Ana içeriğe atla

Sınır muhafızları Türkiye’yi neden korkutuyor?

Suriye’nin kuzeyinde Pentagon ve CIA’in eğitiminden geçmiş bir sınır gücü, Kürtlerin liderliğindeki askeri yapının kurumsallaşması ve meşruiyet kazanması anlamına geliyor.
A Turkish military armoured vehicle guards on the border line located opposite the Syrian town of Atimah, Idlib province, in this picture taken from Reyhanli, Hatay province, Turkey October 10, 2017. REUTERS/Osman Orsal - RC117E0C0980

ABD’nin bir süredir kurmaya çalıştığı “Suriye Sınır Güvenliği Gücü” Afrin’e müdahale için fırsat arayan Türkiye’nin elinde ilave gerekçeye dönüşürken Washington ile Ankara arasındaki gerilimin de yeni adresi oldu. Ankara’yı daha ciddi bir dille konuşmaya iten iki tetikleyici unsur öne çıkıyor: Birincisi “yeni bir ordu kurmaya çalışmıyorum” dese de ABD’nin eğittiği muhafızlar Irak’ın yanı sıra Türkiye sınırlarında da görev yapacak. Bu muhafızlar Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı unsurlar olacak. İkincisi Pentagon’a ilaveten CIA’in de dahil olduğu bir eğitim sürecinden geçen güç daha fazla kurumsallaşacak ve meşruiyet kazanma şansı yakalayacak. Adı ne olursa olsun yeni gücün teşekkülü Ankara’nın ekim 2014’ten bu yana bir türlü önleyemediği Pentagon-YPG ortaklığının İslam Devleti’nin (İD) çöküşüne paralel olarak bitebileceğine dair beklentiyi de yok ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile son telefon görüşmesinde YPG’ye yardımın kesileceği konusunda biraz umutlanmıştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu görüşmeden çıkan sonucu “Trump ‘Talimatı verdim, bundan sonra silah verilmeyecek’ dedi” şeklinde aktarmıştı. Beyaz Saray ise “sahadaki ortaklara askeri destek konusunda yeni düzenlemelerin planlandığını” açıklamakla yetinmişti.

Ancak YPG ile özel görüşmelerde Suriye’de siyasi çözüm bulununcaya dek bölgeyi terk etmeyeceklerini belirten Amerikan tarafı Suriye Sınır Güvenliği Gücü kurma planıyla yeni bir fasıl açtı. Bu proje Suriye ordusunun Irak sınırına ve Deyrizor’a beklenenden hızlı varması nedeniyle çöken “Yeni Suriye Ordusu” planının yerine geçti. ABD, Rakka ve Deyrizor’daki müttefik güçleri Ürdün sınırındaki Tanaf’ta eğittiği güçlerle birleştirip bütün Irak sınırını izole etmeyi planlıyordu. Ardından Rus medyası ABD’nin Yeni Suriye Ordusu’nu Rakka ve Deyrizor’da teslim olan eski İslamcı savaşçıların tutulduğu Şedadi yakınlarındaki kamptan devşirdiği adamlarla kurmaya çalıştığını iddia etti.

Sınır Güvenliği Gücü’yle ilgili ilk açıklama 22 Aralık’ta ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Joseph Votel’den geldi. Anadolu Ajansı ise 9 Ocak’ta bu ordunun teşekkülü için CIA’in yürüttüğü eğitimlerin Haseke’nin güneyindeki Sabah El Hayır Kampı ile Fırat üzerindeki Tişrin Barajı yakınında bir yerde verildiğini yazdı. Bunun üzerine Türkiye 10 Ocak’ta ABD’nin Ankara’daki Maslahatgüzarı Philip Kosnett’i Dışişleri Bakanlığı’na çağırıp uyardı.

