Ana içeriğe atla

Müzisyenleri ölümün eşiğine getiren pandemi mi, iktidar mı?

Siyasi iktidarın pandemi yönetiminde yaptığı tercihlerde, toplumu idealize ettiği yaşam biçimine uydurma çabası her gün daha fazla hissediliyor.
Faruk Ugur waits for customers while selling hot wine at the entrance to his closed restaurant in the Kadikoy district on February 23, 2021 in Istanbul, Turkey.

Başkent Ankara’nın eğlence mekanlarını içinde barındıran Selanik Caddesi, pandemi krizinden bu yana en karanlık zamanlarını geçiriyor. Gazeteci ve siyasetçilerin uğrak mekanı balık meyhanelerinden bir uğultu halinde sokağı kaplayan konuşmaları, onların yanı başında öğrencilerin hınca hınç doldurdukları barlardan taşan eğlenceleri ve hemen ilerisinde Ankara’nın ünlü pavyonlarının yansıttığı kırmızı mavi ışıkların yerinde olağanca karanlık ve sessizlik var şimdi.

Pandemi krizinin 15’nci ayında Selanik Caddesi’nde artık kafeler ile küçük birahaneler göze çarpıyor. Büyük eğlence mekanlarından geriye ise sadece kepenklerine iliştirilmiş sarı levhalar kalmış: “Devren Kiralık”

Sakarya Caddesi’nin en büyük eğlence mekanlarından Eski Yeni Bar da bu kaderi paylaşanlardan. Şimdi Eski Yeni’nin kepenklerinin üzerinde duran bu alelâde sarı levha, sadece mekanın değil bugün ülkenin bir kesimine göre aynı zamanda ülkenin eğlence kültürünün mührü anlamını taşıyor. Bu sosyolojik varsayım, bir adım daha ileri gidip mekanın içine girebildiğinizde tüm gerçekliğiyle yüzünüze vuruyor.

Ortaklarından Barış Kaygısız Al-Monitor için mekanın kilidini tam 15 ay sonra açtı. Gençlerin uğrak mekanı olan, LGBTI+Q bireylere ev sahipliği yapan, müzik performanslarının yanı sıra tiyatro organizasyonlarına da kapılarını açan mekan şimdi sessizliğe gömülmüş. 

Panel duyuruları ve tiyatro afişlerinin yer aldığı kapı girişinde, şimdi icra kağıtları asılı. Kaygısız, kepengi kaldırıp kilidi çevirdiğinde kapkaranlık bir piste adım atıyoruz. Gençlerin coşkuyla dans ettiği pistin üzerine sandalye ve masalar yığılmış, sahnedeki bateri ve kürsüyü örümcek ağları bağlamış. Bacadan pencereden girip de yolunu bulamayacak meraklı kediler için bırakılmış yem kapları ise çoktan pas tutmuş.

Kaygısız Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının tespit edildiği Mart 2020’deki genelgeyle mekanı kapattıklarını, tekrar açılma umutlarının ise normalleşme adımlarının atıldığı 1 Haziran’da benzer statüdeki mekanlarla birlikte kapalı kalmaya devam etmeleriyle suya düştüğünü anlatıyor: “Bugüne kadar dişimizi sıktık. Artık mekanı açmamız çok zor. Çok kira borcumuz var, fazla tutmasa da vergi ve sigorta prim borçlarımız var. Bu saatten sonra mekanların açılmasına karar verilse bile borçlarımızı ödeyebileceğimizi sanmıyoruz.”

Peki ya iktidarın her ay ballandıra ballandıra anlattığı destekler? Kaygısız, şartlara uymadıkları için hiçbir destekten yararlanamadıklarını belirtiyor. Zira bu destekler, büyük eğlence mekanları kapsamıyor, sadece küçük esnafa destek sağlanıyor. Kaygısız, kapanma kararının alındığı 15 aydır çalışmıyor.

Röportajımızı mekanın bitişiğindeki dünyaca ünlü bir kahve zincirinde yapıyoruz. Olduğumuz yer o kadar kalabalık ki bir kafe bu kadar kalabalıkken yanındaki eğlence mekanının kapalı olmasını Kaygısız şöyle değerlendiriyor: “Pandemiden önce de üzerimizde çok fazla baskı vardı. Hem büyük ve kalabalık bir mekan olmamız hem deLGBTI+Q’lara ev sahipliği yapmamız dikkatleri çekiyordu. Polis sürekli uygulama yapıyordu, hep taciz altındaydık. İçkideki vergi artışı belimizi bükmüştü. Az bir kazançla ayakta durmaya çalışıyorduk. Bence amaç bu yerlerin hiç olmamasıydı, biz açık olduğumuz süre içinde yaşadığımız baskılar da bunun göstergesiydi. Pandemi bu amaç için bir fırsat sundu ve mekanlar kapandı.”

Türkiye 1 Haziran itibarıyla normalleşme adımlarını atmaya başladı. Bu kapsamda yeme-içme yerleri sadece 21.00’e kadar açık. Kaygısız, “Bu saate kadar açık olmak bizim masrafımızı karşılamaz, bu yüzden yeniden açmayı denemedik” diyor. 

