Ana içeriğe atla

Suudi Arabistan-İsrail-Mısır üçgeninde büyük bir çözüm planı mı filizleniyor?

Bölgesel kaynaklara göre Mısır’ın Tiran ve Sanafir adalarını Suudi Arabistan’a devretme kararı İsrail’i de içeren geniş kapsamlı bir barış planının parçası. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Saudi Arabia's King Salman bin Abdulaziz Al Saud (R) stands with Egypt's President Abdel Fattah al-Sisi during a welcoming ceremony in Riyadh, Saudi Arabia, April 23, 2017. Bandar Algaloud/Courtesy of Saudi Royal Court/Handout via REUTERS ATTENTION EDITORS - THIS PICTURE WAS PROVIDED BY A THIRD PARTY. FOR EDITORIAL USE ONLY. - RTS13IR3

ABD Başkanı Donald Trump ilk yurt dışı turunu 27 Mayıs’ta tamamladı. Trump’ın en dikkat çekici durağı olan Suudi Arabistan’da Washington ve Riyad’ın yakınlığı vurgulandı. Riyad’da birçok Arap ve Müslüman liderin katılımıyla yapılan zirve ise Trump’ın ziyaretine ortak amaçlar paylaşan iki müttefik ülkenin ilişkilerini aşan artı bir önem kattı.

Kimliğinin açıklanmaması kaydıyla Al-Monitor’a konuşan Suudi sarayından bir kaynak, ziyareti ve perde arkasında yapılan görüşmeleri bölgenin yeniden şekillendirilmesi ve bazı konularda atılacak radikal adımların parçası olarak niteledi. Suudi Arabistan’ın bölgesel konumunu ve ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalıştığını söyleyen kaynak, Kızıldeniz’deki Tiran ve Sanafir adalarının nisan 2016’da Mısır tarafından Suudi Arabistan’a devredilmesinin de bu stratejisinin bir parçası olduğunu belirtti.

Al-Monitor, geçen yıldan beri Suudilerin Tiran ve Sanafir’in kontrolünü Mısır’dan niçin istediği sorusuna tatminkâr bir yanıt bulmaya çalışıyor. Suudi sarayındaki kaynaklar üzerinden ülkenin etkili bazı karar vericilerine ulaşan Al-Monitor, Riyad’ın yeni bölgesel duruşunun arkasında yatan büyük resmi biraz daha netleştiren bilgiler edindi. Bu bilgiler, uzun zamandır gündemde olan adalar konusunun niçin 2016’da sonuca bağlandığına da ışık tutuyor.

Suudi kaynağa göre “Tiran ve Sanafir’in kontrolünü Riyad’a devretme talebi sadece Suudilerin talebi değildi. Bu aslında Suudi Arabistan tarafından dile getirilen bir İsrail talebiydi.”

Adaların, Suudi Arabistan’daki değişikliklerin ve Filistin davasının bağlantılı konular olduğunu anlatan kaynak şöyle dedi: “Tiran-Sanafir konusunu, bölgedeki değişimi ve Filistin davasıyla ilgili perde arkasında olanları anlamak için ana çıkış noktası olarak Suudi-İsrail ilişkilerine bakmak gerekir.”

Suudi Arabistan’la İsrail’in diplomatik uzlaşıdan önce güvenlik alanında iş birliği sağladığını belirten kaynak şu bilgileri aktardı: “Suudi ordusu, Suudi subaylarını İsrail’le birlikte eğitmek için bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu eğitimlerin ilki 2015’te Hayfa’daki deniz üssünde gerçekleşti. İran’ın Husilere yardımlarını engellemek isteyen Suudi Arabistan, Bab’ül Mandeb Boğazı ve Aden Körfezi’nde İsrail’e iş birliği yapmak için ABD aracılığıyla talepte bulundu. (…) Tabuk’taki Kral Faysal hava üssünde ABD’li ve İsrailli subaylar var.”

