Ana içeriğe atla

Boşuna nükleer santral, hesapsız yatırımlar

Hükümetin teşvik ettiği elektrik santrali furyası büyük bir atıl kapasite yarattı ancak iktidar ikinci bir nükleer santral dâhil yeni projelerden vazgeçmiyor.
A view of the construction site of Turkey's first nuclear power plant 'Akkuyu', pictured during the opening ceremony in the Mediterranean Mersin region on April 3, 2018. 
Turkish President Recep Tayyip Erdogan and Russian counterpart Vladimir Putin launched the construction of the $20 billion dollar Akkuyu nuclear power plant though a video link from Ankara where Putin is on an official visit. / AFP PHOTO / DOGAN NEWS AGENCY / IBRAHIM MESE / Turkey OUT        (Photo credit should read IBRAHIM MESE/AFP via G

Türkiye’de 18 yıldır iktidarda bulunan ve son zamanlarda hızlı bir düşüş içine giren Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarına dönük plansızlık, savrukluk, abartılı beklentilerle ülkeyi yanlış yatırımlarla büyük zararlara uğratma eleştirilerinin en somut halkalarından birini elektrik enerjisi santral yatırımları oluşturuyor. 

Enerjide dışa bağımlı Türkiye’nin ihtiyacını iç kaynaklardan karşılamak iddiasıyla yenilenebilir kaynaklar olan suya, rüzgâra, güneşe dayanan elektrik santrallerinin yapımının abartılı, hesapsız teşviki ile tüketim talebinin çok üstünde bir kapasite oluşurken, bunun bedeli ağır bir doğa yıkımı olarak ödendi. Ama bununla kalmadı, bu plansızlık merkezi bütçeye de ağır maliyetler getirdi. 

Bu plansızlığın, savurganlığın önemli bir halkası da nükleer santral. Önemli riskler içerdiği için yıllarca rafta tutulan nükleer enerji yatırımı, Rusya ile güçlendirilmek istenen ilişkilerin bir halkası olarak 2010’larda fiiliyata dönüştürüldü ve eldeki santrallerin kurulu gücünün yarısı atıl durumda iken riskli ve bağımlılık yaratan bir proje olduğu halde nükleer santral inşaatına karar verildi. Bugünün elektrik enerjisi fotoğrafı, bu kararın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Ama iktidar bundan ders çıkarmak yerine bir nükleer santral inşaatını da Sinop’ta planlıyor. 

AKP, iktidara geldiği 2002 sonlarında, önünde altın tepsi içinde IMF eliyle rektifiye edilmiş bir ekonomi bulurken tarihinde görülmediği boyutlarda dış kaynak girişine mazhar oldu ve bu sayede yıllık yüzde 7’yi bulan istikrarlı bir büyüme konjonktürü ile hem ekonomik yönden hem siyaseten yükseldi. Tamamen dış kaynak girişi ile şişen AKP yelkenleriyle gerçekleşen inşaat-konut odaklı bu büyüme, Türkiye’nin enerji tüketimini, özellikle elektrik enerjisi tüketimini hızlandırdı. Ne var ki elektrik enerjisi üretimi, tüketimin çok altındaydı ve Türkiye enerji hammaddesi doğal gazı, ham petrolü, hatta taşkömürünün bir kısmını ithal etmek durumundaydı. 

Büyüme daha çok enerji gerektirirken enerji ithalatı döviz harcamalarının, cari açığın önemli bir kısmını oluşturuyordu. AKP iktidarı ithalatı ikame etmek iddiasıyla yerli enerji kaynağı kullanan yatırımları özendirme yolunu seçti. Burada da yenilenebilir kaynaklara öncelik verdi. Kısa adı ile HES yani hidroelektrik santral yatırımları, rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları cömertçe teşviklerle özendirildi. Öyle ki sadece son 10 yılda santral yatırımları patlama gösterdi. 2010 yılında elektrik santrallerin kurulu gücü 49 bin megavat iken 2020’de bu kapasite yaklaşık 97 bin megavata ulaştı. 10 yılda gerçekleşen artış yüzde 96 dolayında. Kömür ağırlıklı termik santral yatırımları yüzde 44 artarken esas patlama yenilenebilir enerji santrallerinde yaşandı ve 2010’da 17 bin megavat olan bu tür santral kapasitesi 2020’de 50 bin megavata ulaştı, yüzde 194 artış gösterdi. 

Elektrik santrallerindeki bu büyük yatırım patlaması, ekonominin 2010’daki büyüme temposunun devam edeceği varsayımıyla gerçekleştirilmişti. Ekonomide, milli gelirde her yıl ortalama yüzde 6-7 büyüme olacağı ve artan elektrik enerjisi tüketimine yaratılan bu kapasite ile cevap verileceği düşünülüyor, enerji yatırımları bir dizi teşvikle hızla özendiriliyordu.

