Orta Doğu’da süren “soğuk savaş” iki yönde şekillenmiş durumda: Irak, Suriye, Lübnan ve Körfez’de yürütülen Şii-Sünni savaşı ve buna paralel olarak, Türkiye, Suudi Arabistan ve siyasal İslam güçleri arasında Sünni İslam siyasetine yön verip hükmetmek için süren Sünni-Sünni çatışması.
Sünni alana hâkimiyet, dini konuların yorumunu kontrol etmeyi gerektiriyor, bilhassa da siyasi sistemlerle ilgili konuların. Bu bağlamda, Türkiye’de uygulanan Müslüman demokrasi modeli, Suudi ilahiyat anlayışına bir meydan okuma olarak görülüyor.
Türkiye’de iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), İslam ile demokrasinin birbirini dışlamadığına inanıyor ve bu anlayışı, Arap coğrafyasındaki muhafazakâr İslami hareketler arasında yaymaya çalışıyor. Suudilerin İslam söyleminde ise demokrasi, dinin esaslarına tecavüz olarak telaki ediliyor. Yüksek Âlimler Kurulu üyesi Şeyh Salih El Fevzan’ın fetvalarındaki söylem, bu bakış açısını yansıtıyor.
İran ise farklı bir konumda. İran, Irak’taki durumun kötüye gitmesiyle Şii siyaset alanının kontrolünü tümüyle ele geçirdi. İran’ın hiçbir rakibi, böyle bir başarıya ulaştığını iddia edemez. Zira ne Türkiye ne Suudi Arabistan ne de herhangi bir İslamcı hareket, Sünni kesimde tam bir üstünlük sağlayabilmiş değil. Dahası, bu aktörlerin farklı görünümleri ve tehdit algılarındaki uyumsuzluk düşünülürse, Sünni güçlerin uzlaşması zor görünüyor. Böyle olunca, Sünni nüfuz alanındaki hâkimiyet meselesinde çatışma en olası senaryo olarak görülüyor ve Mısır’la Suriye ana cepheler olarak öne çıkıyor.
AL-MONITOR All-Access gives you unlimited access to all our journalism, the full Daily Briefing, exclusive interviews, premium newsletters, and live events — for less than $2/week.