Kaynağa göre Suudi Arabistan İsrail yapımı silahlar almak için de bir mutabakat zaptı imzaladı. Barack Obama’nın nisan 2016’daki Suudi Arabistan ziyaretinin ardından imzalanan mutabakat zaptında İsrailli Rafael İleri Savunma Sistemleri Şirketi’nin ortağı olan Raytheon firması üzerinden Suudilere Demir Kubbe sisteminin ve Hetz tipi füzelerin satılması öngörülüyor.

Suudi Arabistan’ın bölgede giderek yayılan İran nüfuzundan duyduğu kaygıyla birlikte Suudi yetkililer İsrail’le yakınlaşma ve normalleşme olabileceğine dair sinyaller gönderdiler. Bu durumdan cesaret alan İsrail, Tiran ve Sanafir adalarını Mısır’dan istemesi için Suudi Arabistan’a talepte bulundu. İsrailli yetkililer bu talebi 2015 yazında Fransa’nın Cannes kentinde tatil yapan Kral Selman Bin Abdül Aziz El Suud’un yardımcılarına ilettiler.

Peki, İsrail’in iki adaya aniden ilgi duymasının sebebi nedir? Kaynak bu soruyu şöyle yanıtladı: “İsrail, etrafındaki sularda, özellikle de durumun kötüye gittiği Sina Yarımadası’na ve Akabe Körfezi’ne hâkim sularda tam kontrol sağlamak istiyor. Ölüdeniz projesi yeniden canlandırıldı, Ürdün’deki Ölüdeniz’i Kızıldeniz’in sularıyla besleyecek bir kanalın yapılması öngörülüyor. İsrail ayrıca sınırlarını bir nevi işaretlemek, buradaki karasularda egemenliğini ortaya koymak istiyor.”

Kaynak, iki adanın el değiştirmesi ve bölgenin İsrail’in açıkça üstünlük sağladığı uluslararası denize dönüşmesinin bir başka boyutuna daha dikkat çekti. Ürdün, Suudi Arabistan ve İsrail arasında bir demiryolu projesi üzerinde çalışıldığını belirten kaynak şöyle konuştu: “Bu hat görünürde Ürdün’den İsrail’e uzanacak fakat üstü kapalı olarak İsrail’le Suudi Arabistan arasında ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirecek. Ürdün şu an (İsrail’le) ikili bir serbest ticaret bölgesi olasılığını inceliyor. Bu arada İsrail de Suudi Arabistan üzerinden Körfez ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmek, Süveyş kanalının önemini azaltmak için Kızıldeniz ile Akdeniz arasında Ben Gurion kanalının yapımını ciddi ciddi değerlendiriyor.”

Kaynağa göre İsrail ve ABD, Sina’daki durumun kötüye gittiği ve İsrail’in güvenliğini doğrudan tehdit ettiği gerekçesiyle iki adanın kontrolünde söz sahibi olmak istiyor. Kaynak, Suudilerin bu talebe nasıl yanıt verdiğini belirtmedi ancak Suudi istihbarat teşkilatının böyle bir adıma karşı çıkmayacağı tahmininde bulundu.

Kaynağa göre adaların devri İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün arasında Akabe Körfezi ve uluslararası sulara dönüşecek Kızıldeniz su kaynaklarının paylaşımıyla ilgili bölgesel bazı düzenlemeler gerektirecek. Fakat öncelikle hukuki prosedürün tamamlanması lazım. Bunun için Mısır parlamentosunun deniz hudutları planını onaylaması gerekiyor. Kaynak, Mısır-Suudi görüşmelerine dayanarak bunun en fazla bir yıl alacağını belirtti. Suudi Arabistan nisan ayında iki adayı resmi haritalarında göstermeye başladı.

