Ana içeriğe atla

ABD yaptırımları İran enerji sektörünü nasıl etkileyecek?

ABD’nin İran’a yeniden yaptırım uygulaması ülkenin petrol ihracatına kısa vadede önemli bir etki yapmaz ama enerji sektöründeki uzun vadeli sonuçlar ciddi boyutta olabilir. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iran_Oil.jpg

ABD’nin Ortak Kapsamlı Eylem Planı’ndan (OKEP) çekilmesi, İran enerji sektöründeki kısa ve uzun vadeli sonuçlar bakımından kritik önem taşıyor. Petrol ihracatı bağlamında kısa vadede önemli bir etki olmayacak. Hatta jeopolitik gerilimlerin son haftalarda ham petrol fiyatlarını yükselttiği düşünülürse İran gelir artışı bile sağlayabilir. Ancak ABD’nin anlaşmadan çekilmesi İran enerji sektörünün uzun vadeli görünümünü epey bulandıracak.

Başkan Donald Trump 8 Mayıs’ta ABD’nin İran’a karşı “en üst düzeyde ekonomik yaptırımlar uygulayacağını” söyledi ve nükleer programla ilgili yaptırımları yeniden devreye sokan bir memorandum imzaladı. Bu arada ABD Hazinesi’ne bağlı Dış Varlıkları Denetleme Ofisi (OFAC) İran’dan petrol ithal edenlere alımlarını azaltmak için 180 gün süre tanınacağını bildirdi. İthalatçıların OFAC’ın vereceği izinle İran’dan petrol almaya devam edebilmesi için bu süre zarfında alımlarını “önemli ölçüde” azaltması gerekiyor.

2010-2015 dönemindeki uluslararası yaptırımlar tüm Avrupalı şirketleri İran’dan ayrılmaya itmiş ve petrol ihracatını çökerterek İran enerji sektörüne muazzam zarar vermişti. Şu anki durum ise oldukça farklı.

Örneğin ABD’nin kapsamlı bir yaptırım stratejisine sahip olup olmadığı hâlâ belli değil. OKEP öncesi dönemde Barack Obama yönetimi ikincil yaptırımlara paralel olarak kapsamlı diplomatik girişimler yürütmüş ve bazı üçüncü ülkeleri yanına çekmişti. Beyaz Saray, Dışişleri Bakanlığı ve Hazine arasında ahenk sağlayan, bu kurumların adımlarını yönlendiren kapsayıcı bir stratejinin yokluğu ABD’nin uygulayacağı ikincil yaptırımları önemli ölçüde zayıflatır. Kaldı ki bu defa ABD’nin hem müttefiklerini hem başka ülkeleri yanına çekmesi çok daha zor olacak.

Mevcut şartlarda belirleyici unsur Avrupa olacak. Zira İran OKEP’teki taahhütlerini yerine getirdiği sürece Avrupa Birliği yaptırımları geri getirmeyecek.

Avrupa’nın 2012’deki petrol ambargosu, Japonya ve Güney Kore gibi bazı ülkelerin gönüllü alım kısıntılarıyla beraber İran’ın enerji ihracatında yüzde 50’den fazla bir düşüşe neden olmuştu. Middle East Economic Survey sitesinin verilerine göre 2011’de günde 2,5 milyon varil olan ham ve yoğuşuk petrol ihracatı 2013’te günde 1,1 milyon varile inmişti.

Son iki yılda yeniden yükselişe geçen ihracat 2017’de günde ortalama 2,5 milyon varile ulaştı. AB ülkeleri günde ortalama 624 bin varil ithal ederek İran petrolünün en büyük alıcısı oldu. Diğer önemli alıcılar ise şöyle sıralandı: Çin (günde 622 bin varil), Hindistan (günde 471 bin varil), Güney Kore (361 bin varil), Türkiye (günde 240 bin varil), Japonya (günde 170 bin varil) ve Tayvan (günde 26 bin varil). Nisan ayında günde 2,9 milyon varile ulaşan ihracat OKEP sonrası dönemin en yüksek seviyesini gördü. Ancak bu yükseliş sürdürülebilir yeni bir seviyeden ziyade ABD’nin yeniden yaptırım uygulayacağı beklentisiyle stokların eritilmesini yansıtıyor.

Bu arada Güney Kore’nin ağırlıkla yoğuşuk petrolden oluşan alımlarında önemli bir azalma görülüyor. Güneydeki Bandar Abbas limanında yeni bir yoğuşuk petrol rafinerisinin açılması ve Tahran’ın buna paralel olarak fiyatları yükseltmesiyle birlikte Güney Kore’nin mart ayındaki alımları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 39 azalarak günde 325 bin varile düştü.

Ancak İran’dan petrol alanların büyük çoğunluğu çok muhtemelen ABD’nin yaptırımlarına uymayacak.

