Ana içeriğe atla

İran: Reformcular ile gelenekçilerin yeni mücadele alanı eğitim

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ikinci dönemine başlarken siyasi ihtilaf alanlarının başında eğitim geliyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Iranian and Afghan girls gather at the Emam Hasan Mojtaba school in Kerman, Iran, October 23, 2016.  Picture taken on October 23, 2016.   REUTERS/Gabriela Baczynska     TPX IMAGES OF THE DAY      - RTX2QSS1

İran Parlamentosu, 15 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ikinci dönem kabine seçimlerinin görüşmelerine başladı. İkinci kez seçilerek göreve başlayan ılımlı Cumhurbaşkanı aynı gün yaptığı açıklamada 17 bakanlık pozisyonu için seçimini yaparken “Hiçbir grup, parti ya da kesimin etkisi ya da baskısı altında” kalmadığını söyledi.

Ancak temmuzda basına yansıyan haberlere göre Ruhani kabineyi belirleme sürecinde Meşhed’e giderek Ayetullah Ali Hamaney ile görüştü. Önde gelen birçok kişi bunu kabine görüşmelerinde parlamentonun özgürlüğünü kısıtlayan bir hamle olarak gördü. Açık sözlü milletvekillerinden Ali Mutahari, Hamaney ile herhangi bir eş güdümün kabine görüşmelerinde “parlamentoyu sınırlamak” anlamına geldiğini söylediği.

Ancak “tüm” bakanların birlikte belirlendiği iddialarını hem Ruhani hem de Hamaney yalanladı ve yalnızca savunma, dışişleri ve istihbarat bakanlıklarının mutat olduğu üzere ortak anlayışla belirlendiği bildirildi.

Öte yandan, Hamaney’in makamından yapılan açıklamada ruhani liderin bunlara ilaveten üç bakanlık konusunda daha --eğitim, bilim araştırma ve teknoloji ile kültür ve İslam bakanlıkları-- “hassas” olduğu belirtildi. Bu açıklama, isim belirleme sürecinde Ruhani’nin üzerindeki kamuoyu baskısını artırdı. Nitekim parlamentoya sunulan listede bilim bakanının olmaması ve eğitim bakanının belirlenmesinde son dakika baş gösteren aksilikler manidardı. Bu tablo, reformcular ve Ruhani yönetimi ile gelenekçiler ve Hamaney arasındaki iktidar mücadelesinin yeni sahnesinin eğitim olacağını gösteriyor.

İki kutup şu an bilhassa İran’ın en büyük özel üniversitesi olan İslami Azad Üniversitesi’nin (IAU) kontrolü ve daha küçük ölçekte de ilk ve orta öğretim konularında çekişme halinde.

İran’da siyasi seçkinler ile eğitim arasındaki ilişki oldukça çetrefillidir. İlk ve orta öğretim zaten 1970’lerden bu yana devletin tekelinde. Lise ve üstü öğretim ise 1979’da İslam Devrimi’yle merkezileştirildi. İslam Devrimi’nin ardından müfredatın yeniden yazıldığı iki yıl boyunca üniversiteler kapalı kaldı ve İslam Cumhuriyeti’nin ideolojisine muhalif öğrenci ve akademisyenler tasfiye edildi.

Tahran, 1990’ların başında ise merkezi eğitim modelinden geri adım atmak zorunda kaldı. Ülkede bir nüfus patlaması yaşanıyordu ve Irak’la yaşanan Sekiz Yıl Savaşı’nın bitmesinin ardından pek çok genç kadın ve erkek üniversiteye giderek İran’ın zorlu iş piyasasına şanslarını artırmak istiyordu.

Dönemin Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani talebi karşılamanın yolunu özel üniversitelerin rolünü genişletmekte buldu ve akıllıca bir adım atarak kurucusu olduğu İslami Azad Üniversitesi’ne öncelik verdi. Rafsancani’nin kalkınma programı 1997’de o kadar etkili olmuştu ki 10 yılı aşkın bir süre içinde IAU’nun öğrenci sayısı ülkedeki tüm üniversitelerin öğrenci sayısından fazlaydı.

Azad Üniversitesi’nin ülke çapına yayılan yüzlerce fakültesinde şu an 1.6 milyon kayıtlı öğrenci bulunuyor.

İslam Cumhuriyeti’nde özel eğitim devlet okullarına kıyasla yalnızca sınırlı bir özgürlük alanına sahip. Bilim Bakanlığı ve Hamaney’in kontrolündeki Yüksek Kültür Devrimi Şurası’nın üniversiteler üzerinde büyük bir etkinliği var. Devlet üniversitelerinin yöneticilerini doğrudan Bilim Bakanlığı atarken bakanlığın Azad da dâhil çoğu özel üniversitenin mütevelli heyetinde de üyelik hakkı bulunuyor. Yüksek eğitim kurumlarının mütevelli heyetleri üyelerini de Yüksek Kültür Devrimi Şurası denetliyor.

Rafsancani ocak ayında hayatını kaybedinceye kadar Azad Üniversitesi’ni ulusal siyasetten uzak tutmak ve hükümetlerin müdahalelerinden korumak için büyük çaba harcadı. Bunu yapabilmek için IAU içinde eleştirel düşünceyi ve öğrenci aktivizmini bastırmak için gönüllü bir öğrenci milis gücü kuruldu. Bunun yanı sıra bağnaz gelenekçilerin de üniversitede örgütlenmeleri engellendi.

