Ana içeriğe atla

Türkiye Batı güvenlik sisteminden kopuyor mu?

Türkiye ile Batı arasındaki diplomatik kriz giderek tırmansa da uzmanlar Türkiye’nin savunma-güvenlik alanında Batı güvenlik sisteminden kolay kolay kopamayacağı görüşünde.
Turkish army tanks and military personal are stationed in Karkamis on the Turkish-Syrian border in the southeastern Gaziantep province, Turkey, August 25, 2016. REUTERS/Umit Bektas - RTX2MYL0

Su sıralar herkesin kafasını aynı soru kurcalıyor: Türkiye Batı’dan kopuyor mu? Ankara’nın bilhassa 15 Temmuz darbe girişiminin ardından iyice belirginleşen direksiyonu Doğu’ya kırma çabası, ABD ve Avrupa’nın ilgisizliğine duyulan geçici bir tepki mi; yoksa Ankara’nın daha bağımsız ve bağlantısız dış politika tercihlerinden kaynaklanan yapısal ve uzun dönemli bir kopuşun habercisi mi? Türkiye ile Rusya arasında son haftalarda yaşanan balayı uzun dönemli bir ittifaka dönüşür mü?

Bu soruların yanıtı için siyasal veya ekonomik göstergelerden ziyade askeri ve güvenlik alanındaki göstergelere bakmak gerekiyor. Çünkü bir ülkenin uzun dönemli stratejik tercihlerini siyasal ve ekonomik göstergelerden ziyade güvenlik alanındaki tehdit ve müttefiklik algıları belirler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Özbekistan ziyareti dönüşünde yaptığı "Türkiye’nin Şanghay Beşlisi içinde yer alması çok rahat hareket etmesini sağlar" açıklaması bu konudaki tartışmaları daha da hararetlendirdi. Ankara’nın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) yönelmesini “doğru” bir karar olarak değerlendiren Rusya Jeopolitik Çalışmalar Akademisi Başkanı Orgeneral Leonid İvaşov Erdoğan’ın çıkışını Sputnik’e şöyle değerlendirdi: “Türkiye (ŞİÖ’ye) üyelik sürecine devam etmeli. Diğer taraftan da NATO’dan ayrılma sürecini başlatmalı. Ayrıca ABD’nin yeni başkanı Donald Trump NATO’yu eskimiş bir kurum olarak nitelendirdi. Trump’a göre, üye ülkeler sadece para almak değil, aynı zamanda da güvenliklerinin sağlanması için ABD’ye para ödemeli. Dolayısıyla Türkiye bunların hesabını yapmalı ve tercihini ortaya koymalı.”

19-21 Kasım tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenterler Meclisi toplantısı marjında Erdoğan ile uzun bir görüşme gerçekleştiren NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise konuya ilişkin soruları şöyle yanıtladı: "Eminim ki Türkiye ortak savunma anlayışını, Beşinci maddeyi, NATO birliğini zayıflatacak hiçbir şey yapmayacaktır.”

Türkiye’nin önde gelen NATO uzmanlardan MEF Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kibaroğlu da Türkiye’nin yakın zamanda NATO’dan kopmasının olası olmadığı görüşünde. Kibaroğlu konuyu Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Görünür gelecekte, kim ne derse desin, Türkiye'nin NATO'dan ayrılacağına ihtimal vermiyorum. Zaten ŞİÖ hem NATO’ya bir alternatif olacak nitelikte örgüt yapısına sahip değil hem de ŞİÖ’nün Türkiye’nin üyeliğini çok istediğinden emin değilim.”

Kibaroğlu gibi Türkiye’nin Batı savunma mimarisindeki kurumsal rolüne dikkat çeken savunma uzmanı Arda Mevlütoğlu da bu tartışmaların, 15 Temmuz sonrası süreçte Batı ile Ankara arasında başlayan diplomatik satrancın bir parçası olduğunu söylüyor. Mevlütoğlu “Tam da bu nedenle Türkiye-Rusya askeri ilişkilerinin gelecekte müttefiklik seviyesine ulaşacağını tahmin etmiyorum.” diyor.

Ankara-Moskova hattında kaydedilen olumlu seyrin en ilginç sonuçlarından birinin Türkiye’nin hava savunma sistemi ihtiyacı için Rusya ile S-400 alımı konusunda görüşmelere başlaması olduğunu belirten Mevlütoğlu şöyle devam ediyor: “Ancak Türkiye’nin Rusya ile askeri ilişkilerinin, özellikle savunma sistemi tedariği boyutunda bugüne kadar oldukça sınırlı bir seviyede kalmış olduğu görülüyor. Türkiye’nin NATO üyeliği, Ukrayna krizi ve Kırım’ın ilhakından sonra Batı dünyası ile Rusya’nın ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi, NATO’nun ve Rusya’nın karşılıklı olarak birbirlerini en önemli tehdit olarak nitelendirmesi, Türkiye-Rusya savunma iş birliğini daha da karmaşık bir konu haline getiriyor.”

