İsrail'in Nabzı

İsrail güvenlik teşkilatı Abbas’ı müdafaa ediyor

By
p
Article Summary
İsrail güvenlik teşkilatı, Mahmud Abbas’ın Mescid-i Aksa olaylarında Filistinlileri kışkırttığına dair siyasi iktidarla hemfikir olsa da Abbas’ın güvenlik alanında iş birliği yaptığına ve terör saldırılarını kınadığına dikkat çekiyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.

İsrail kamuoyunda son günlerde Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas konusunda hararetli bir tartışma yaşanıyor. Bu son derece ilginç ve hayati tartışmanın olası sonuçları yıkıcı olabilir.

Taraflar iki kampa ayrılmış durumda. Sağda duranlar Abbas’ı gelmiş geçmiş en büyük düşmanlardan biri olarak gösteriyor. İsrail’deki siyasi iktidarın üst kademelerini kapsayan bu kampta başta Başbakan Benjamin Netanyahu, Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Naftali Bennett, İstihbarat Bakanı Yuval Steinitz ve daha az ölçüde Savunma Bakanı Moşe Yalon olmak üzere sağ kanadın tüm bakanları yer alıyor.

Bunların tümü, Abbas’ın bir ortak olmadığına, İsrail’i son aylarda vuran şiddet olaylarına Abbas’ın ilham verdiğine inanıyor. Bennett daha da ileri giderek Abbas’a “terörist” diyor. Diğerleri işi o noktaya götürmese de Filistin liderini aşırı kışkırtmalardan, yerel düzeydeki terörden, Tapınak Tepesi ve Mescid-i Aksa konusundaki gerilimden ve başka birçok musibetten sorumlu tutuyor.

Diğer tarafta ise Adalet Bakanı Tzipi Livni ve Maliye Bakanı Yair Lapid gibi merkez solun bazı siyasetçileri var. Ancak onlar bu öyküde o kadar önemli değil. Bu kampın başını İsrail güvenlik teşkilatı çekiyor. Anlaşılan o ki teşkilat mensupları Abbas’ı ve Batı Şeria’daki yönetimini hararetle savunuyor. 13 Kasım’daki yazımda aktardığım gibi Yahudiye ve Samaria’da (Batı Şeria) görev yapan üst düzey İsrailli bir subay, özel bir sohbette bana Abbas’ın sorun değil çözüm olduğunu söylemişti. Subay, Abbas’a bağlı birimlerin kararlı ve istikrarlı şekilde terörle mücadele ettiğini, Filistin güvenlik teşkilatıyla IDF ve Şin Bet arasında yakın bir istihbari ve operasyonel iş birliği olduğunu, Filistin Yönetimi’nin birçok Hamas militanını tutukladığını ve tüm bunların sayesinde birçok İsraillinin hayatının kurtulduğunu anlatmıştı.

Şin Bet Başkanı Yoram Cohen de 18 Kasım’da Knesset Dış İlişkiler ve Savunma Komisyonu’na verdiği ifadede aynı minvalde konuştu. Abbas’ın ne açıktan ne de “masanın altından” terörü teşvik ettiğini belirten Cohen’in bu ifadesi solcu milletvekilleri tarafından basına sızdırıldı. Ancak sızdıranlar, ifadenin Doğu Kudüs ve Tapınak Tepesi’yle ilgili bölümlerinden söz etmeyi unuttu. Bu konuda Abbas’ın bilhassa söylem düzeyinde son aylarda gerçekten de radikalleştiği görülüyor.

Şin Bet başkanına göre Filistin liderinin “Mescid-i Aksa’nın müdafaa edilmesi” gerektiğine dair aşırı sözleri, bazı Filistinlileri terör eylemlerine yöneltiyor olabilir. Ancak Cohen, son kertede İsrail güvenlik teşkilatının çizgisini benimsedi. Buna göre Abbas, Filistin Yönetimi teşkilatı ve Batı Şeria’daki mevcut Filistin idaresi güvenlik açısından İsrail için bir kazanım.

Bu hafta görüştüğüm üst düzey bir İsrail güvenlik yetkilisi de şu ifadeyi kullandı: “Üç İsrailli gencin kaçırılmasının (12 Haziran) ardından başlatılan Kardeş Hamisi Harekâtı sırasında ve onun akabindeki Koruyucu Hat Harekâtı sırasında Abbas Yahudiye ve Samaria’da bir intifadanın patlak vermesini önlemek için elinden gelen her şeyi yaptı.”

IDF ve Şin Bet’in dikkat çektiği bu çaba, son derece somut ve hatta kahramanca bir çabaydı. Doğu Kudüs’teki olayların Yahudiye ve Samaria’daki kentlere sıçramadığı bir gerçek. Nablus, Cenin, Tulkarim, Kalkilya ve Ramallah’ta sükûnet hâkim – El Halil’deki sükûnet istikrarlı değil -- oysa Doğu Kudüs’te yangın var.

Yüksek rütbeli bir İsrailli subaya göre “Abbas, Batı Şeria’yı bütünüyle Kudüs’ten ayrı tutuyor. Hassas dengeleri gözetmesi gereken bir lider için bu, meşru bir siyasi manevra sayılır. Kudüs, Filistinlilerle Müslümanların tam konsensüs hâlinde olduğu bir konu. Abbas’ın onu rahat bırakmayan Hamas’la ve Filistin sokağıyla başı dertte. Kudüs konusunda hizaya gelmek zorunda. Bu konudaki söyleminin fazlasıyla kışkırtıcı olduğu doğrudur. Örneğin ‘şehitler’ tabirini kullanmasa memnun olurduk. Ama sonuçta onun da belli manevralar yapması lazım.”

Bu tartışmada kim haklı? Karar vermek zor.

Derinlemesine bir değerlendirmeyle tuhaf bir gerçeğe ulaşılıyor: Teknik olarak her iki taraf da haklı. Terör saldırılarının önlenmesiyle alakalı tüm konularda Abbas’ın ne denli harika olduğunu anlatan İsrail güvenlik birimleri yöneticileri doğruyu söylüyor. Ancak Filistin Yönetimi’nin İsrail ve Yahudilere karşı hoyrat ve yanıltıcı kışkırtmalarda bulunduğunu öne süren İsrailli politikacılar da pek yanılıyor sayılmaz.

İsrail, Filistin tarafının tüm açıklamalarını tüm medya platformlarında takip eden çeşitli mekanizmalara sahip. Bulgular ürkütücü. Kışkırtmalar durmaksızın yükseliyor ve söylemin sertliği rekorlar kırıyor. Filistin Yönetimi ve El Fetih’e bağlı medya organları dâhil hemen hemen herkes Yahudileri yok etmek üzere savaş çağrısı yapıyor. Yahudiler için “maymun ve domuz” gibi tabirler kullanıyor, uydurma şehir efsaneleri ve doğuya özgü kanlı karalamalar tekrar ediliyor, yani ateşe sürekli benzin dökülüyor.

İşin teknik tarafına değindikten sonra şimdi asıl meseleye dönelim. Araplar ve Müslümanlar arasında İsrail’e yönelik kışkırtmalar her zaman oldu. Bu mesele sadece Araplarla da sınırlı değil. 18 Kasım’da Batı Kudüs’te bir sinagogda dua etmeye gelen dört Yahudi’nin katledilmesinin ardından birçok Batılı medya kuruluşu berbat bir sınav verdi. Bu korkunç olaya dair taraflı, skandal sayılabilecek haberler yapıldı. CNN’nin ilk haberi, bir camide ibadet eden kişilerin öldürüldüğü şeklindeydi. Bunun gibi birçok örnek var.

Kışkırtmaların önüne geçmenin tek yolu gerçek, samimi ve istikrarlı bir barış sürecini başlatmaktır. Kışkırtmalar, yalancılık ve barbarlık bakımından her gün yeni rekorlar kırsa da barış sürecini terk eden Netanyahu hükümeti, şimdi bu kışkırtmalardan kolay kolay şikâyet edemez.

Bunun da ötesinde İsrail, yıllarca terörü bizzat kınama cesareti gösterecek bir Filistin liderinin hayalini kurmuştu. Sonra Abbas ortaya çıktı. Abbas, daha FKÖ lideri Yaser Arafat hayattayken bunu yaptı. Arafat’ın ölümünden sonra da buna devam etti ve bu tavrını günümüze dek güçlendirerek sürdürdü.

İsrail, ayrıca Filistin Yönetimi’nde “tek idare altında tek kanun, tek silah” ilkesi çerçevesinde bir durumun hayalini kurdu. Filisin bölgelerinde 10 yıl öncesine kadar tam bir kaos hakimdi. Silahlı cihatçı gruplar kol geziyordu, patlayıcı kemerler imal eden tesisler vardı, intihar eylemleri bir sanayiye dönüşmüştü. Bölge, kimsenin kontrol edemediği vahşi bir orman gibiydi. Bu konuda da Abbas, eski Başbakan Selam Fayyad ile birlikte imkânsız olanı başardı. Bugün tek idare, tek silah, tek kanun var. İslami Cihat ve Hamas militanlarıyla dolu hapishaneler var. İsrail’le tam bir iş birliği var.

Knesset Dış İlişkiler ve Savunma Komisyonu’nun bir üyesinin deyimiyle “Tüm bunlar birçok Yahudi’nin hayatını kurtardı. Mahmud Abbas’ı bu şekilde tekmelemeye devam edersek çok yakında kendimizi onu özlerken buluruz.”

Makaleyi okumaya devam etmek için Al-Monitor’a abone olun

  • Güncellenmiş ve ödüllü Lobicilik Yazı Dizisi
  • Arşivlenmiş makaleler
  • Özel etkinlikler
  • Geçtiğimiz Haftaya Bakış e-postanıza gelsin
  • Haftalık lobicilik bülteni
Bu bölümlerde bulundu: temple mount, security cooperation, mahmoud abbas, jerusalem, israel, intifada

Ben Caspit, Al-Monitor’un İsrail’in Nabzı bölümünde köşe yazarıdır. İsrail basınının kıdemli köşe yazarı ve siyasi yorumcularından olan Caspit, ülkenin siyasi gündemine ilişkin günlük bir radyo programı ve düzenli televizyon programları yapmaktadır. Twitter hesabı: @BenCaspit

x

The website uses cookies and similar technologies to track browsing behavior for adapting the website to the user, for delivering our services, for market research, and for advertising. Detailed information, including the right to withdraw consent, can be found in our Privacy Policy. To view our Privacy Policy in full, click here. By using our site, you agree to these terms.

Accept