Ana içeriğe atla

Moskova tetikte: Suriye’deki cihatçılar Afganistan’a yönelir mi? 

Suriye’nin İdlib vilayetinde faal olan yabancı cihatçıların Afganistan’a yönelmesi, Rusya ve Orta Asya cumhuriyetleri için ciddi tehditler oluşturabilir.
A van belonging to members of Syria's top jihadi group, Hayat Tahrir al-Sham.

İslam Devleti (İD) örgütünün Afganistan kolunun 26 Ağustos’ta Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın girişinde gerçekleştirdiği intihar saldırısı  100’den fazla sivilin ve 13 Amerikan askerinin ölümüne neden olmuş ve Kabil’deki gerilim zirveye ulaşmıştı. 

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Kenneth McKenzie, İslam Devleti-Horasan (İD-K) terör örgütünden Kabil’de yeni saldırılar beklediklerini ancak tahliye operasyonunu sürdürmeye hazır olduklarını belirtmişti.  Havaalanını koruyan Taliban’la tehdit değerlendirmelerine ilişkin sınırlı istihbarat paylaştıklarını belirten komutan, Taliban’ın bazı saldırıları önlediğini düşündüklerini söylemişti.

Taliban’ın hızlı ilerleyişi ve Kabil’i ele geçirmesinin ardından meydana gelen bu saldırılar, ABD ve müttefiklerinin Afganistan’daki operasyonlarını durdurmasıyla güvenlik durumunun hızla bozulmaya başladığını ortaya koydu.   

Bu durum, Rusya ve Orta Asya’daki ortakları Tacikistan, Kırgızistan ve Özbekistan için de yeni riskler doğuruyor. ABD askerlerinin Afganistan’daki operasyonları, terörle mücadelede komşu Orta Asyalı ülkelere de fayda sağıyordu. Taliban’ın gelişi güvenlik boşluğuna neden olabilir ve bu sorunun çözümü Taliban’ı ciddi şekilde zorlayabilir. Rusya, ABD’nin gidişinden sonra Taliban’ın güvenlik durumunu kontrol edebileceğini ve ülkedeki terör hücrelerini ortadan kaldırabileceğini umuyordu. Taliban temsilcileri bunu başarabileceklerine dair Ruslara defalarca güvence vermişti.

Ancak unutmamak gerekir ki Taliban’ın hızlı ilerleyişinin başlıca nedeni kendi askeri gücünden ziyade dış desteksiz savaşamayan Kabil hükümetinin çöküşü idi. Taliban’ın yönetimi bu kadar hızlı ele alması, ülkenin her yerinde kontrolü kolayca ele geçirdiğini, hükümet güçlerinin adeta kurşun sıkmadan kaçtığını ve İD gibi radikal grupların buralarda barınabileceğini gösteriyor.

Dolayısıyla Afganistan yeniden uluslararası Selefi cihatçı hareketin üssü hâline gelebilir. Ve bunun tek nedeni Taliban’ın iktidar gücündeki “boşluklar” olmayabilir. Zira Taliban içinde yer almakla birlikte görüşleri Taliban yönetimiyle uyuşmayan bazı gruplar bilerek bu yönde tavır alabilir. Örneğin, Taliban’ın “Peşaver Şurası” isimli kolu üzerinden faaliyet yürüten karanlık Hakkani grubu. Taliban bünyesinde ideolojik olarak El Kaide’ye en yakın grup olan Hakkani grubu, sivil hedeflere intihar saldırıları düzenlemiştir.  

Taliban, Afganistan’ın artık başka devletleri tehdit eden terörist grupların üssü olmayacağına dair açıklamalar  yapıyor ancak Afganistan’da İD’in yanı sıra halen El Kaide militanları da var ve bunlar da güvenlik boşluğundan yararlanmaya çalışabilir. Örneğin, silahsız Afganlılara karşı sayısız suçlar işleyen ve tümüyle El Kaide militanlarından oluşan “055 Tugayı” isimli örgütten arda kalan uluslararası cihatçılar halen Taliban bünyesinde yer alıyor. Bahsi geçen örgüt 1995-2001 yılları arasında Taliban ordusuna entegre edilmişti.

Orta Doğu Enstitüsü Suriye Programı’nda misafir araştırmacı olan Anton Mardasov Al-Monitor’a yaptığı değerlendirmede Taliban’ın son yıllarda El Kaide’nin çekirdek kadrosu ve El Kaide’nin oldukça özerk bir kolu olan Hint Altkıtası El Kaidesi ile aktif bir iletişim içinde olduğunu belirtti. Mardasov’a göre hâlihazırda Helmend ve Kandahar dâhil Afganistan’ın 13 vilayetinde El Kaide ve Hint Altkıtası El Kaidesi militanları bulunuyor. El Kaide, ülkenin doğusunda Tacikistan’a komşu olan Bedahşan vilayetinde de varlığını güçlendirmiş durumda. Mardasov, Hakkani grubunun hâkim olduğu doğudaki Paktika vilayetinin Barmal ilçesi ve Afganistan-Pakistan sınırının genelinde de El Kaide’nin faal olduğunu, sınır bölgelerinde Hakkani grubu ve Pakistan merkezli Leşker-i Tayyibe örgütüyle yakın işbirliği yaptığını belirtti.