Kaynak, İsrail’in Suudi Arabistan’a destek çıkması, ilişkilerin normalleşmesi için adaların niçin Suudi egemenliğine geçmesini istediğine dair son bir nokta olarak şu bilgiyi verdi: “Mısır, 2003’te ulusal güvenliğini korumak gerekçesiyle adalara gemilerin hareketlerini izleyen gelişkin gözetleme sistemleri yerleştirdi. İsrail bundan hoşnut olmadığını ifade ettiğinde Mısır ulusal güvenlik gerekçesinde ısrar etti. Mısır’ın adaları vermesiyle birlikte bu gözetleme sistemleri de sökülecek.” Al-Monitor bu son noktaya ilişkin resmi Mısır kaynaklarından teyit veya yalanlama yönünde herhangi bir bilgi alamadı.

Washington’daki diplomatik çevrelere ve Suudi Arabistan’a yakın olan bir başka kaynak ise Al-Monitor’a şu bilgileri aktardı: “Trump, İsrail’le Filistinliler arasında olası bir barış girişimi konusunda Sisi’nin şahsi fikrini sordu. Yapılan öneriye göre Arap ve İsrail taraflarının Kudüs için bağımsız statüde anlaşması koşuluyla Suudi Arabistan ve Mısır, yerleşimlerin bir bölümünün İsrail’e ilhakını içeren yeni bir çözüm planı hazırlayacak. Bunun karşılığında Mısır da İsrail’le iş birliği yaparak Gazze Şeridi’ndeki krizin aşılmasında etkin bir rol oynayacak.” Kaynağa göre İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Mısır ve Suudi Arabistan’ı Arap ve Müslüman dünyasının en etkili iki devleti olarak görüyor ve bu nedenle onların olurunu almak istiyor.

Yaz aylarında Filistin meselesiyle ilgili bir toplantı yapılacağı haberlerine gelince Suudi kaynak toplantıya ilişkin bir taslağın bazı Arap ülkelerine gönderildiğini belirtti. Taslakta Filistin meselesi için düzenlenecek Arap zirvesine katılımı önerilen isimler yer alıyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ve Ürdün Kralı II. Abdullah’ın katılımıyla Netanyahu’yla ortak bir zirve yapılmasını isteyenler de bu şekilde belli olacak.

Kaynak, işleri çetrefilleştirecek en büyük engelin Kudüs meselesinden çıkabileceğini söyledi. Zira Kudüs’te himaye statüsüne sahip olan Ürdün yeni anlaşmada bundan vazgeçmek istemeyebilir. Kaynağa göre Mısır Cumhurbaşkanı Abdül Fettah El Sisi’nin de “barış sürecini ilerletmek” için hem Abbas’a hem de Gazze’ye baskı uygulaması gerekecek.

Al-Monitor’a bilgi veren diplomatik kaynak ise Suudi İkinci Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed Bin Selman’ın Washington ziyareti sırasında ünlü bir otelde Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi üyeleriyle buluştuğunu söyledi. Toplantıda İsrail’le uzlaşı konusu ele alınırken Selman, İsrail’in bölgedeki varlığına Suudi Arabistan’ın karşı olmadığını söylemiş.

Kaynağa göre “Mısır ve Suudi Arabistan’ın İsrail’le ilişkilerinin en iyi seviyesine ulaştığı” bir ortamda İsrail tarafı, İsrail-Arap ilişkilerinin yeniden yapılandırılması çerçevesinde Boğaz meselesinin, bu meseleden kaynaklı diğer konuların ve Arap-İsrail diplomatik uzlaşısının Filistin meselesinin çözümü kapsamında hâlledilmesini istiyor.

Kaynak bu bağlamda kasımdaki meşhur Akabe görüşmesine de atıfta bulundu. Netanyahu burada Filistin meselesine çözüm olarak açıkça toprak takasının canlandırılmasından söz etmişti. Kaynağa göre “Bunlar, İsrail’in Filistin meselesini temelli olarak çözme ve bölgedeki ülkelerle ilişkilerini düzenleme planının bir parçası."

More from Abdelrahman Youssef

Recommended Articles