Çin, Hindistan ve Türkiye gibi önemli alıcılar nükleer anlaşmadan önce de ABD ve Avrupa’nın ortak yaptırım girişimlerine karşı çıkmıştı. Neticede bu ülkeler Obama yönetimine karşı iyi niyet göstergesi olarak ithalatlarını günde 279 bin varil azaltmış, Obama yönetimi de onları cezai şartlardan muaf tutmuştu.

Çin, Hindistan ve Türkiye’nin nükleer anlaşmaya güçlü destek verdiği düşünülürse bu ülkelerin İran’dan alımlarını gönüllü olarak kısması zor. Bu durum, en azından Trump yönetimi yeni yaptırımların hedefini tanımlayan net bir strateji ortaya koyana dek geçerli olacak gibi görünüyor. Nitekim ülke bazında İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin, Rusya’yla yaptığı ortak açıklamada OKEP’in “kapsamlı ve etkili tatbikine sarsılmaz destek” ifade etti.

Bu arada İran petrolüne yönelik yaptırımlarda ABD’yi desteklemeye gönülsüz görünen Avrupa bununla da kalmıyor, yaptırımları bloke edecek düzenlemeler düşünüyor. Bu kapsamda ABD’nin kendi sınırları dışında uygulayacağı yaptırımlardan Avrupalı şirketleri koruyacak yasal önlemler planlanıyor. Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri Trump’ın OKEP’ten çekilmesine cevaben “İran halkının anlaşmadan kaynaklı ekonomik kazanımlarını sürdürmek” için çalışmalara devam edeceklerini belirtmişlerdi.

Dolayısıyla İran’dan petrol ithalatını gönüllü kısabilecek ülkeler olarak sadece Güney Kore ve Japonya öne çıkıyor. Bu iki ülkenin 2012’de yaptıkları gibi ithalatlarını yarı yarıya azalttığını varsayalım. Bu günde 250-270 bin varil demek. Dolayısıyla ABD yaptırımlarının yeniden devreye girmesiyle İran’ın ihracatında yıl sonuna kadar yüzde 10 ila yüzde 15 arasında bir azalma olması gerçekçi bir beklenti olur.

Buna karşılık ABD’nin yaptırımları İran enerji sektöründeki dış yatırımları, bilhassa da Avrupalı şirketlerin yatırımlarını önemli ölçüde engelleyecek, uzun vadede ciddi olumsuz sonuçlar doğuracak.

İran enerji sektörünün sermaye ve teknoloji ihtiyacı had safhada. İranlı yetkililere göre yatırım ihtiyacı 200 milyar doları buluyor. OKEP’in uygulamaya girdiği ocak 2016’dan bu yana İran enerji alanında toplam değeri 5,5 milyar dolar olan sadece iki uluslararası sözleşme yapabildi. Zira uluslararası enerji şirketleri, Trump’ın 8 Mayıs’taki açıklamasından önce de nükleer anlaşmanın belirsiz akıbeti ve ABD’nin ikincil yaptırımlarına maruz kalma korkusu nedeniyle İran’la iş yapmaktan çekiniyordu. Dış yatırım eksikliği üretim artışına engel teşkil ettiği gibi daha etkin çalışmak için modern teknolojiye ihtiyaç duyan birçok petrol sahasının mevcut üretimini de riske atıyor.

ABD’nin anlaşmadan çekilmesi Avrupalı şirketlerin yatırımlarını fazlasıyla zorlaştıracak, belki imkânsız kılacak. OKEP’in uygulamaya girmesinden sonra İran enerji sektörüne somut taahhütte bulunan tek Batılı dev olan Fransız Total şirketi de Güney Pars doğal gaz sahasından çıkabilir. Şirket temsilcileri daha önce yaptıkları açıklamalarda ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi halinde Washington’dan muafiyet isteyeceklerini söylemişlerdi. Böyle bir muafiyet sağlanmazsa Total Güney Pars’taki işlerini Çinli konsorsiyum ortağı CNPC’ye devretmek zorunda kalacak. Ancak kimi Asyalı ve Rus şirketlerin devreye girmesi Avrupalı şirketlerin yokluğunu tam olarak telafi edemez. Kaldı ki OKEP öncesi yaptırımlar döneminde İran özellikle Çinli şirketlerle tatsız tecrübeler yaşadı. 2013 yılında CNPC’nin Güney Pars’taki faaliyetlerine yetersiz performans gerekçesiyle son verilmişti.

Sonuç olarak ABD’nin OKEP’ten çekilmesinin İran’ın petrol üretimini devrim sonrası tavan seviye olan günde 4 milyon varilin altında tutması, doğal gaz üretimindeki artışı da yavaşlatması bekleniyor.

More from David Ramin Jalilvand

Recommended Articles