14 Ocak’ta da İD karşıtı koalisyon sözcüsü Albay Thomas F. Veale Ankara’yı kızdıracak yeni detaylar verdi. Buna göre, Suriye Sınır Güvenliği Gücü 30 bin kişiden oluşacak. Bunun 15 bini SDG’den seçilecek, diğer yarısı Arap yoğunluklu bölgelerden devşirilecek. Kürtler Türkiye sınırlarında, Araplar ise Irak ve Fırat Nehri boyunca görev yapacak.

Amerikalılar yeni yapılanma için “ordu” ifadesini kullanmazken bazı Kürt yetkililer buna “Kuzey Suriye Ordusu” demekten kaçınmadı. Mesela Kuzey Suriye Öz Savunma Güçleri Komutanı Siyamend Velat 30 Aralık’ta sınırları korumak üzere “Kuzey Suriye Ordusu” kurulacağını kaydetti. Kürt, Arap, Asuri, Çeçen ve Türkmenleri temsil eden bu ordu için şimdiye kadar iki eğitim devriyesi kurulduğunu, Tabka ve Deyrizor’da da yeni merkezlerin açılacağını belirtti.

Açığa çıkan bu bilgiler üzerine Erdoğan tepkisini şu sözlerle ortaya koydu: "Nedir? Orada 30 bin terör örgütü kurmuş. Onlara 4 bin 800 TIR silah göndermiş. Ne gönderirsen gönder. O 30 bin kişilik ordu seni temsil edemeyecek ve stratejik ortağının karşısında rezil olacaksın.”

Ankara için artık yeni ordu bir müdahale gerekçesi. YPG Sözcüsü Nuri Mahmud ise yeni bir ordunun kurulmadığını, bunun İD sonrası dönem için geliştirilen strateji çerçevesinde SDG’yi kurumsallaştırma çabası olduğunu söyledi. Mahmud yeni yapılanmanın gerekçesini Al-Monitor’a şöyle izah etti: “ABD ve Rusya ile birlikte teröre karşı mücadele ettik, ortak bir strateji içerisindeydik. DAİŞ’in (İslam Devleti) elinde bir şey kalmadı. Kalanlar terörist hücrelerdir. Bunlar iç güvenliği tehdit ediyor. Ayrıca arkalarında çok tehlikeli bir zihniyet bıraktılar. Buna karşı mücadele etmek, bu örgütü sosyolojik olarak da çözmek gerekiyor. DAİŞ sonrası dönem için bir strateji geliştiriyoruz. Hücreleri çözmek kadar sınırlardan sızmaları da önlemek önemli. Eğitim programı bu stratejinin bir parçasıdır. Terörle savaşta ciddi bir tecrübe edindik. Şimdi bunu kurumsallaştırıyoruz. ABD de yardım ediyor.”

Mahmud Türkiye’nin tepkilerine ilişkin de şöyle dedi: “Türkiye Afrin’e saldırmak için bu sınır gücünü bahane ediyor. Birliklerin eğitimi yeni değil ki! Bizim sınırlarımızdan Türkiye’ye yönelik bir tehdit yok. Türkiye rejimin İdlib’e yönelik operasyonlarını önlemek için Afrin’e saldırıyor. Biz başından beri kendi sınırlarımızı koruyoruz. Yani bizim açımızdan değişen bir durum yok. Biz sınırlarımızı savunduğumuz için de halkımız öz yönetimin tüm birimlerini inşa etmeyi başardı. Türkiye’deki iktidar burada demokratik bir modelin ortaya çıkmasını istemiyor. Bize karşı önceleri maskeler (vekil örgütleri) kullandı. Maskeler düşünce doğrudan saldırmaya başladı.”

Türkiye’de iktidar çevreleri eğitimin CIA tarafından verildiğinin altını kalınca çizerken Kürtler CIA ile ilintilendirilmekten kaçınıyor. Mahmud da CIA’in rolüne ilişkin soruya “CIA ya da Pentagon demeyelim, bu Amerikan güçlerinin eğitim desteği” dedi.

