kez tekrarladı”.

“Bölgedeki güç dengesi yeniden şekilleniyor ve görünen o ki, bu yeni denklemde Türkiye de söz sahibi olmak istiyor” diyen Özer’e göre, yeni rol, Türkiye’nin geçmişte bölgesel krizlerde benimsediği arabulucu olma konumunu yeniden kazanmaya yönelik çabalara dayanıyor.

Mezhepçi bir tutum içinde olmadığını 12 Nisan’da İstanbul’da düzenlenen “Hz. Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlakı” konferansında yaptığı konuşmada da vurgulayan Erdoğan şöyle dedi: “Mezhepçilik, ümmetçilik bugün İslam dünyasını paramparça ediyor. (...) Acımasızca şu anda Müslüman Müslümanı öldürüyor. Bizim Sünnilik, Şia diye bir dinimiz yoktur. Bizim tek dinimiz İslam’dır. Bunun böyle bilinmesi gerekir”.

AKP’ye yakın Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’ndan (SETA) Abdullah Yeğin de Ankara’nın arabulucu olarak bölgede mezhepçilikten uzak bir rol arayışında olduğu görüşüne katılan isimler arasında.

Yeğin, Erdoğan’ın İran ziyaretine ilişkin değerlendirmesinde iki ülkenin Yemen’de uzlaşmacı bir çözüm arayışı kararı aldıklarını anımsatarak şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bölgede akan kanın durdurulabilmesi için iki ülkenin arabuluculuk yapması gerektiğine dair vurgusu önümüzdeki döneme dair ipuçları içeren ve altı çizilmesi gereken cümlelerdir. (...) Bu girişimin başarıya ulaşması halinde buradan elde edilecek pozitif enerji, tecrübe ve oluşturulacak model ile Irak ve Suriye gibi diğer bölgesel sorunlar konusunda da ilerleme kaydedilebilir”.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç da 9 Nisan’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile İranlı muhatabı Cevat Zarif’in Yemen’i görüşmek üzere yakın zamanda bir araya gelebileceklerini açıkladı. Akşam gazetesinin edindiği bilgilere göre Türkiye Yemen’deki krizi bitirmek üzere “beş ayaklı bir plan” önermeye hazırlanıyor.

Haberde şu ifadeler kullanıldı: “Beş ayaklı plana göre, ülkede ateşkes sağlanması için tarafların ikna edilmesi, hava operasyonlarının durdurulması, insani yardım, Yemen'deki tarafların bir masaya oturtulması ve gerekirse uluslararası konferans yapılması unsurlarının yer aldığı vurgulanıyor.”

Kimileri ise bu planın geçerliliğine şüpheyle yaklaşıyor. Zira Suudi Arabistan öncülüğünde Yemen’e düzenlenen hava saldırılarının amacı iktidara eski yönetimi getirmek ve Riyad’ın terörist olarak gördüğü Husileri iktidardan uzaklaştırarak, güç paylaşımına dayanan herhangi bir çözümden onları dışlamak.

Türkiye’yi yeni bir bölgesel politika arayışına neyin sevk ettiğine ve bu değişikliğin Ankara’nın gücünden mi yoksa zayıflığından mı kaynaklandığına ilişkin görüşler de muhtelif. Kimileri, bilhassa Suriye ve Mısır’daki gelişmeleri yanlış okuduğu için, Arap Baharı’nın ardından bölgede yalnızlaşan Ankara’nın bu yalnızlıktan sıyrılıp, yeniden bölgesel bir oyuncu olmak istediğini savunuyor.

Kimileri ise Erdoğan’ın sert şekilde eleştirdiği İran ve destek sözü verdiği Suudi Arabistan arasındaki yalpalamalarına ve Türkiye’nin bölgedeki hassas konumu gereği bu pozisyonları sürdürmesinin olanaklı olmadığına işaret ediyorlar. Nitekim, gelişmeler ciddi bir seyir alınca İran konusunda üslubunu değiştiren Erdoğan artık Yemen’deki operasyonlara lojistik destek vermekten de bahsetmiyor.