Savunma Sanayi araştırmacısı Turan Oğuz ise konuya ilişkin en önemli sorunun Türkiye ile Batı arasında giderek derinleşen güven bunalımı olduğunu vurguluyor. Bu güven bunalımının savunma ve güvenlik alanına somut yansımaları olduğunu belirten Oğuz Türkiye’nin silahlı İHA, uzun menzilli hava ve füze savunma sistemi gibi alanlarda teknoloji transferi ve ortak üretim konularında Türkiye ile Batılı müttefikler arasında kapalı kapılar ardında tehdide varan çok ağır tartışmaların yaşandığına işaret ediyor. Oğuz değerlendirmelerini şöyle sürdürüyor: “‘Türkiye Batı savunma bloğundan kopuyor mu?’ sorusunun ilk muhatabı Türkiye değil, Batı’daki müttefikler olmalı. Çünkü savunma-güvenlik alanında bir kopuş olursa bunun ilk nedeni Batılı müttefiklerimizin Türkiye’yi ve kaygılarını anlamak istememesidir.”

Peki Türkiye-Rusya arasındaki balayı savunma-güvenlik alanında ittifaka dönüşür mü? Moskova Devlet Üniversitesi’nden Rusya uzmanı Dr. Kerim Has’a göre yanıt “Hayır.” Moskova’nın iki ülke arasındaki ilişkiye araçsal bir rol biçtiğine dikkat çeken Has şöyle devam ediyor: “Rusya, Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı geniş Orta Doğu’da devlet yapılarının ve devletlerin sınırlarının da değişeceği, devlet-dışı aktörlerin şimdikinden daha etkin rol oynayacağı ve dolayısıyla başta güvenlik alanındaki ittifakların yeniden tanzim edileceği uzun süreli çalkantılı bir döneme girildiği kanaatinde. Bu açıdan bakınca, bu yeni ittifaklarda Rusya’nın kendisine alan açmaya çalışması ve bölgesel nüfuzunu artırmaya çalışması anlaşılır. Moskova, bu anlamda AB’nin Brexit’le içerisine girdiği değişim sürecinin Trump ABD’siyle NATO’da da yaşanacağı umudu ve beklentisi içinde. Bu beklentinin ne oranda gerçekleşeceği bilinmez ama hem AB’nin hem de NATO’nun sonu belirsiz bir kriz sürecine girmesi Rusya’yı memnun edecek gelişmedir. (...) Uzun vadede ise Moskova’nın Ankara’yla askeri-güvenlik alanındaki ilişkilerine stratejik bir anlam atfetmesi ancak Türkiye’nin NATO’dan çıkış sürecini başlatmasıyla mümkün. Rusya halihazırda ne post-Sovyet coğrafyada ne de geniş Avrasya’da NATO’nun Beşinci Maddesi’nin öngördüğüne benzer şekilde herhangi bir stratejik askeri müttefike sahip değil. Belarus, Kazakistan, Ermenistan gibi ülkeler Rusya’yı gerektiğinde savunma değil, Rusya tarafından korunma güdüsü içinde. Öte yandan, ne Çin ne de Rusya askeri ittifak oluşturmak için egemenlik paylaşımına hazır.”

Has bu aşamada Moskova’yı asıl memnun eden gelişmenin Türkiye ile yaşanan balayı değil, bunun Batı güvenlik sisteminde yarattığı kriz olduğunu vurguluyor.

Sonuç olarak, savunma ve güvenlik alanındaki mevcut göstergelere bakıldığında “Türkiye Batı’dan kopuyor mu?” sorusuna “şimdilik hayır” yanıtı verilebilir. Rusya Türkiye’ye NATO’nun sağladığı Beşinci Madde gibi müşterek güvenlik sağlayan, sürdürülebilir bir ittifak alternatifi sunmadıkça Rus-Türk balayı bir müttefiklik ilişkisi vaat etmiyor. Ama bu rasyonel tespit, şu sıralar duyguların hakim olduğu ve her şeyin iç siyaset değirmeninde öğütüldüğü Ankara’da ne kadar dikkate alınır? Belki de asıl sorulması gereken soru bu.

More from Metin Gurcan