Ana içeriğe atla

Muhalefete yönelik saldırılar artarak devam ediyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhalefet lideri Meral Akşener’e yönelik tehditleri Türkiye’de muhalifleri zor günlerin beklediğinin işareti.
Leader of Turkey's Iyi (Good) Party and presidential candidate Meral Aksener arrives at Bayrampasa to address supporters during a rally on June 21, 2018, in Istanbul, Turkey.

İyi Parti lideri Meral Akşener Rize’yi ziyareti sırasında kent merkezinde öfkeli bir grubun linç girişimine maruz kaldı. Kendisine eşlik eden bazı partililerin yaralandığı bu manzara, mafya-siyaset ilişkisinin gündem olduğu Türkiye’de ne yazık ki artık vaka-i adiyeden sayılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın saldırganları adeta kutladığı Akşener olayı ile birlikte son iki yılda 60’a yakın muhalif gazeteci ve siyasetçi saldırıya uğradı. Genel görüş bu saldırıların artarak devam edeceği yönünde. Daha kötüsü, bu saldırıların yarattığı atmosferde siyasi cinayetlere ilişkin kehanetler de ülkenin gündeminden eksik olmuyor. 

Akşener’in 21 Mayıs’taki ziyaret sırasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı gündemdeydi. Akşener, mecliste Erdoğan’ı Netanyahu’ya benzetmişti. Erdoğan’ın memleketi olan Rize ziyaretinde, öfkeli bir grup bu benzetme nedeniyle Akşener’i hedef aldı. Caddeyi dolduran kalabalık, Akşener’e ulaşamasa da yanındaki partilileri darp etti. Akşener arabası olay yerinden uzaklaşırken, arabanın üzerine çıkanlar ve onu engellemek isteyenler oldu. İyi Parti milletvekillerinin uyarısı ile güvenlik güçleri “amaç hasıl olduktan sonra” önlem aldılar.

Bu korkunç görüntüler, Erdoğan tarafından bırakın kınanmayı, “Dua et ki Gelin Hanım’a çok ileri gitmeden bir ders verdiler” sözleriyle karşılandı. Erdoğan, Akşener’i bir de “Daha neler olacak neler. Bunlar iyi günler” diye tehdit etti. Erdoğan’ın bu sözleri sadece Akşener’e yönelik bir tehdit değil, tüm muhaliflere yönelik bir gözdağı. Zira iki yıl önce ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik Çubuk’ta gerçekleşen linç girişiminin ardından siyasi iktidarın benzer bir tutum sergilemesi nedeniyle aradan geçen süre içinde 60’a yakın muhalif fiziksel saldırıya uğradı.

Kılıçdaroğlu 21 Nisan 2019’da Ankara’nın Çubuk ilçesinde katıldığı şehit cenazesinde uğradığı linç girişimi üzerine bir eve sığınmış ve sığındığı ev aynı grup tarafından yakılmak istenmişti. 

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada, bu ve benzeri provokasyonlarda güvenlik güçlerinin geç harekete geçtiğine dikkat çekiyor. Saldırıların önceden planlanmış olması da ayrıca dikkat çekici. Kılıçdaroğlu siyasi iktidarın sahiplendiği şehit cenazesine gittiğinde Akşener de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memleketi olan Rize’ye gittiğinde benzer bir provokasyonun hedefindeydi. Çelik’e göre bu provokasyonlar üzerinden siyasi iktidar muhalefete açık bir mesaj veriyor: “Buralara giremezsin, burası benim alanım.” 

İki olay arasında geçen iki yıl içinde Türkiye’de onlarca muhalif siyasetçi ve gazeteci saldırıya uğradı. TİP Milletvekili Barış Atay sokak ortasında sopalı saldırganların saldırısına uğrarken, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ da arabasına binerken dövüldü. 

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer 2019’da 34, 2020’de 17 gazetecinin dövüldüğünü söylüyor. 2021’in ilk beş ayında ise saldırıya uğrayan gazeteci ve siyasetçi sayısı beş.

Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı girişiminde bugün itibarıyla tek bir tutuklu bile yok. İlginç bir şekilde diğer davaların da akıbeti aynı.

Örneğin, Gazeteci Orhan Uğuroğlu ocak ayında, Gelecek Partili Selçuk Özdağ’ın iktidarı eleştiren bir röportajını yayınlamıştı. İkili aynı gün evlerinin önünde iki ayrı grup tarafından saldırıya uğradı. İki saldırı da aynı yerden yönetilmiş bir organizasyonun eseri gibi görülüyordu ama olayın ardından yakalanan saldırganlar, mağdurları tesadüfen yolda gördüklerini ve onların kendilerine saldırdıklarını iddia ediyorlardı. Savcı da ilginç bir şekilde bu ifadeleri esas aldı ve basit yaralama suçundan Asliye Ceza Mahkemesi’nde ayrı davalar açtı. 