Cumhurbaşkanı’nın Suudilerin öncülüğündeki operasyonlara ilk etapta verdiği destek Türkiye’yi Erdoğan’ın baş düşmanı Abdülfettah Sisi liderliğindeki Mısır’la ittifak halinde gösterdiği için kafaları karıştırmıştı. Türkiye bu destekle, Müslüman Kardeşler’i bitirmeye kararlı bir ittifakın parçası haline gelmişti, ancak Erdoğan hareketin halen güçlü bir destekçisi olmayı sürdürüyor.

Orta Doğu’nun Türkiye’yi Suriye’de, Mısır’da ve şimdi Yemen’de birçok açıdan zor durumda bırakan çetrefilli yapısı düşünüldüğünde, Ankara’nın daha orta bir noktaya yaklaşmak ve bölgesel rolü orada aramaktan başka pek bir seçeneği varmış gibi görünmüyor.

Ankara’nın bu arayışta başarılı olup olmayacağı da önemli değil. Asıl önemli olan bu arayışın, Türkiye’nin bölgenin karmaşık krizleri karşısında izlediği politikaların yarattığı zorlu ve tutarsız pozisyonlardan sıyrılmasına yardımcı olmasıdır. Zira bu krizlerin hepsi Ankara’nın Orta Doğu’ya ilişkin büyük beklentilerini boşa çıkardı.

AKP hükümeti aşırı iddialı siyasetinin bölgenin acı, asırlık ve kısa zamanda değişeceğe benzemeyen realiteleriyle bağdaşmadığını yaşayarak öğrendi. Ankara, Türkiye için tehlikeli sonuçlar üretmeye gebe krizlerin içine gömüldü.

NATO’nun Afganistan Özel Temsilcisi olarak da görev yapan eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin de Türkiye’nin geleneksel Orta Doğu siyasetinin bölgesel çatışmalara fiilen müdahil olmak yerine mümkünse daima barışa aracılık etme esasına dayanmasının bir mantığı olduğu vurguluyor.

Erdoğan ve AKP destekçileri ise kısa zaman öncesine kadar bu politikayı, bölgesel bir güç olan Türkiye gibi bir ülke için zayıf ve çapsız buluyorlardı. Zira Türkiye’nin Orta Doğu’daki yeni düzende öncü rol oynaması gerektiğine inanıyorlardı. Bu rüya şimdi sona ermiş gibi görünüyor.

Ankara’da görev yapan Batılı diplomatlar da Türkiye’nin orta bir noktaya yaklaşmasının memnuniyet verici olduğunu söylüyor. Konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan diplomatlar bu yaklaşımın, Türkiye’ye bölgede şu ankinden daha geniş ve olumlu bir rol oynama şansı vereceğine işaret ediyorlar.

Diplomatlar bunun ancak, Erdoğan’ın Sünni temelli ideolojik oryantasyonundan samimi bir şekilde sıyrılması ve gerçekten mezhepçi olmayan bir çizgi benimsemesiyle mümkün olabileceğini de ekliyorlar.

Erdoğan’ın fevrilikteki sicili göz önüne alındığında ise bunu başarıp başaramayacağına ilişkin soru işaretleri söz konusu.

Şu aşamada kesin olan şey ise koşulların Cumhurbaşkanı’nı bölgenin realitelerine daha gerçekçi bir bakış açısıyla bakmaya ve koşullara göre adım atmaya zorladığı.

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: turkish foreign policy, turkey's middle east policy, sunni-shiite conflict, sectarianism, sectarian politics, recep tayyip erdogan, justice and development party

Semih İdiz, Al-Monitor'un Türkiye’nin Nabzı bölümünün yazarlarındandır. Türkiye’nin önde gelen gazetelerinde 30 yıldır diplomasi ve dış politika alanında habercilik yapan İdiz’in köşe yazıları, Hürriyet Daily News ve Taraf gazetelerinden takip edilebilir. Financial Times, The Times of London, Mediterranean Quarterly ve Foreign Policy gibi yabancı yayınlar için de makaleler kaleme alan İdiz, ayrıca BBC World, Amerika’nın Sesi, NPR, Deutsche Welle, El Cezire ve çeşitli İsrail medya kuruluşlarına sıklıkla katkıda bulunmaktadır.

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept