Ana içeriğe atla

Ekonomik kötüleşme Türkiye’nin Suriye’deki kontrolünü sarsabilir 

Türk lirası erirken Suriye’de hem Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde halkın memnuniyetsizliği hem de MİT’in yönlendirdiği silahlı gruplar arasındaki kavgalar artıyor. Gelişmeler kötü ekonomiyle sınır dışı operasyonların yürütülemeyeceğini anlatıyor.
Syria Idlib

Türkiye’de kur türbülansı ile kendini gösteren ekonomik krize bağlı olarak Ankara’nın dış operasyonları ne denli etkili yürütebileceği konusunda şüpheler belirmeye başladı. Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtları ile kontrol ettiği bölgelerde tedavüle sokulan Türk Lirası’nın değerindeki erimeye karşı hoşnutsuzluk son kur dalgalanmalarıyla daha görünür hale geldi. El Bab ve Azez’de öğretmenler gösteri yaparak 2017’de değer olarak 160 dolara denk gelen maaşlarının bugün 50 dolara gerilediğine dikkat çekti.

Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) kontrolündeki İdlib’de de Kurtuluş Hükümeti Suriye Lirası yerine Türk Lirası’nı devreye sokmuş olmanın pişmanlığını yaşıyor. HTŞ’nin petrol şirketi Watad fiyatları dolara endeksleyip tahsilatı dolar ya da Türk Lirası cinsinden yapmaya başladı. Kurtuluş Hükümeti de 17 Aralık’ta 650 gramlık ekmeğin fiyatını 5 liraya çıkarttı. Halbuki HTŞ lideri Ebu Muhammed el Colani 23 Kasım’da Şura Meclisi ile toplantısında sübvanse edilen 35-40 fırında 600 gramlık ekmeğin fiyatını 2.5 Türk lirasında sabitleme sözü vermişti. 

Ekonomik durumun kötüleşmesi, Türk ordusunun M-4 yolu boyunca Suriye ordusuna karşı ağır bir konuşlanma ile kalkan olduğu HTŞ’nin İdlib’deki otoritesini sarsabilir. Aynı durum Türk ordusu ve bağlı milislerin kontrolündeki El Bab, Cerablus, Azez, Afrin, Tel Abyad ve Rasulayn için de geçerli. 

Türk Lirası’ndaki erimenin yansımaları bu iken Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) evirip çevirdiği Suriye Milli Ordusu (SMO) çatısı altındaki silahlı grupların kendi aralarındaki kavgalar büyüyor. Paylaşım savaşı öteden beri eksik olmasa da MİT’in bu gruplar üzerindeki kontrolünün azaldığına yorulan ilginç gelişmeler yaşanıyor. 

Bölgede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yedeğinde hareket eden Ahrar el Şarkiye ile Mutasım Billah Tugayları arasındaki sürtüşme kopuşla sonuçlandı. İki grup arasındaki sorunlar çözülemeyince Mutasım Tugayları 17 Aralık’ta yayımladığı bir açıklama ile bundan böyle Fırat Kalkanı, Barış Pınarı ve Zeytin Dalı harekât bölgelerinde Ahrar el Şarkiye ile birlikte çalışmayacağını duyurdu. 

SMO çatısı altında tahminen 2 bin 500 savaşçısıyla öne çıkan Ahrar el Şarkiye sivillere karşı şiddet eylemlerinden dolayı ABD’nin yaptırım listesine girmişti. Muhalif kaynaklara göre Deyrizor menşeli muhalif gruplardan oluşan Ahrar el Şarkiye’nin kontrolsüz hareketleri, komuta ve gücü tekeline alarak diğer grupları marjinalleştirme çabası özellikle Rasulayn ve Tel Abyad’da Türk ordusunun desteği ve koordinasyonu ile çalışan askeri oluşumları tehdit ediyor. 

Bir başka iddiaya göre Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı savaş ve mali kaynakların gerilemesinin ardından Türk istihbaratı bu gruplar üzerindeki kontrolünü yitirdi. Bu da silahlı gruplar arasındaki çatlakları büyüttü. Bu gruplar bulundukları bölgelere göre 70 ilâ 100 dolara tekabül eden maaşlar alıyor. Bir süre öncesine kadar ellerine geçen paranın alım gücü iki katı azalmış durumda.

Türk hükümetinin ekimde Fırat’ın doğusuna yönelik olarak planladığı dördüncü askeri harekât ABD ve Rusya’nın yeşil ışığını alamadığı için rafa kaldırılmıştı. Savaş olmadığı için bu gruplar açısından beklenen mali kaynak ve ganimet umudu da suya düştü. 2018’de ele geçirilen Afrin silahlı gruplar için büyük bir ganimet kaynağı olmuştu. Kürtlerden boşaltılan evlere yerleşmenin ötesinde zeytinyağı ve sabun fabrikaları, zeytin ağaçları ve tarihi eserler dört yıldan beri örgütlü yağma operasyonlarının hedefinde. Son olarak Ekim 2019’da ele geçirilen Rasulayn ve Tel Abyad’da yağma olaylarına maruz kaldı.

Türk makamlarının suça göz yumulmadığı ve her şeyin kontrol altında olduğuna dair teminatlarına rağmen Afrin’de paylaşım savaşı yeniden kızıştı. MİT’in özellikle Libya ve Azerbaycan’a milis transferinde işbirliği yaptığı Süleyman Şah Tugayları’nın komutanı Muhammed Ebu el Casim (Ebu Amşa) epey zamandır öldürme, adam kaçırma, işkence, yağmalama, hırsızlık, mülklere el koyma, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile suçlanıyor. 

Süleyman Şah’la husumeti olan Azm Ortak Operasyon Odası bileşenleri, Ebu Amşa’yı tehdit ederek suça karışan kardeşlerinin soruşturma komitesine teslim edilmesini istedi. Taraflar 11 Aralık’ta karşılıklı takviye güç sevk ederek Şeyh Hadid bölgesinde karşı karşıya geldi. Büyük bir çatışmadan kaçınmak için Ebu Amşa bir akrabasını teslim etti.

İşlenen suçlarla ilgili en büyük ifşaat Ebu Amşa’nın bizzat kendi akrabalarının çektiği itiraf videolarıyla geldi. Bu videoların uyuşturucu ve kaçakçılık paylaşımıyla ilgili anlaşmazlıktan dolayı Süleyman Şah içinde başlayan ayrışmalar üzerine yayımlandığı da iddia ediliyor. 

Azm Odası lideri Ebu Ahmed Menna birkaç ay önce Ebu Amşa’yı hedef alarak “devrimi şeytani suçlar işleyenlerden temizleme” çağrısı yapmıştı. Azm Odası daha sonra Afrin’de Ebu Amşa’nın müttefiki 20’nci Bölük’ün komutanı Abdullah Halava’ya ait bir uyuşturucu laboratuvarını basarak kontrol savaşını kızıştırmıştı. 

Bu savaşa Ebu Amşa’yı en fazla kullanan MİT’in nasıl bir tepki verdiği bilinmiyor. Ebu Amşa Suriye savaşına katılmış Fas ve Tunuslu cihatçıları da Libya’ya transfer etmekle suçlanıyor. 

Azm Odası ise MİT’in yönlendirmesiyle temmuzda Cephet el Şamiye ve Sultan Murat’ın öncülüğünde kurulmuştu. Sultan Murat’ın lideri Fehim İsa, Türkiye’ye çok yakın Türkmen liderlerden biri. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu Mayıs 2020’de Çobanbey’i (El Rai) ziyareti sırasında Fehim İsa tarafından karşılanmıştı. İsa 19 Aralık’ta Çobanbey’de organize sanayi bölgesinde incelemelerde bulunan Soylu’yla yine aynı karedeydi

Azm Odası’na daha sonra Feylak el Şam, Liva el Selam, Feylak el Mecd, Sultan Melik Şah, Ahrar Şarkiye, Ceyş el İslam, İkinci Tümen, 113’ncü Tugay, 13’ncü Tümen’in bileşenleri Sultan Mehmed Fatih Tümeni, Semerkant Tugayı ve Vakkas Tugayı da katıldı. Süleyman Şah ise önce Azm Odası’na katılmış fakat liderlik kavgası yüzünden ertesi gün ayrılmıştı. Bu ayrışmada Hamza Tümeni ve Sukur el Şimal da Süleyman Şah ile ortak hareket etmişti. 

Süleyman Şah eylülde Hamza Tümeni, Sukur el Şimal, Mutasım Billah ve 20’nci Bölük ile birlikte alternatif olarak Suriye Özgürlük Cephesi’ni kurmuştu. Bu cephenin 20 bin askerden oluştuğu öne sürülüyor. Bu oluşumda da MİT’in parmağı olduğu söyleniyordu. Bu şekilde birbirine husumeti olanlar farklı çatılar altında Türkiye’nin Suriye gündemine koşullandırılmıştı.

Bunlar arasında Ahrar el Şarkiye hepsinden fazla başına buyruk olduğu için adı çıksa da diğerlerinin suç sicili çok farklı değil. Afrin’de zeytin, zeytinyağı ve sabunları yağmalamakla kalmayıp Meydan, Hammam, Marvaniye, Miska, Tatara, Teranda, Ayn el Hacer ve Kabaşin gibi onlarca köyde zeytin ağaçlarını kesen ya da Maarat ve Mesto Hasan gibi bölgelerde antika eser için arkeolojik alanları altını üstüne getiren örgütler arasında Sultan Murad, Hamza Bölüğü, Feylak el Şam, Semerkand ve Cephet’üş Şamiyye de yer alıyor. Mali kaynakların azalması gruplar arasındaki kavgaları tırmandırabilir.

Buna halkın huzursuzluğu da eklendiğinde Türkiye’nin askeri, istihbari ve sivil unsurlarla elinde tuttuğu bölgelerin sevk ve idaresinde sıkıntılar artabilir. Bu aynı zamanda silahlı grupların gelir elde etmek için daha fazla suç işleyeceği anlamına geliyor. Ortak bir hedefe odaklanmanın zayıfladığı zamanlarda genelde grupların kendi aralarındaki kontrol rekabeti kızışıyor. 2017’de HTŞ’nin İdlib’deki ortakları Ahrar el Şam, Sukur el Şam ve Nureddin Zengi Tugayı’nı ezerek kendi emirliğini kurması gibi tasfiye girişimleri tekrarlanabilir. Afrin’deki hesaplaşmalar da biraz bu senaryoyu çağrıştırıyor.