Ana içeriğe atla

ABD’nin Suriye uçağını düşürmesi Putin üzerinde baskıyı artırdı

Rusya’nın ABD’nin pazar günü düşürdüğü Suriye uçağına tepkisi kimi gözlemcilerin sandığının aksine ölçülüydü ancak Kremlin’in sabrının da bir sınırı var. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Russian President Vladimir Putin arrives for a meeting with journalists following a live nationwide broadcast call-in in Moscow, Russia June 15, 2017. REUTERS/Sergei Karpukhin     TPX IMAGES OF THE DAY - RTS177P1

ABD donanmasına bağlı savaş uçaklarının 18 Haziran’da düşürdüğü Suriye devletine ait savaş uçağı altıncı yılını dolduran savaş için bir ilkti. Pentagon, Suriye jetinin ülkenin orta kuzey kesiminde bulunan Cedin’deki ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) saldırdığı için vurulduğunu duyurdu. Suriye ise uçağın “Rakka kırsalında İD’e karşı askeri bir harekât gerçekleştirdiğini” savunarak saldırının ABD’nin terörle mücadele konusundaki “gerçek niyetini ortaya koyduğunu” savundu.

Rusya hızla Suriye’nin açıklamasını doğru kabul etti ama Moskova’dan yapılan açıklamalarda nüans farklılıkları vardı. İlk tepki, 19 Haziran’da, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Güney Afrika ülkelerinin üye olduğu BRICS grubunun dışişleri bakanları toplantısı için Çin’de bulunan Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan geldi. Ölçülü bir ton benimseyen Lavrov Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı vurgusu yaparak ABD ile Suriye’de “birlik ve danışman bulunduran diğer” tüm ülkelere çabalarını eş güdümlü hâle getirme çağrısı yaptı. Rus Bakan bu eş güdüme Şam’ın da dâhil edilmesi gerektiğini söyledi.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın tepkisi ise çok daha sertti. Açıklamada, bunun “saldırı eylemi” olarak değerlendirilebilecek “sinsi” bir saldırı olduğu belirtildi. Gelişmenin Rusya’da yarattığı hayal kırıklığı şöyle ifade edildi: “Koalisyon güçleri, Suriye hava sahasındaki olası çarpışmaların önlenmesi için (Katar’daki) El Udeyid hava üssü ve Humeynim hava üssü arasında kurulan iletişim kanallarını kullanmadı.” Bu, Moskova’ya göre önemli bir nokta. Zira Ruslar da aynı esnada Suriye hava sahasında harekât gerçekleştiriyordu.

ABD saldırısını bu tür olayların önlenmesi için 2015’te varılan uzlaşı metninde belirlenen “sorumlulukların kasıtlı bir şekilde aksatılması” şeklinde yorumlayan Savunma Bakanlığı bu kapsamda kurulan “iş birliğini kesme” kararı aldıklarını açıkladı. Bakanlık, ayrıca Amerikan tarafından konuya ilişkin kapsamlı bir araştırma ve açıklama da talep etti.

Uzlaşı metninin askıya alınması ciddi bir adım olsa da aslında görülmemiş ve düzeltilemeyecek bir gelişme değil. Moskova ABD’nin bu yılın başlarında Suriye’deki bir hava üssüne düzenlediği saldırıların ardından da uzlaşıyı askıya almıştı. Ancak iki olay arasında önemli bir fark vardı: Rusya o saldırının birkaç saat öncesinde konuyla ilgili bilgilendirilmiş ve Rus ordusundan yetkililer Amerikalı muhataplarıyla irtibat hâlinde kalmışlardı. Dolayısıyla Rusya’nın saldırının ardından uzlaşıyı askıya almasının tek nedeni ABD’nin saldırısını karşılıksız bırakmamaktı. Nitekim mutabakat yaklaşık bir ay sonra, mayıs ayında yeniden devreye girdi.

Rusya’nın son saldırıya vereceği tepkinin ne denli büyük olacağına ilişkin belirsizlik ise Savunma Bakanlığı açıklamasının şu bölümünden kaynaklanıyor: “Rusya’nın Suriye hava sahasında faaliyet gösterdiği mücadele alanlarına giren uluslararası koalisyona bağlı uçaklar ve insansız hava araçları dâhil tüm hava araçları Fırat Nehri’nin batısına geçtiklerinde Rusya’nın SAM sistemleri tarafından hava hedefi olarak değerlendirilecekler.”

Bu ifadeler, aceleci davranan bazı uzmanların yorumlarının aksine Moskova’nın Suriye üzerinde uçan Amerikan araçlarını vuracağı anlamına gelmiyor. Ancak ABD’nin “avantajlı konumunu” kullanarak, ki bu sık başvurduğu bir yöntem, daha ileri bir adım atmasını engellemeye yönelik fiili bir caydırıcılık amacı taşıyor.

