Ana içeriğe atla

Suriye’deki Kürt meselesi: Rusya’nın çift kulvarlı yaklaşımı

Rusya ABD’yi Kürt ayrılıkçılığını körüklemekle suçlasa da Suriyeli Kürtler için Rusya’nın rolü dengeleyici bir unsur oluşturuyor.
A Turkish-Russian military convoy tows a damaged vehicle after its joint patrol was reportedly targeted on the strategic M4 highway, near the Syrian town of Urum al-Jawz in the south of the northwestern Idlib province, on August 25, 2020. - Russia and Turkey launched joint patrols along the M4 highway in March following a ceasefire agreement aimed at stopping heavy fighting in and around Idlib, the last major bastion of anti-government forces in Syria's civil war. (Photo by Abdulaziz KETAZ / AFP) (Photo by

Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov 5 Ekim’de yaptığı açıklamada ABD’nin “Kürt özerkliği kurmaya” çalışması nedeniyle Kürt meselesinde gerilimin yükselebileceği uyarısında bulundu. Lavrov’a göre ABD, Türkiye’yi özerklik fikrine itiraz etmekten vazgeçirmeye çalışıyor ve “Kürtlerin sadakatini sağlayacağına” dair güvenceler veriyor.

Lavrov, “Bu durum sadece Suriye için değil, Kürt sorunu için de geçerli. Kürt sorunu öyle bir patlayabilir ki mevcut durumu aratır” dedi. 

Bundan önce Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi James Jeffrey’nin 20 Eylül’de kuzeydoğu Suriye’ye yaptığı sürpriz ziyarete “uluslararası hukuka saygısızlık” diyerek tepki göstermişti. Amerikalı diplomat hem Türkiye’ye ve Irak’taki Barzani ailesine yakın olan Kürt Ulusal Konseyi’nin (KUK) temsilcileriyle hem de Kürt Ulusal Birlik Partileri’nden (PYNK) isimlerle görüşmüştü. Suriye Demokratik Komutanlığı’nın yönlendirmesiyle mayıs ayında kurulan PYNK, Demokratik Birlik Partisi (PYD) başta olmak üzere 25 Kürt hareketini kapsıyor. 

Jeffrey’nin ziyaretiyle eşanlı olarak, Suriye’deki Kürt hareketi için kapsayıcı bir siyasi strateji oluşturmakla görevli Kürt Yüksek Merci adında bir yapının kurulduğu duyuruldu. Dolayısıyla Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın, ABD’yi Kürt ayrılıkçılığını körüklemekle suçlaması şaşırtıcı değildi. Moskova Kürtleri de anayasal reformlar için zemin hazırlanmasına katkıda bulunmaya ve bunu sadece Cenevre’deki Anayasa Komitesi bağlamında değil Şam’la doğrudan diyalog çerçevesinde de yapmaya çağırdı.

Rus diplomasisine göre bu yoldan Şam’ın çoktandır kontrolünü kaybettiği bölgelerde çatışmaların önü alınabilir. Rusya, devrim alevlerinden kurtardığı tek siyasi otorite olan Cumhurbaşkanı Beşar Esad’la diyalog olmadan hiçbir çözümün mümkün olmayacağını söylese de Kürtlerin siyasi süreçte nasıl bir rol alabileceğine eğiliyor. Örneğin, Türkiye’nin bu tür girişimleri engelleme gücü varken Kürtler Anayasa Komitesi’nin çalışmalarına nasıl katılabilirler?

Rusya daha Ocak 2016’da Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kolu Suriye Demokratik Konseyi’ni (SDK) Kadri Cemil başkanlığındaki Moskova grubuna katmaya çalışmıştı. Bu çaba o günlerde akla yatkındı çünkü Kahire grubunun Kürt üyelerine Riyad grubu karşı çıkıyordu. Neticede PYD Eş Başkanı Salih Müslim Cenevre’ye bizatihi gitmiş ancak Ankara’nın baskısı nedeniyle görüşmelere katılamamıştı.