Ne var ki umulan olmadı. Türkiye ekonomisi özellikle 2014 sonrası inişli çıkışlı bir patikaya girdi, büyüme oranları düştü, elektrik enerjisi talebi azaldı. Nitekim verilere göre 2010-2020 arasında kurulu güç yüzde 96 artarken tüketim artışı yüzde 44’te kaldı. Ekonomi eskisi gibi büyümüyor, elektrik enerjisi talep etmiyor, santraller atıl duruyordu. Evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Yapılan yatırımlar büyük doğa yıkımlarına yol açtığı gibi bütçeden de devasa kaynaklar yutmaya devam ediyordu. 

Türkiye elektrik kurulu gücü 96 bin megavata ulaşmışken, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından lisans verilmiş üretim tesisi yatırımları da devam ediyor. Temmuz 2020 itibarıyla lisans verilmiş üretim tesislerinin yapım aşamasındaki toplam kurulu gücü yaklaşık 24 bin megavat. Bu projelerin kaynaklara/yakıtlara göre ayrımı incelendiğinde, mevcut dışa bağımlılık oranını azaltmayacağı gibi dışa bağımlılığı artıracağı öngörülüyor. Uzman kuruluş raporlarına göre plansız ve arz talep dengesi gözetilmeden, yatırımcıların kâr hırslarına göre yapımı süren bu santrallar, ileride elektrik sektörünü bugünkünden daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacak.

Bu plansızlık ve hesapsızlık bir de nükleer enerjiye yatırımla pekişti. Türkiye’de 1970’li yıllardan beri arada bir raftan indirilen Mersin Akkuyu nükleer santral projesi, AKP’nin Rusya ile iyi ilişkileri geliştirme yaklaşımının parçası olarak ete kemiğe büründürülmek üzere 2010’da yatırım hattına alındı. Tamamlandığında yaklaşık 5 bin megavat bir kurulu güç de buradan gelecekti. Oysa bugün itibarıyla kurulu gücün yarısı ile elektrik üretim talebini karşılamak mümkündü ve kapasitenin yarısı atıl olarak duruyordu. 

Mersin Akkuyu sahası, imzalanan ikili devletlerarası anlaşma sonucunda Rus kamu şirketi Atomstroyexport'a (Rosatom'a bağlı Atomenergoprom'un alt şirketi) bedelsiz olarak teslim edildi. Anlaşmaya göre Rus kamu şirketi buraya kendi bulacağı finansal kaynaklarla nükleer santral inşa edecekti. Akkuyu nükleer santralini yap-işlet-devret modeliyle üstlenen Rosatom’un, yüzde 49 hissesini Saray'a yakın konsorsiyum Cengiz-Kolin-Kalyon'a devretmesi de zaman zaman gündeme gelmekte.

EPDK 15 Haziran 2017’de Akkuyu Nükleer A.Ş.’ye 15 Haziran 2066 tarihine kadar (49 yıl) geçerli elektrik üretim lisansını verdi.

Santralin üreteceği elektriğin yüzde 70'ine 15 yıl satın alma garantisi verilmiş durumda. 15 yıl süre ile üretilen elektriğin Türkiye Cumhuriyeti tarafından 12.35 ABD senti/kWh tarifesiyle satın alınması sözleşmeye bağlandı. Sözleşme imzalandığında 57 milyar TL olarak tahmin edilen 15 yıllık alım garantisi, kur farkı nedeniyle şimdiden 2020 sonunda 140 milyar TL'ye ulaştı. Buna karşılık, Rusya Federasyonu 20 milyar doları bulması beklenen projenin finansman riskini üstlenmiş durumda. 

Projenin, ağır döviz türbülansı yaşandığı koşullarda zamanında bitirilip bitirilmeyeceği ve üstlenicilere nasıl bir maliyet çıkaracağı, bunun kamu hazinesine ne tür ek yükler getireceği bilinmiyor ama eldeki enerji kurulu gücü ve tüketim eğilimi dikkate alındığında nükleer santral kararının çok isabetsiz ve savurganca olduğu şimdiden ortaya çıkmış durumda. 

İktidardan yaşanmış olumsuz deneyimlerden ders çıkarması beklenirken, nükleer sevdasının ülkenin kuzeyinde, Sinop’ta gerçekleştirilmek istenen santral için devam ettiği gözleniyor. Sinop’ta Japon sermayesi ile gerçekleştirilmek istenen santral, Japonların çekilmesi ile kesintiye uğrarken proje için yeni ortak arayışları sürüyor. 

Enerji Bakanlığı, 2019-2023 Strateji Belgesi’nde Sinop NGS için, Akkuyu NGS’den farklı bir hükümetlerarası anlaşma ile yeni bir yatırımcı belirleneceği belirtiliyor. Bu ortak belli olduğunda santral reaktör tipi, kapasitesi, yakıtı, atık bertarafı gibi hususlar yeniden belirlenecek.

More from Mustafa Sonmez

Recommended Articles