Afganistan’a, Suriye’nin İdlib vilayetinden de radikal unsurlar gelebilir. İdlib’i kontrol eden terörist örgüt Heyet Tahrir El Şam (HTŞ) son dönemde yabancı cihatçıları bölgesinden çıkarmayı amaçlayan bir yaklaşım benimsedi. Dolayısıyla HTŞ’nin baskısı altında olan grupların bazılarının Afganistan’a yönelmesi muhtemel. Böyle bir gelişme, Taliban içindeki bazı yapıların onayıyla ya da Taliban’a rağmen yaşanabilir. 

Suriye’den Afganistan’a geçmesi muhtemel gruplardan biri, Özbekistan ve Tacikistan başta olmak üzere Orta Asya cumhuriyetlerinden olan ve pek çoğu çalışmak üzere gittikleri Rusya’dan örgüte katılan savaşçıların kurduğu Tevhid ve Cihad Ketibesi’dir. Grubun lideri Ebu Salah El Özbeki (Siraceddin Muktarov) geçtiğimiz haziranda HTŞ güvenlik birimlerince tutuklandı. Ebu Refik El Tartarstani (Suhrob Baltabaev) adındaki bir diğer Özbek militan ise HTŞ ile çatışma sırasında öldürüldü. Dolayısıyla İdlib’deki faaliyetleri tehlikeye giren Tevhid ve Cihad Ketibesi’nin üyeleri Afganistan’a sızmaya çalışabilir.

İmam Buhari Cemaati de İdlib’de savaşan oldukça büyük bir Özbek grubu.  Grup şu an HTŞ ile çatışma hâlinde değil ancak HTŞ lideri Ebu Muhammed El Colani’nin Suriyeli olmayan grupların bölgeden temizlenmesini savunması, İmam Buhari Cemaati’ni de olası bir Afganistan yolcusu yapıyor. 

Uygurlardan oluşan ve Afganistan’da da hücreleri olan Türkistan İslami Partisi de halen İdlib’de faal. Bu grubun da HTŞ’nin baskısıyla Afganistan’a geçmesi mümkün. Bu ihtimal, Kafkasyalı cihatçıların oluşturduğu Cund El Şam ve Ecnad El Kavkaz grupları için de geçerli. Kaldı ki Cund El Şam zaten HTŞ tarafından dağıtılmış durumda ve grup militanları daha çok Rusya’yı hedef alan faaliyetlerini başka ülkelerde sürdürmek için fırsat kolluyor.

Türkiye’nin bu konudaki tutumu da elbette belirleyici olacak. Türkiye yabancı savaşçıların Suriye’den Afganistan’a geçişi için koridor sağlamaya ne kadar istekli olacak? Ankara’nın Moskova ve Orta Asya cumhuriyetleriyle ilişkilerinin mevcut düzeyine bakılırsa Türkiye’nin bu gruplara yardım etmesi pek olası görünmüyor. Öte yandan, İdlib’deki bu grupların Suriye’de Türkiye’nin kontrol ettiği bölgelere geçmesi de Ankara’nın güvenlik çıkarlarını tehdit eden bir olasılık. 

Afganistan’ın Bedahşan, Kuner ve Nuristan vilayetleri  İdlib'deki militanların gidebileceği bölgelerin başında geliyor. “Afgan Veziristanı” diye anılan bu bölgelerde eski Afgan yönetimi de Taliban da tam kontrol sağlayamadığı için çeşitli radikal Selefi grupların kolları buralarda barınma imkânı buldu. Örneğin Özbekistan İslami Hareketi’nden bazı gruplar, özellikle de İD-K’ya katılmak istemeyenler halen Bedahşan’da faal. İD-K da buradaki varlığını koruyor.

Özbekistan İslami Hareketi’nden kopan ve Tacikistan’da terörist saldırılar düzenleyen radikal Tacik örgüt Ensarullah Cemaati de bu bölgede faal. Örgütün Taliban’la yakın işbirliği içinde olduğu, hatta Afganistan-Tacikistan sınırının bir bölümünü korumakla görevlendirildiği iddia ediliyor. Taliban bu iddiaları reddediyor.

Söz konusu bölgeler, Hanefiliğin Diyobendi yorumuna bağlı olan Taliban’la ciddi ideolojik farkları olan Afgan Selefileri de çekti. Taliban, Kuner ve Nuristan’da Afgan Selefilerin faaliyetlerine izin vermek zorunda kaldı. Bunların bazıları Taliban bayrağı altında faaliyet gösterse de kendi amaç ve hedeflerine sahip. Bazıları da Taliban’ın kontrolü dışında bağımsız Selefi gruplar oluşturuyor.

Sonuç olarak, Taliban’ın iktidarı ele geçirmesi, hareketin sadece kendi planları hakkında değil, onunla temas ve ilişki kurmaya çalışan devletlerin beklentilerini ne kadar karşılayabileceği konusunda da yeni soru işaretleri doğuruyor.