Bu yılın başlarında SDK’nın Anayasa Komitesi’nde temsil edilmek için Kahire Platformu’na katılabileceği haberi yayıldı. Ağustos sonunda ise SDK lideri İlham Ahmed ile Halkın İradesi Partisi Başkanı Kadri Cemil’in Rusya’da görüşüp mutabakat zaptı imzalamasından kısa bir süre sonra SDK’nın da Moskova grubuna katılacağı söylentisi çıktı. Mutabakat zaptı Rusya’da fazla ilgi çekmezken SDG’nin “mutabık kalınacak format ve mekanizmalar temelinde” Suriye ordusuna katılması gerektiğini belirten madde pek çok yabancının dikkatini çekti. Aslında bu unsur, Şam yönetimi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında arabuluculuk yapmak üzere bir yol haritası hazırlayan Moskova tarafından geliştirilmişti. ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan güçlerini Suriye’den çekme niyetini açıkladığı dönemde Moskova güneybatı Suriye’de uygulanan uzlaşı formatını Kürtlere de dayatmak istemiş fakat başarısız olunca arabuluculuk çabalarına yönelmişti. 

Ancak Soçi’deki Ulusal Kongresi’nde duyurulan ve ancak iki yıl sonra kurulabilen Anayasa Komitesi halen gerçek anlamda çalışmaya başlamış değil. Bunun sebebini anlamak zor değil. İç savaşı kazandığını düşünen Şam rejimi, egemenliğini bir an önce toparlama telaşında değil. Rejim ayrıca Rus askerleriyle ve diplomatları baypas ederek Wagner gibi özel askeri şirketleri kontrol eden Ruslarla çalışmaya alışmış durumda. Belli ki Suriye’deki iktidar çevreleri nezdinde askeri klik sivillerin üstünde itibar görüyor. 

Kaldı ki müzakerelere katılanların listesi değiştirilebilir, bu konudaki kararlara meydan okunabilir. Bunu sadece muhalefet üzerinden Türkiye değil, rejimin kendisi de yapabilir. Karar verme sürecindeki tekelini korurken rejimin ne kadar sert olabildiği malum.

Ancak tüm bunlara rağmen Moskova son birkaç yıldır teşvik ettiği siyasi sürecin, rejime yönelik siyasi reform çağrılarının bir yanılsama oyunundan ibaret olduğunu açıkça kabul edemez. Bu arada Rusya’nın yeni üsler oluşturarak, Amerikalı devriyelerle “yol savaşlarına” girerek Fırat’ın doğusunda nüfuzunu artırma çabaları da engellerle karşılaşıyor. Rusya, Şam’ın doğu Suriye’de istikrar bozucu adımlar atmasına müsade ediyor görüntüsü veremez. Çünkü bu, Rusya’nın bölgede herkese eşit mesafede duran arabulucu statüsünü zedeler. 

Moskova’nın çift kulvarlı yaklaşımı da işte buradan kaynaklanıyor. Moskova bir yandan oyundan düşmemeye ve Fırat’ın doğusundaki etnik gruplardan olabildiğince destek sağlamaya çalışıyor. İçinde KUK’un da yer aldığı yeni bir blok olan Barış ve Özgürlük Cephesi’nin lideri Ahmed Carba’nın Jeffrrey’nin Suriye ziyaretinden kısa süre sonra Moskova’da Lavrov’la görüşmesi bu açıdan manidar. Moskova’da sık sık ağırlanan Carba, doğu Suriye’deki Rus menfaatlerinin “iletim hattı” olarak görülüyor. Aşiret temsilcilerinin Soçi Ulusal Kongresi’ne katılımı da Carba’nın yardımlarıyla sağlanmış, bu sayede Moskova’nın yeni anayasa sürecinin kuşatıcı olduğu, farklı etnik grupları kapsadığı iddiası güç kazanmıştı.

