Ana içeriğe atla

Kerkük’te sular durulmuyor

Irak Başbakanı Haydar El Ebadi Kerkük ve Tuz Hurmatu’daki gerginliğin yatıştırılması için taraflar arasında bir uzlaşıya varıldığını açıkladı. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
A vehicle of the Iraqi Federal police is seen on a street in Kirkuk, Iraq October 19, 2017. Picture taken October 19, 2017. REUTERS/Ako Rasheed - RC1F022EF4B0

KERKÜK, Irak —Irak Başbakanı Haydar El Ebadi Kürdistan’daki muhalif partilerin temsilcileriyle 4 Ocak’ta yaptığı görüşmenin ardından Kerkük vilayeti ve Tuz Hurmatu ilçesindeki gerginliğin yatıştırılması için taraflar arasında bir uzlaşıya varıldığını açıkladı.

2014’ten bu yana Kürtlerin hakimiyetinde olan Kerkük’ün ekimde Irak ordusunun kontrolüne geçmesi petrol zengini bölgedeki güç dengelerini bir anda değiştirdi. Merkezi yönetime bağlı ordu Kürtlerin yasa dışı ilan edilen bağımsızlık referandumuna misilleme olarak bölgeye girmişti.

Bağdat’ın kontrolü ele geçirmesiyle üç yıllık Kürt hakimiyetinin Kerkük’te bıraktığı izler de yavaş yavaş silinmeye başladı. Örneğin İslam Devleti’yle mücadelede ölen Kürt savaşçıların fotoğraflarının yerine Iraklı savaşçıların fotoğrafları asıldı. Kent merkezindeki ana yolda bulunan Kürt Peşmerge savaşçısının heykeline bir Irak bayrağı yerleştirildi.

Kerkük il meclisinin bağımsız Kürt temsilcilerinden Avad Emin’in belediye binasında bulunan makamında da Türkmen ve Arap korumalar nöbet tutuyor. Emin süreci Al-Monitor’a şöyle değerlendiriyor: “Tüm dengeler değişti. Bazıları, Kürtler tarafından başlatılan yanlış uygulamalardan dönülmesi gerektiğini düşünüyor.”

Kirkuk is a mixed city shared by Kurds, Arabs, Turkmens and Christians. Politically, the Kurds were a majority and held the governor’s post, but the deadlock over new elections, power sharing and the status of the disputed city has remained impossible to break. Since the Iraqi takeover, the departures of the governor and a number of Kurdish politicians have changed the political balance of power.

Kerkük Kürt, Arap, Türkmen ve Hristiyanların bir arada yaşadıkları bir kent. Önceleri kent valiliği siyaseten çoğunlukta olan Kürtlerin elindeydi. Ancak seçimler, iktidar paylaşımı ve ihtilaflı kentin statüsüne ilişkin sorunlar hiçbir zaman çözülemedi. Iraklı güçlerin kontrolü ele almasının ardından Kürtler valiliği kaybetti ve kentteki siyasi güç dengesi değişti.

Iraklı diktatör Saddam Hüseyin bölgeyi Araplaştırmak için 1970’li ve 80’li yıllarda Kürtlere ait yüzlerce dönümlük tarım arazisine el koyarak bu arazileri Araplara tahsis etmişti. Kürtlerin kontrolünde ise Arap nüfusunun bir bölümü kentten sürgün edildi.

Saddam’ın 2003’te devrilmesinin ardından kabul edilen yeni Irak Anayasası’nda Kerkük halkının geleceği ve kentin statüsüne ilişkin sorunların nasıl çözüleceği belirlenmişti. Ancak bu süreç çok yavaş ve aksak işledi.

Emin bu konuda: “Şimdiye kadar 6 bin davanın sadece birkaçı çözülebildi. Şimdi ise Arapların geri döndüğüne Kürtlerin çaresizliğine tanık oluyoruz.” diyor.

Son olarak Irak polisinin Kerkük’e bağlı Palkana köyündeki Kürtleri tehdit ettiği bilgileri basına yansıdı. Kürtlere evlerini 72 saat içinde terk ederek bir Arap aşiretin üyelerine bırakmaları talimatı verildi. Ancak üst üste şikayetler üzerine Bağdat makamları uygulamayı durdurdu.

