Ana içeriğe atla

Erdoğan ABD-Türkiye ilişkilerini mahvetmeye mi çalışıyor?

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan elinde ABD’nin İslam Devleti’ne destek verdiğini gösteren kanıtlar olduğunu iddia ediyor. İran Cumhurbaşkanı Ruhani Halep’te kıymetli bir “zaferi” kutluyor. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
RTSEXJC.jpg

ABD: Erdoğan’ın iddiaları “gülünç”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başarısız ve maliyetli Suriye politikasından duyduğu hüsran tuhaf boyutlara ulaştı. Erdoğan, ABD’nin İslam Devleti’ne (İD), Suriye Kürtlerinin Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) ve onun silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) destek verdiğini öne sürerek “Hepsinin tescilli olarak bütün resimleriyle, fotoğraflarıyla, video kayıtlarıyla elimizde belgeleri var.” dedi.

Semih İdiz bu çıkışın arka planını şöyle anlatıyor: “Türk güçleri ve ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) Cerablus ve Dabık’ta İD’e karşı harekete geçtiğinde ABD hava desteği sağlamış ve bu kasabalar görece az zayiatla alınmıştı. Ancak daha sonra kasımda Türk güçleri El Bab çevresindeki YPG mevzilerini bombalamaya başlayınca ABD ordusu Türkiye’nin El Bab operasyonunda yer almadığını açıkladı. Ağırlıkla YPG savaşçılarından oluşan ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ağustos ayında İD’den Menbiç kasabasını almıştı. Erdoğan’ın Menbiç’i de alma kararlılığı ABD’nin Türkiye’ye El Bab’da yardım etmek istememesinin bir başka nedeni olarak görünüyor. Erdoğan’ın ortaya koyduğu zihin karıştırıcı senaryoya göre Türkiye’nin hedefi, El Bab YPG’nin eline geçmeden burayı almak, daha sonra YPG savaşçılarını Menbiç’ten çıkarmak ve Washington’u YPG’den vazgeçmeye ikna ettikten sonra ABD önderliğindeki koalisyonla birlikte Rakka’yı İD’den kurtarmaya çalışmak. Türkiye’nin tüm bunları kendi başına nasıl sağlamayı planladığı ise belli değil.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner 27 Aralık’ta Erdoğan’ın ithamlarını “gülünç” diye niteledi ama buna olağan beylik laflarını da ekledi: “Türkiye NATO müttefikidir ve Daeş karşıtı koalisyonda güçlü bir ortaktır. Herhangi bir mesaj vermeye çalıştığımız izlenimini vermek istemem.”

İkili ilişkiler geçtiğimiz mayıs ayında gerildiğinde bu sütunda “ABD ve Türkiye Suriye’de zevahiri kurtarabilir mi?” diye sormuştuk. 2016’nın bu son yazısında aynı soruyu tekrar sormakta fayda var.

Suriye’de uzlaşılmaz görünen görüş ayrılıklarının yanı sıra temmuzdaki darbe girişiminde ABD’nin parmağı olduğuna dair Türkiye’de bazı çevrelerde dillendirilen komplo teorileri de ikili ilişkilere gölge düşürüyor. ABD’nin Türk hükümetince darbeyi planlamakla suçlanan Fethullah Gülen’i iade etmeyi reddetmesi bu komplo teorilerini besliyor.

Sibel Hürtaş, bu haftaki yazısında darbe girişiminin neden ve sonuçlarını araştırmak üzere TBMM’de kurulan komisyonun taslak raporunu ele alıyor. Sürpriz olmasa gerek taslakta iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) ağır etkisi görülüyor ve birçok soru yanıtsız bırakılıyor.

AKP’nin komisyon çalışmalarında Gülen’in tüm iktidarlar tarafından desteklendiği savını kuvvetlendirmeye çalıştığını vurgulayan Hürtaş şöyle yazıyor: “Taslak rapor AK Parti’nin komisyon çalışmalarında başarılı kılamadığı stratejiyi tam anlamıyla yansıtıyor. Raporda FETÖ örgütünün 2000’li yıllarda başlayan AK Parti iktidarının öncesinde, 1970’den 1990’ların sonuna kadar tüm siyasi iktidarlar tarafından güçlendirildiği dahası MİT, CIA ve ABD tarafından desteklendiği iddiaları yer alıyor. Gülen-ABD ilişkisine geniş yer verilen raporda ABD Başkanı Barack Obama’nın akraba çocuklarının Kenya’daki Gülen okullarında ücretsiz okutulduğu yazıyor. FETÖ-AKP ilişkisine dair tek ifade Fethullah Gülen’in AK Parti’nin iktidar olmasının ardından hükümete yakın bir görüntü vermek istediği yönünde. Buna karşın raporda skandal itiraflar da yer alıyor. Gülen örgütünün en önemli gelir kaynakları olarak kamu teşvikleri, kamu ihaleleri ve belediye hibeleri sayılıyor. Üstelik kamu ihalelerinin Gülen’e haraç veren iş adamlarına aktarıldığı itirafı yer alıyor. Rapor, 2013 yılına kadar ‘cemaat’ olarak tanımlanan Gülen yapılanmasının Erdoğan ile Gülen’in arasının açıldığı 2013’ten sonra ‘terör örgütü’ olarak tanımlanması gerektiği görüşünde. Bu tanımlama önümüzdeki dönemde yapılacak FETÖ yargılamalarından AK Parti’yi kurtaracak en önemli argüman.”