Buna paralel olarak Rusya ABD, Avrupa ve Sünni Arap monarşilerinin Kürtleri siyasi diyaloga katma isteğinden yararlanmaya çalışıyor. Rusya’nın buradaki motivasyonu siyasi çözüm arzusundan çok pragmatik menfaatlere dayanıyor. Petrol sahalarının yanı sıra tarımsal alanların yaklaşık yüzde 70’ini kontrol eden SDG ile ticari anlaşmalar yapılmak isteniyor. 

Kürtlerin bölgedeki aşiretlerle ilişkileri gergin. Bu gerilimin alevlenmesini büyük ölçüde Amerikan nüfuzu önlüyor. Suriye istihbaratının Kürtler ile aşiretlerin arasını açma teşebbüsleri büyük oranda başarısız oldu. Gerçek şu ki mevcut koşullarda bir şeyler satarak ekonomik pastadan bizzat pay alabilen bölge halkı, kontrol Esad rejimine geçerse bu gelirden mahrum kalacağından korkuyor. 

Moskova’nın Kürt meselesinde göz ardı ettiği başka faktörler de var. Birincisi, Rusya’nın 1998’de PKK lideri Abdullah Öcalan’a sığınma imkânı vermemesini PYD unutmuş değil. Ayrıca Rusya’nın Afrin’de başta olmak üzere Türkiye’yle yaptığı tampon bölge anlaşmaları var. 

İkincisi, aralarındaki husumete rağmen Şam ve Ankara’nın 2016’dan beri Kürt konusunda temaslarda bulunduğu biliniyor. Buna Cezayir gibi bağımsız zeminlerdeki temaslar da dâhil. 

Üçüncüsü, Rusya’nın rejim ile diğer aktörler arasında aracılık ettiği uzlaşı anlaşmaları sorunsuz değil. Örneğin güneybatıda sağlanan böyle bir anlaşma yerel halkın yaşam standardının düşmesine, yerel meclis gibi kurumların çökmesine ve sivil toplum faaliyetlerinin azalmasına neden oldu. Bu açıdan bakınca, Lavrov’un, Kürtlerin haklarının ancak Şam’la diyalog yoluyla teminat altına alınabileceği yönündeki açıklamaları, siyasi söylemden ibaret görünüyor. Suriye rejimi pekâlâ bunlara riayet etmeyebilir. Savaştan önce Kürtlere vatandaşlık vermeye yanaşmayan, taleplerini dikkate almayan aynı Şam’dı.

Yine de Kürtler Rus faktörünü kendi lehine kullanabilir. Al-Monitor’a konuşan eski bir PKK mensubuna göre PYD siyasi alanda KUK’la beraber çalışma, hatta KUK’un Türkiye’yle bağlantılarını göz ardı ederek ve Türk istihbaratının faaliyetlerini artırmasını göze alarak yönetimi paylaşma ihtimalini değerlendiriyor. Ancak kaynağa göre tüm bunlar makul sınırlar içinde yapılmalı.

PYD ise dışarıya karşı imajını düzeltmeye, iletişim kanallarını açık tutmakla birlikte PKK’yla arasına mesafe koymaya çalışıyor. Ancak kaynak, PYD’nin de PKK’nın da Suriye’nin doğusunda Irak’taki gibi çift başlı bir yönetimin oluşmasını istemediğini vurguladı. Irak’ın kuzeyinde iktidar Kürdistan Demokratik Partisi ve Kürdistan Yurtseverler Birliği arasında paylaşılıyor.

Kaynağa göre Rusların iki tarafla da angaje olma politikası, siyasi aidiyetleri ne olursa olsun tüm Kürtleri rahatsız ediyor. Buna rağmen Kürtler, Rusya’nın rolünü oluşmakta olan siyasi modelde dengeleyici unsur görerek değerli buluyor.

More from Anton Mardasov

Recommended Articles