Irak ordusu 16 Ekim’de Kerkük’ü ele geçirince Kürt partileri kendi güvenlik güçlerini kaybettiler.

İl meclisinin Arap Komisyonu üyelerinden Ravla El Ubeydi’ye göre Kürt güçlerinin kente dönmesi mümkün değil. Ubeydi Al-Monitor’a şöyle diyor: “Burada birçok soruna yol açtılar. Kürt partilerine bağlı oldukları için halkın değil o partilerin menfaatleri için çalışıyorlardı. Biz böyle güvenlik gücü istemiyoruz.”

Kentte istikrarın ve güvenliğin yeniden tesis edildiğini belirten Ubeydi Kürtlerin evlerine geri dönebileceğini söylüyor. Referandumu destekleyenlerin kente kabul edilmediği iddialarını yalanlayan kadın temsilci asıl Kürtlerin referandum ve bayrak konusunda dayatma içinde olduklarını belirterek “Bu bizim için büyük bir sorun. Kürt bayrağı sadece Kürt yönetiminin kontrolündeki bölgelerde dalgalanmalı.” diyor.

Kürtlere göre kenti İD’den kurtardıkları için bölgede Kürt bayrağının dalgalanması son derece normal. Ubeydi ise aynı fikirde değil: “Bu kendi vizyonlarını dayatmaktır. Hedeflerine ulaşmak için nüfuzlarını kullanıyorlar. Bunun adı zorbalıktır. Oysa kanunları uzlaşıyla çıkarmamız lazım.”

Kürtler bölgenin Araplaştırıldığından, Araplar da Kürtleştirildiğinden yakınıyorlar. Ubeydi, Peşmerge savaşçılarının İD’le mücadele sırasında yıkılan Arap köyleri nedeniyle yargılanması için uğraşıyor. İnsan hakları örgütleri Kerkük’e bağlı onlarca köyün yıkıldığını ve sakinlerinin sürgün edildiğini doğruluyor. Peşmerge bunların İD’in kontrolündeki köyler olduğunu savunuyor.

Yaklaşık 82 köyün yıkıldığını ve 22 bini aşkın insanın sürgün edildiğini anlatan Ubeydi “Peşmerge burada yaşayan insanların haklarını ihlal etti.” diyor. Sorumluların cezalandırılması için meseleyi uluslararası mahkemelere de taşımaya çalışan Ubeydi sürgün edilen insanların köylerine dönebilmesi için çalışmalarını da sürdürüyor.

İl meclisindeki Arap ve Türkmen temsilcilere göre kentteki durum eskisine göre daha iyi. Ancak bağımsız gazeteci Ömer Hilali şöyle diyor: “Kime güveneceğinizi bilemiyorsunuz. Halk eskiden Kürtlerden korkardı. Şimdi de diğer gruplardan korkuyor.”

Hilali de Irak güvenlik güçleri tarafından alıkonulurak Kürt medyasına bağlı olmadığına ilişkin bir belge imzalanması için zorlanmış: “Arkadaşlarımın çoğu Kürt gazeteci. Şimdi aradıklarında telefonu açmaya cesaret edemiyorum.” Hilali aynı şey uluslararası kuruluşların çalışanlarının da başına geldiğini ekliyor.

Irak ordusunun kontrolü ele geçirmesini takip eden ilk haftalarda Kürtlere karşı bir dizi intikam saldırısı düzenlendi. Türkmen ve Kürtlerin yaşadığı Tuz Hurmatu’dan kaçan Kürtlerin evleri yağmalandı ve yıkıldı. Şii gruplara karşı bir Kürt direniş grubu kuruldu.

Farklı etnik gruplar arasındaki durumun kırılganlığına dikkat çeken Hilali şöyle devam ediyor: “Farklı gruplar arasındaki toplumsal bağların güçlü olduğunu zannediyorduk ama şimdi bu bağların en ufak bir baskı altında kopabileceğini görüyoruz.”.

Gerginliğin tırmandığı konusunda Emin de hemfikir. Emin sözlerini şöyle noktalıyor: “Toplumsal gruplar giderek birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Normalleşme ancak Bağdat ve Erbil’in doğrudan müzakerelere başlamasıyla sağlanabilir. Sorunlarımız sadece tepedekiler tarafından çözülebilir.”

More from Judit Neurink