İD’den kurtarılan bölgelerde federasyon çalışmalarını yürüten Demokratik Birlik Partisi’nden (PYD) bir yetkili de Al-Monitor’a şu bilgileri verdi: “Sınır muhafızları meselesi yeni bir şey olmadığı halde bu mesele kullanılıyor. Sınırları zaten biz kontrol ediyoruz. Birçok yerde kontrol noktası var. Bunların bazıları karakol, bazıları ise sınır kapısı. Sadece SDG içinde yeni bir düzenlemeye gidiliyor. Bunda abartılacak bir şey yok.”

PYD yetkilisine göre yeni bir düzenlemeye gidilmesinin nedeni şu: “SDG’nin Arap unsurları arasında İD’le savaş sırasında fazla göze batmayan farklılıklar şimdi sorun olmaya başladı. Eğer SDG düzenli ordu gibi yeniden yapılandırılmazsa uyumsuzluklar çatışmalara dönüşebilir. Bu uyumsuzlukları rejim de kendi lehine çevirebilir. Bu yüzden SDG unsurlarından bir kısmı terörle mücadele birlikleri olarak tanzim edilirken bir kısmı da sınır güvenlik gücü olarak eğitiliyor.”

Kürt kaynaklara göre fiiliyatta Suriye Sınır Güvenliği Gücü Türkiye sınırlarının YPG’nin kontrolünde olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. Kürtler 911 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırlarının yaklaşık neredeyse 700 kilometresini kontrol ediyor. Semelka-Fişhabur ve El Yarubiye-Rabia sınır kapıları fiilen özerk yapının elinde. Kobani, Kamışlı, Derik, Dirbesiye, Tel Abyad ve Afrin gibi yerlerde sınır boyunca çok sayıda kontrol noktası mevcut.

Ancak fiili durumun kurumsallaşması Ankara açısından istenmeyen bir durumun ağırlaşması anlamına geliyor. Ayrıca İD’e karşı askeri desteğin dışında Ankara’nın terör örgütü olarak gördüğü bir yapıya CIA üzerinden Amerikan formasyonu kazandırılması özerk yapının tanınmasına yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor.

En temel kaygı fiili durumun meşrulaşması. Bu bakımdan 10 Aralık’ta SDG ile Irak ordusu arasında sınırda ortak koordinasyon merkezinin kurulması da Ankara’nın kaygı eşiğini yukarı çekmişti.

Kürt kaynaklar düzenli ordu teşekkülünün ileride ilişkilerin siyasi boyut kazanmasına zemin hazırlayacağını düşünüyor. Burada öne çıkan soru “ABD Suriye’nin kuzeyindeki fiili yapıyı siyaseten tanıyacak mı?”

Al-Monitor’a konuşan PYD yetkilisi bu konuda şöyle dedi: “Bu yönde sinyaller var. Amerikan Kongre üyelerinin de aralarında bulunduğu kalabalık bir heyet yakında Kuzey Suriye’yi ziyaret edecek, kapsamlı temaslarda bulunacak. Bunun hazırlıkları yapılıyor.”

ABD Savunma Bakanı James Mattis de 29 Aralık’ta gazetecilere “Sahada daha fazla Amerikalı diplomat göreceksiniz” diyerek Pentagon ve CIA’den sonra Dışişleri’nin de bölgeye el atacağının haberini verdi.

Bu tartışmalar sürerken Afrin’e müdahale tehdidinin ciddiye binmesi üzerine Pentagon 17 Ocak’ta tansiyonu düşürmeye dönük bir açıklama daha yaptı. Açıklamada “ABD yerel güvenlik güçlerini eğitmeye devam ediyor. Eğitim toplumları yıkıma uğramış mültecilerin evlerine dönmeleri için güvenliği artırmak üzere tasarlanmıştır. Aynı zamanda İD’in tekrar ortaya çıkmaması için gereklidir. Bu yeni bir ‘ordu’ veya ‘konvansiyonel sınır muhafız gücü’ değildir” denildi. Ancak bu Türkiye’nin beklediği yardımların kesilmesi ve programın bitirilmesi taleplerini karşılayan bir geri adım değil.

More from Fehim Tastekin

Recommended Articles