Ana içeriğe atla

İran-Hizbullah-Hamas ekseninde yeni strateji arayışı

Suriye savaşı sona yaklaşırken “direniş ekseni” öncelik değiştiriyor ve Hamas da yeniden İran ve Hizbullah’la yakınlaşıyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Head of Hamas delegation Saleh Arouri attends a reconciliation deal signing ceremony in Cairo, Egypt, October 12, 2017. REUTERS/Amr Abdallah Dalsh - RC1E7AE97DA0

Hamas, ekim ayında Filistin’deki rakibi El Fetih’le uzlaşmayı ve Hizbullah’la arasına mesafe koymayı kabul etmişti. Pek çok kişiye göre eğer İsrail’le barış masasına oturulacaksa bu uzlaşı atılması gereken ilk adımlardan biriydi. Ancak uzlaşı anlaşmasından bir hafta sonra Hamas'ın iki numaralı ismi İran’la dayanışmayı ve İsrail karşıtı “direniş eksenini” pekiştirmek için Tahran’a gitti.

Salih Aruri başkanlığındaki heyetin 19 Ekim’deki Tahran ziyareti Hamas adına sıradan bir ziyaret değildi, aksine son dönemde yeniden canlanan ilişkilerde önemli bir kilometre taşı oldu. Ziyaret, Hamas’ın İran’ın önderlik ettiği direniş eksenindeki ortaklarıyla birlikte yeni bir yol çizmekte olduğunu, yeni bir çatışma stratejisi belirlemeye çalıştığını ilan ediyordu.

Hamas’ın Batı Şeria’daki silahlı eylemlerinin mimarı olarak bilinen Aruri Tahran’a birkaç ay içinde ikinci kez gitmişti. Al-Monitor’un Hamaslı bir kaynaktan aldığı bilgiye göre heyet Tahran’daki son gecesinde Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Tümgeneral Kasım Süleymani ile görüştü ve Süleymani “direnişe destek vermenin İran için şu an öncelik olduğunu” vurguladı.

Aruri 1 Kasım’da da Lübnan’a giderek son gelişmeleri Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’la görüştü. Görüşmenin ardından yapılan basın açıklamasına göre “Taraflar, Siyonist saldırılar ve bölgedeki direniş hareketlerine yönelik tüm planlar karşısında direniş hareketleri ile dayanışmanın önemini vurguladı.” Başka bir deyişle yeni yönetimin iş başına geldiği Hamas Hizbullah’la daha da yakınlaşıyordu. Bu durum, aylar önce Katar’ı terk etmesi istenen Aruri’nin artık Beyrut’ta yaşadığı haberlerini de teyit ediyordu.

Hamaslı kaynağa göre “Hizbullah’la ilişkiler en iyi dönemini yaşıyor. Tarafları ilgilendiren konular ihtiyaç duyulduğu anda görüşülebilsin diye Aruri ile Nasrallah arasında kırmızı hat kuruldu.” Suriye’deki savaşın sona ermekte olduğunu ve “geçmişteki yanlış anlamaların bir tarafa bırakıldığını” vurgulayan kaynak şöyle devam etti: “Hizbullah ve İran İslam Cumhuriyeti önceliklerinin Filistin direnişinin İsrail’e karşı mücadelesini desteklemek olduğunu vurguladılar. Bu da onların tüm imkânlarını direnişin hizmetine sunması anlamına geliyor.”

İran ve Hizbullah’ın öncelikleri, son altı yılda yani Suriye’deki ayaklanmanın başlamasından sonra Suriye’de ve sonra da Irak’ta varoluşsal tehdit olarak gördükleri gelişmeler karşısında değişmişti. Bu süreçte Hamas’la araları açıldı. Şam rejimine destek vermeyen Hamas zıt kutupta yer aldı. Bu durum, Hamas’a ve İslami Cihat gibi diğer müttefik hareketlere her türlü desteğin kesilmesi anlamına gelmiyordu ama Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları ancak sınırlı bir destek alabildi. Silahlı kanat daha sonra köprülerin yeniden kurulmasında öncü bir rol oynadı. Hamas yönetiminin değişmesi için çalıştı, İran tarafına da müttefik medyanın Hamas aleyhine başlattığı kampanyanın durdurulması için baskı yaptı.