İran Halep’te “teröristlere karşı zaferi” kutluyor

Ali Hashem bu haftaki yazısında Halep savaşında ödenen yüksek bedellere rağmen Suriye rejiminin buradaki zaferinin İran yönetimi tarafından da kendi haklılığının tasdiki olarak görüldüğünü aktarıyor.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 25 Aralık’ta Rus mevkidaşı Vladimir Putin’le yaptığı telefon görüşmesinin ardından “Bu zafer teröristlere hedeflerine ulaşamayacakları mesajını veriyor.” dedi ve önümüzdeki günlerde Kazakistan’da yapılacak siyasi müzakerelere destek verdi.

Hashem, Halep mücadelesinin kabarık faturasını şöyle anlatıyor: “Suriye’nin başka hiçbir bölgesindeki çatışmalar İran önderliğindeki ekseni dört yıldan fazla süren Halep çatışmaları kadar tüketmedi. Kesin bir bilanço olmasa da çatışmalarda yüzlerce İran yanlısı savaşçının öldürüldüğünü, ölenlerin arasında İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah’tan üst düzey isimlerin bulunduğunu söylemek yeterli.”

Uluslararası ve bölgesel konjonktürün İran ve müttefikleri lehine değiştiğini vurgulayan Hashem şöyle devam ediyor: “Esad’ı destekleyen koalisyon için uluslararası toplumdan oyun değiştirici bir karar gelir endişesi söz konusu değildi. ABD başkanlığın el değiştirme sürecindeydi ve kınama açıklamaları dışında bir şey yapamıyordu. Batı’yla arası açılan Türkiye de Rusya ve İran’la yeni ilişkilere yatırım yapmaya başladı. Bu sayede Halep çıkmazının nihai çözümüne ve ardından ülke çapında istikrarın sağlanmasına katkı yapabilecek genel ateşkes çabalarına Türkiye’yi dâhil etme imkânı doğdu. Muhalefet açısından ise bu koşullar Halep mağlubiyetinin rejim muhaliflerinin konum ve moraline çok kötü yansıyacağı anlamına geliyor. Muhalefeti destekleyen bölgesel ülkeler, yeni ABD yönetiminin Suriye krizinde ne yapacağını görmek için beklerken muhalefete mesafeli durdular. Bu, sahneden tümden çekilme anlamına gelmiyor, daha ziyade durumu yeniden değerlendirmek için bir ara verildiğine ve bunun ardından genel stratejinin parçası mı olunacağı yoksa yeni bir stratejinin mi başlatılacağı konusunda karar verileceğine işaret ediyor.”

Adnan Abu Amer, hâlihazırda zaten gergin olan İran-Hamas ilişkilerinin Halep’in ardından iyice bozulabileceğini yazıyor. Hamas, Suriye yönetimine karşı savaşan silahlı grupları desteklemiş, Gazze’de faal olan İran destekli Filistin’e Destek İçin El Sabirin Hareketi’ne yönelik soruşturmalar başlatmıştı. Hamas İran’dan belli miktarda para alsa da ikili ilişkiler Suriye krizi nedeniyle bozulmuş durumda.

Hashem’e göre Suriye’de bundan sonra atılacak adımlar diplomatik çözüm istikametinde daha hızlı bir ilerleme sağlayabilir: “Türkiye, İran ve Rusya’nın birlikte hareket etmesiyle yeni dönemde mermilerden ziyade sözlerin öne çıkması, Esad karşıtı isyanı zayıflatma aracı olarak siyasetin kullanılması daha yüksek bir ihtimal gibi görünüyor. Esad belki de başlangıçta tüm Esad karşıtlarının birleşmesi için nadir bir fırsat olarak görünen bu mücadelede bu denli bölündükleri için iç ve dış hasımlarına teşekkür etmeli.”

More from Week in Review