Ancak Rafsancani’nin ölümünün ardından bu dengeler hızla değişti. Hızla harekete geçen Hamaney üniversitenin önemli mevkilerine yakın müttefiklerini atadı.

Rafsancani’nin ölümünden yaklaşık üç hafta sonra Hamaney katı muhafazakârlardan Dış Politika Danışmanı Ali Ekber Velayeti’yi üniversitenin en yüksek karar alma organı olan kurucu heyetin başına atadı. Kısa sürede tüm mütevelli heyetini kontrolü altına alan Velayeti üniversitenin tüm akademik seyrinde söz sahibi oldu.

Nisanda üniversitenin Rafsancani yanlısı Başkanı Hamit Mirzadeh bir anda işinden oldu. Temmuz ortasında Mütevelli Heyeti, Mirzadeh’in yerine Ferhad Rahbar’ı daimi başkan olarak atadı. Katı bir muhafazakâr olan Rahbar, Tahran Üniversitesi’nin rektörüyken 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hile iddialarına karşı başlayan protesto hareketini bastırmıştı.

Rafsancani’nin yaşadığı ikilemi şimdi Hamaney’in desteklediği gelenekçiler yaşamaya başladı: Yüksek Kültür Devrimi Şurası gelenekçilerden yana olsa da Bilim Bakanlığı halen Azad’ı ele geçirme planlarını zora sokabilir. Dolayısıyla gelenekçiler, ilerleyen günlerde Ruhani’nin Bilim Bakanlığı’na kendi stratejileriyle uyumlu bir isim seçmesi için ellerinden geleni yapacak.

Ancak eğitime ilişkin fay hatları Bilim Bakanlığı’nın da sınırlarını aşıyor. Eğitim Bakanlığı da son yıllarda büyük bir iç ihtilafın sahnesi haline geldi. Bu ihtilaf nedeniyle gelenekçi öğretmenlerin yanı sıra bazı reform yanlısı öğretmenler de Ruhani yönetimine cephe aldı.

Üniversite sisteminden Bilim Bakanlığı, ilk ve orta öğretim ile öğretmen eğitimlerinden ise Eğitim Bakanlığı sorumlu. Hamaney’in “yabancı etkinliği,” bilhassa da yabancı kültürel öğretilerle mücadeleye verdiği önem Eğitim Bakanlığı’nın gelenekçilerin gözündeki önemi artırmış durumda.

Ruhani’nin ilk eğitim bakanı Ali Aşgar Fani 2016 sonunda istifa etmeden önce birçok başarısız yargılama girişimi ve saldırıyla karşılaşmıştı. Fani, öğretmenlerin düşük maaşlar, yetersiz özlük hakları ve diğer memurlarla eşit ücret alamadıkları gerekçesiyle yurt çapında başlattıkları protestolar sırasında istifa etmişti. Ruhani, Fani’nin yerine daha önce bu pozisyon için düşündüğü fakat Yeşil Devrim hareketi ile bağlantılı olduğu iddiaları nedeniyle parlamentodan onay alamayan Fahreddin Ahmedi Daniş Aştiani’yi atadı.

Gelenekçiler, mayıstaki cumhurbaşkanlığı seçimleri ve öncesinde Aştiani’nin yeniden aynı göreve atanmasını engellemek için ellerinden geleni yaptılar. Eski bakanın kızının kendi mağazalarında satmak için konfeksiyon kaçakçılığına karıştığı ortaya çıkarıldı. Gelenekçi aday Muhammed Bakır Galibaf seçim kampanyaları sırasında katıldığı bir açık oturumda kendi süresini Aştiani’nin “gereksiz kargo ithalatlarını” ifşa etmeye ayırdı.

Ruhani de Hamaney’in tereddütlerini göz önünde bulundurarak Aştiani’nin yerine daha önce eğitim sektöründe çalışmış bir teknokrat olan Seyit Muhammed Batiani’yi seçti. Bu seçim, Ruhani’nin reformcu öğretmen kuruluşları ile gelenekçiler arasında orta yolu bulmaya çalıştığını gösteriyor.

Nitekim Ruhani’nin bu ılımlı duruşu ilk meyvelerini vermeye başladı. Batiani’nin bakanlığı 20 Ağustos’ta 238 kabule 38 red oyuyla parlamentoda onaylandı. Batiani’nin bakanlığına yalnızca iki tarafın da radikalleri karşı çıktı. Kürdistan vilayetinden öğretmenlerin özlük hakları için mücadele eden reformcu bir milletvekili ile Kirmanşah’tan gelenekçi bir milletvekili Batiani’ye şiddetle karşı çıktılar.

2000’lerin başındaki reform yanlısı Muhammed Hatemi yönetiminin eğitim bakanı olan Murtaza Hacı bir röportajında Eğitim Bakanlığı’nı şöyle anlatmıştı: “Herkesin kendini müdahale etme hakkına haiz gördüğü dev bir organizasyon. (...) Çocuklarını belirli okullara kaydettirmek isteyenler, bürokratik yapıya yönelik baskılar, kendi arkadaşlarını muhtelif kuruluşların başına ya da başkan yardımcılığına getirmek isteyen milletvekilleri, müşterek maaş zammı talepleri... Her türlü taleple karşılaşıyoruz ve bunların hepsi aynı anda gelince düşünecek halimiz kalmıyor."

More from Zep Kalb

Recommended Articles