Sadece Eski Yeni değil, sokağa baştan sona imzasını atmış diğer mekanlar da aynı gerekçelerle kapalı. Bu görüntü, kültür sanat hayatının ve eğlence sektörünün eski günlerine dönemeyeceği kaygılarını artırıyor.

Süreç sadece mekan sahiplerini değil, eğlence sektörünün önemli bir parçası olan müzisyenleri de vurdu. Hatta onların durumu daha vahim. 

Müzisyen Cumhur Özcan, pandemiyle birlikte yaşamı alt üst olan müzisyenlerden biri. 49 yaşındaki Özcan, 30 yıllık bir müzisyen. İşsiz kalınca, diğer müzisyenler gibi ilk iş olarak enstrümanlarını satmış. Ancak süreç uzayınca, kirasını ödeyemediği için bir dükkana taşınmış. Pandemiyle birlikte artan zamlar da üzerine eklenince evini geçindirmek için moto kuryeliğe başlamış. 

Moto kuryelik yaparken ciddi bir trafik kazası geçiren ve artık çalışamayan Özcan, Al-Monitor’a “Eğlence sektörü pandemiden önce de kötü durumdaydı. Daha önce sabahtan akşama kadar müzisyenlik yaptığım yerden günde 100 TL alıyordum ama yine de mesleğimi sürdürmeye çalışıyordum” diyor. 

Devletten son dört aydır 1000 TL alıyor ama anlattığına göre bu hiçbir şeye yaramıyor. Hem pandemi öncesinde hem sonrasında müzisyenlerin genel olarak görmezden gelindiğini ve en nihayetinde ölüme terk edildiğini söylüyor: “Yaşım 49, 12 Eylül darbe dönemini de yaşadım. Ama cumhuriyet tarihinde müzik sektörüne bu kadar husumet besleyen bir iktidar görmedim. Tam bir müzikle sanatla alakalı tamamiyle husumet besleyen bir iktidara sahibiz sanki.”

Pandemide müzik sektörünün durumu için “Yelkenleri suya inmiş, büyük bir fırtınada okyanusta kalmış bir tekne gibi. Kimisi alabora oldu, kimisi denize düşüp tahtaya sarıldı, kimisi de boğuldu gitti” benzetmesini yapıyor. Evet, bir de “boğulanlar” var. Müzisyen derneklerinin yaptığı açıklamalara göre bu süreçte 108 müzisyen intihar etti.

Hem eğlence mekanı sahiplerine hem de müzisyenlere yönelik bu ayrımcılığın temelini Gazeteci Şenay Aydemir, Al-Monitor’a şöyle değerlendiriyor: “İktidarın, müzisyenler ve tiyatrocular başta olmak üzere sanat alanına dair dişe dokunur bir destek üretmemesinin bir tarafı sınıfsal tercihlerinden kaynaklı şüphesiz. İktidar, iktidar olamadığını düşündüğü sanat alanını yıkıma tabi tutma refleksini büyüttü. Pandemi öncesinde de sansür baskısı giderek artmaya başlamış, kamusal alanlara yönelik güvenlikçi politikaların artırılmasıyla açık hava organizasyonlarında gözle görülür azalma olmuştu. Ekonomik kriz de lütuf olarak kabul edilerek kültür-sanat alanı tamamen ‘piyasanın insafına’ terk edildi. Birçok sektöre destekler, teşvikler, vergi indirimleri uygulanırken bu alan ya muaf tutuldu ya da göstermelik düzenlemelerle geçiştirildi. Pandemi de benzer bu alanın yıkımını hızlandırmaya dair bir başka lütuf olarak kullanılıyor. Yeni rejim, milliyetçi-muhafazakâr mimarisini inşa ederken bu yapıya harç taşımayı reddeden bütün sanat çevrelerini, sivil ölüme mahkûm etmeye çalışıyor.”

Ülkede yaşayanların bir bölümünün düşüncesi de bu. Siyasi iktidarın pandemi yönetiminde yaptığı tercihlerde, toplumu idealize ettiği yaşam biçimine uydurma çabası her gün daha fazla hissediliyor.

İşte tam da bu nedenle eğlence sektöründe yaşanan kriz bugünlerde siyasetteki kutuplaşmanın da ana gündem maddelerinden birisi. Ana muhalefet partisi, iktidarın "toplumsal mühendislik" yönetimine karşı bir hamle yaptı. Ana muhalefet partisine mensup belediyeler, kendilerine ait parkları birer eğlence mekanı haline getirdiler. 

Başkentin merkez belediyesi olan CHP’li Çankaya Belediyesi, belediyeye ait parkları müzisyenlere açtı. Belediye Başkanı Alper Taşdelen Al-Monitor’a yaptığı açıklamada “Müzisyenler pandemi nedeniyle zor günler geçiriyor. Biz de bu zorluklara derman olmak için parklarımızda mini konserler düzenleme kararı aldık. Bu yaz 400 müzisyenimize maddi destek sağlayacağız. Zor günleri aşabilmenin yolu dayanışmadan ve birlikte olmaktan geçer” dedi.

Ne var ki, bir buçuk sene içinde çölleşen eğlence sektörünü bu yerel çabalarla yeniden eski günlerine döndürmek oldukça zor.

More from Sibel Hurtas

Recommended Articles