Orhan Uğuroğlu Al-Monitor’a yaptığı açıklamada hakkındaki ilk duruşmanın kağıt üzerinde basit yargılama usulüyle yapıldığını buna itiraz edince de duruşmanın kasıma ertelendiğini söylüyor. Selçuk Özdağ’a yönelik saldırı davasının ilk duruşması da 18 Mayıs’ta görüldü. Kulağa ilginç gelecek ama o duruşmaya hakim katılmadı ve duruşma eylül ayına ertelendi.

Saldırıları basitleştirerek açılan davalar, cezasızlıkla kuşatılan yargılamalar ve etkin bir soruşturma sisteminin olmaması saldırganları adeta cesaretlendiriyor. Avukat Çelik, “Erdoğan’a yönelik en basit sözlü eleştiride bile insanlar tutuklanırken, öldürme kastıyla hareket edenlere yönelik ‘size geçit veriyoruz’ mesajı veriliyor, adeta ‘sizi sonuna kadar koruyacağız’ deniliyor” diyor.

CHP’nin İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca da Al-Monitor’a şunları aktarıyor: “Hukukta faillere işledikleri suçun bedelini derhal ödettirileceği ve en ağır şekilde cezalandırılacağı kanaati kurmazsanız, gazetecilere ve siyasetçilere yönelik saldırılar devam eder, nitekim öyle de oldu.” 

Karaca şöyle devam ediyor: “Türkiye artık hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Artık hukukun işlemediği bir düzende, mafyavari bir yönetim anlayışı hakim olmuş demektir. Bugün görüyoruz ki Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı da mafya liderleri olmuştur.”

Karaca’nın mafya liderlerini işaret etmesinin önemli bir nedeni var. Zira Kılıçdaroğlu çok değil kasım ayında mafya lideri olan Alaattin Çakıcı tarafından ölümle tehdit edilmiş, yaptığı suç duyurusuna karşın bir sonuç alamamıştı. Devlet Bahçeli’nin Çakıcı’yı sahiplenmesi ve siyasi iktidarın olaya karşı suskunluğu dikkatlerden kaçmamıştı.

Bugün, bir diğer organize suç örgütü lider Sedat Peker’in açıklamaları gazeteci ve siyasetçilere yönelik eylemlerin nasıl ve hangi merkezden yönetildiğini daha iyi ortaya koyuyor. Ülkeden kaçan mafya lideri, geçtiğimiz günlerde YouTube üzerinden yayınladığı videolarda, eski Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ı dövdürdüğünü ve Hürriyet gazetesi önünde düzenlenen protestoya adamlarını gönderdiğini itiraf etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın saldırıları alkışlaması, saldırganları sahiplenmesi, mafyanın saldırılardaki rolünün ayyuka çıkması, etkisiz soruşturmalarla saldırganların adeta sırtlarının sıvazlanması karşısında artık kimse, saldırıların öfkeli gruplar tarafından tesadüfen gerçekleştiğine inanmıyor.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Avukat Hasan Seymen, bu organize saldırılar için “Türkiye’de mafyanın ve siyasetin yakın ilişkisi somut bir gerçek olarak önümüze çıkmış durumda” diyor. Tüm bu manzaranın ana hedefinin otoriter sistemlerin klasik bir yönetim biçimi olarak benimsediği korku imparatorluğu kurmak olduğuna işaret ediyor. 

İyi Partili Ümit Dikbayır ise saldırılar için “Çok çirkin ve bu ülkeye yakışmıyor. Ama biz bunu şöyle okuyoruz. İktidarın oyları düşüyor ve düştükçe paniğe kapılıyorlar. Her şeye rağmen bir parti seçim kaybedebilir ama bunlara başvurmaması lazım” diyor. 

Gazeteci Orhan Uğuroğlu’na göre ise saldırılar artık bütünüyle yönetim biçimiyle ilgili:“Amaç planlı bir şekilde aydınları, gazetecileri, siyasetçileri korkutmaktır. Sadece Türkiye’de değil dünyada da iktidarlar güç kaybetmeye başladığı zaman bu tür olaylarla gündem değiştirir ve baskı altına alırlar. Özgür medya ve özgür siyasetçileri baskı altına alıp, korku siyaseti yaratmak isterler.”

İki yıldır yaşanan ve ardı kesilmeyen saldırılar sonrasında yargının ve siyasi iktidarın takındığı tutum, bu saldırıların artarak devam edeceği yönünde. Türkiye güvensiz ve hukuksuz bir alana doğru, mafya liderlerinin ortaklığında hukuk devletinden koparak otoriter bir yönetime doğru savruldukça yaşananların daha da acı hale geleceğini öngörenler de var.

Hasan Seymen, “Herhalde biz siyasetçiler olarak dayak yiyip duracak halimiz yok. İnsanların, bu darp olayları dövme olayları yol haline gelirse, cezasızlık da yol haline gelirse orman kuralları geçerli olur” diyor.

Orhan Uğuroğlu ise Eski Milli İstihbarat Teşkilatı Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün kısa süre önce gündeme getirdiği bir iddiaya dikkat çekiyor: “Bu saldırıların artacağını düşünüyorum. Ama öyle iddialar var ki; siyasi cinayetlerin de olabileceği iddiaları... Vahim iddialar bunlar.”

More from Sibel Hurtas

Recommended Articles