Direniş ekseninin Suriye savaşı boyunca benimsediği ana söylem Suriye’de savaşmanın elzem olduğu çünkü “Suriye düşerse Filistin düşer.” şeklindeydi. İran ve Hizbullah yetkilileri bu ifadeyi çeşitli vesilelerle tekrar etmiş, hatta Lübnan Başbakanı Saad Hariri Kudüs’e giden yol Suriye’den mi geçiyor, diye bu savı sorgulamak sorunda kalmıştı.

Direniş ekseni Nasrallah’ın 11 Aralık’taki konuşmasında “sıkıntı yılları” diye nitelediği Suriye savaşıyla meşgul olurken İsrail’e karşı net bir stratejiden yoksun oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına karşı Beyrut’un güney banliyölerinde düzenlenen gösteride konuşan Nasrallah “Birleşik bir mücadele stratejisi belirleyelim, hepimiz net ve birleşik bir strateji altında mücadele edelim.” derken strateji eksikliğini itiraf eder gibiydi. Hizbullah lideri şöyle devam etti: “Bu büyük mücadelede görevlerin paylaşılacağı, çabaların birleştirileceği pratik ve operasyonel bir plan oluşturalım. Hizbullah olarak biz buradaki sorumluluklarımızı eksiksiz yerine getireceğiz.”

Hizbullah aslında Filistinlilerin üçüncü bir intifada başlatmasını açık açık destekliyor. Zira böyle bir ayaklanma İsrail üzerindeki baskıyı artıracak ve Netanyahu hükümeti için yeni bir sıkıntı, yeni bir tehdit olacak. Hizbullah’a göre İsrail’in uğraştığı tehditler son yıllarda asgariye indi ve bu da ona Filistinlilere karşı, hatta Hizbullah’a karşı bazı avantajlar sağladı. Örneğin İsrail Suriye’de Hizbullah’la ilintili hedeflere hava saldırıları düzenledi ama Hizbullah’ın Suriye’deki savaşta yer alması misilleme seçeneklerini kısıtladı ve İsrail bu sayede Suriye’de oyunun kurallarını belirleme lüksüne kavuştu.

Suriye krizi direniş ekseni için artık ana tehdit olmaktan çıktığına göre Hizbullah da Filistin’e başoyuncu olarak dönüş yapmak, yeni angajman kurallarını belirlemek için sabırsızlanıyor. Böylece beş yılı aşkındır “bölgesel devlet dışı aktör” olarak Suriye lideri Beşar Esad’ı iktidarda tutma görevini üstlenen, ayrıca Suriye ve Irak’ta radikal Sünni hareketlerle mücadeleye katılım ve destek sağlayan Hizbullah tekrar İsrail’e karşı direniş önceliğine dönebilecek.

Bu amaca ulaşmak için Hizbullah’ın hem siyaseten hem de medyada çaba harcaması gerekecek. Örgüt muhtemelen söylem değişikliğine de gidecek. Suriye krizinin doğası nedeniyle son yıllarda siyasi amaçlı mezhepsel kışkırtmaların hâkim olduğu bir söylem kullanan Hizbullah, şimdi artık İslam dünyasının birlik beraberliğini vurgulamak durumunda.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan İranlı bir siyasi kaynağa göre Hizbullah da direniş ekseninin Tahran’daki önderliği de “görevlerini yapıyor ve bu çabaların sonucunu görmek için sabırsızlanıyorlar.” Kaynak şöyle devam ediyor: “Halk İsrail’in karşısına dikilmeye karar verirse eksen yardımcı olacaktır. Vermezse de eksen bu gerçeğe göre hareket edecek, buna uygun bir söylem geliştirecek ve halkın İsrail’in karşısına dikilmesine yardım etmek için uygun imkânları sağlayacaktır.”

Ancak mesele bununla bitmiyor. Direniş ekseni, Suriye savaşı bittikten sonra İsrail’in Hizbullah’a savaş açacağı beklentisinde. Nasrallah, yaptığı bazı açıklamalarda yeni bir çatışma stratejisini gündeme getirmiş durumda. Hizbullah lideri, Suriye’de direniş ekseninin yanında savaşmış tüm gruplardan faydalanmak istiyor. Bu da İsrail’le beklenen yeni savaşta Lübnanlı savaşçıların yanında Suriyeli, Iraklı, Afgan ve Pakistanlı savaşçıların yer alması anlamına geliyor.

More from Ali Hashem (Lebanon Pulse)

Recommended Articles