Paul Saunders, gelişmelerden birkaç güç önce Al-Monitor’da yayımlanan yazısında ABD güçlerinin Şam’a bağlı güçlere yönelik saldırılarına rağmen Kremlin’in ABD Başkanı Donald Trump’la iş birliğine odaklanmaya özen gösterdiğini dile getirmişti. Saunders bu isabetli tespitinde Rusya’nın ABD eylemlerine “gerekmedikçe yanıt vermeyeceğini” de belirtmişti. Nitekim Moskova, hâlen Washington’ın -Trump’ın sözcüklerini kullanırsak- “aklını başına toplamasını ve İD’le mücadelede daha çok iş birliği yapmasını” bekliyor. Kamuoyunda süren tartışmalara rağmen Moskova Suriye’de çözümün anahtarını ABD ile verimli temasta görüyor ama bu “verimli temasın” ne olduğu her zaman net olmayabiliyor.

Kimi üst düzey Rus karar alıcılar da bu çıkarımı doğruluyor ve Rusya’nın uzlaşıyı askıya almasının ABD ile doğrudan bir çatışma anlamına gelmediğini vurguluyorlar. Rus Parlamentosu’nun üst kanadına bağlı Savunma ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Viktor Ozerov, devlete bağlı Sputnik basın kuruluşuna yaptığı açıklamada “Ne ABD ne de başkası bizim havacılık faaliyetlerimizi tehlikeye atacak bir adım atabilir.” diyerek Rus Savunma Bakanlığı’nın ABD saldırısına verdiği sert tepkinin bu konuda güven telkin ettiğini belirtti. Ozerov şöyle devam etti: “Bu kapsamda Rusya ile ABD arasında doğrudan bir çatışma tehlikesi de yok.”

Öte yandan Washington Rusya’nın temkinli karşılığı ve iş birliği konusundaki istekliliğine güvenerek Kremlin’in sabrını sınamayı ve Suriye ordusuna yönelik doğrudan saldırılarını sürdürürse bu konuda Rusya’nın karar verme süreçlerini belirleyen ez az üç önemli etmen olduğunu akılda tutmalı.

Birincisi, buna benzer bir her saldırıda Moskova’nın imajı zarar görüyor. Rusya bu zararı telafi edecek bir fırsat yakalayamazsa Devlet Başkanı Vladimir Putin üzerindeki baskı artar. Uluslararası baskı artar zira Rusya’nın Suriye savaşındaki ortakları yani Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran ve bölgedeki diğer aktörler, Moskova’nın “Rusya dostlarını satmaz” söylemini sorgulamaya başlar. Ulusal düzeyde ise Putin’e bağlı güvenlik yapılanması ile ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara tepkileri giderek artan “vatansever güçler”den doğacak baskı artar.

Bu da düşünülmesi gereken ikinci noktayı gündeme getiriyor. Rusya’nın Suriye politikası şu an öncelikle Rus Savunma Bakanlığı tarafından şekillendiriliyor. Bu da ABD öncülüğündeki saldırıların artması durumunda Lavrov gibi ılımlı seslere daha az kulak verileceği anlamına geliyor. Kremlin’den isminin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan bir danışman gerçek kriz durumlarının “sadece kınamalarla” halledilemeyeceğini ve “fiiliyatta gerçek caydırıcılıklar ve farklı misillemeler gerektirdiğini” söylüyor. Putin baskı altında kalmaktansa sınırları zorlamayı tercih eden bir lider. Rusya’nın son yıllarda izlediği politikalar da bunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bu gibi durumlara verilen tepkiler, hatta aşırı tepkiler tepkiyi tetikleyen olaylardan çok daha ciddi olabilir.

Bu kapsamda, Moskova’daki kimi kesimler Putin’e Suriye’ye konuşlandırılan S-300 ve S-400 füzelerinin “etki alanını genişletme” çağrısı yapıyor. Bunlar esasen Esad’a hava koruması sağlamak için değil, Rusya’nın ülkedeki askeri alt yapısının, Humeynim Hava Üssü ile Tartus’taki donanma üssünün, korunması için konuşlandırılmıştı. Ancak Moskova şu an sistemleri daha geniş kapsamlı kullanmayı düşünüyor.

Son olarak, Rus karar alıcılar ve uzmanlar Washington’daki farklı grupların Suriye’de oynadıkları rolü tartışıyor. Yaşamsal soru şu: Başkan Trump, ABD’nin Suriye’de attığı adımların üzerinde ne kadar etkili? Suriye hükümetine bağlı güçlere saldırmak gibi kararlar da dahil olmak üzere tüm kararları ABD Savunma Bakanı James Mattis ve üst düzey askeri yetkililere bırakmış olabilir mi? Durum böyleyse Putin ile Trump arasında Almanya’daki G-20 toplantısı sırasında yapılması planlanan Temmuz görüşmesi pek fazla somut sonuç üretmeyebilir.

ABD destekli güçlerle Rusya destekli Suriye devletine bağlı güçler arasındaki çatışmalar Suriye iç savaşında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Hem Moskova hem de Washington stratejilerini bu yeni aşamaya uyarlamakta zorlanıyor. Bu esnada ise en büyük kazanan İD ve Suriye’de, Irak’ta faaliyet gösteren diğer terör örgütleri oluyor.

More from Maxim A. Suchkov