Ana içeriğe atla

Sanat sıkıldıkça sıkılıyor

14 yıllık AKP iktidarı süresince sanatçılara uygulanan baskıların temelinde Erdoğan ve iktidar sözcülerinin sanatın eleştirel özünü kabul etmemesi yatıyor.
Turkish artist Mehmet Aksoy is seen behind a model of his sculpture during a news conference in Istanbul January 12, 2011. The fate of a giant peace monument symbolising reconciliation between Turks and Armenians has caused a row in Turkey after Prime Minister Tayyip Erdogan branded it "monstrous" and called for its demolition. The unfinished monument by renowned Turkish sculptor Aksoy consists of two concrete figures more than 30 metres high who face each other on an hill in the northeastern city of Kars.

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencileri 27 Haziran günü mezuniyet törenlerinde öyle bir pankart açtılar ki, “Türkiye’de sonunda bu da mı oldu” dedirtti. Pankartta “Sanattan, bilimden nefret ediyorlar; tecavüz, hırsızlığa ses etmiyorlar” yazılıydı. Öğrenciler bu pankartla, AKP iktidarını hedef aldılar.

Peki, nasıl oldu da sanat, ‘tecavüz’ sözcüğü ile birlikte anılır oldu? Yanıtın hikâyesi uzun ama özetlemeye çalışalım. Bunun için önce 22 yıl geriye gideceğiz.

Refah Partisi adayı Melih Gökçek küçük bir oy farkı ile 1994’de Ankara Belediye Başkanı seçilince ‘çıplaklık’ gerekçesiyle parklardaki, sokaklardaki heykellere savaş açtı, onları toplatıp bodrumlara hapsetti. Türkiye’nin en önemli sanatçılarından Mehmet Aksoy’un iki dansçı kadın heykeli de bunlardan biriydi. Gökçek o eseri gördü, beğenmedi ve tarihe geçen, “Tükürürüm ben böyle sanatın içine” sözünü etti. O dönem İstanbul Belediye Başkanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan da Gökçek’e “dört dörtlük katıldığını” açıkladı. Erdoğan 2011 yılında da Kars Belediyesi’nin Ermenistan sınırına diktirdiği dev barış heykelini “ucube” buldu. Hangi sanat değeri ile bu sözcüğü kullandığını tartışmak dahi anlamlı olamadı. Erdoğan’ın dediğinin gereği yapıldı, o ‘ucube’ parçalanarak yok edildi. İlginçtir ki bu ‘ucube’ ile ‘içine tükürülen’ eser de ünlü sanatçı Mehmet Aksoy’undu. Aksoy ‘ucube’ sözcüğü için açtığı tazminat davasını kazansa da sonucu değiştiremedi.

AKP’nin bu iki siyasetçide vücut bulan sanat yaklaşımı sonuçlarını bugün Ankara’da ve Türkiye’nin her yanında göstermeye hızla devam ediyor. Örnekleme için önce Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin pankartındaki sözcük buluşmasına gidelim.

İspanyol sanatçı Almacino Gonzales Andres’in "Müzisyen" adlı eseri, dört yıldır İzmirspor metro durağında sergileniyordu. Heykelin ‘müstehcen’ olduğuna karar veren AKP gençlik kolları 14 Mayıs’ta protesto yaptı. AKP İl Başkan Yardımcısı Onur Selbi “Çıplak erkek heykeli alenen çocukların cinsel teşhire uğraması sonucunu doğurmakta ve vatandaşlarımızı rahatsız etmektedir” dedi. AKP Karabağlar Meclis Üyesi Emrullah Kavuz da daha önce 'müstehcen' noktasını bezle kapattığı heykele 25 Mayıs günü kilit vurdu. Bu tartışmaları TV’den izlediğini söyleyen doksanını geçmiş Erzurumlu bir dede tam bin 470 kilometre kat ederek heykelin önüne gelip, eserin Müslümanlığa yakışmadığını savundu. Sonunda S.K. 27 Mayıs günü güpegündüz heykeli balyozla parçalayacak cesareti kendinde buldu ve ‘müstehcenlik teşhirine’ son verdi!

Aynı günlerde Türkiye büyük bir çocuk istismarı ile yatıp kalkıyordu. Dindar bilinen bir vakfın yurtlarında 45 erkek öğrenciye tecavüz edildiği iddiası ile bir öğretmen tutuklanmıştı. ‘Müzisyen’ heykelini müstehcen bulanlar bu konuda ne tek kelime etti ne de protesto yaptı.

Öğrenciler bu istismarla sanata karşı kıyımı aynı pankartta buluşturdu ama kendilerine göre ‘müstehcen’ olan heykellerle savaşanlar durmadı, 5 Temmuz günü de Bursa’da boy gösterdiler. Yine bir yabancı sanatçının, Vietnamlı Van Hoang Huynh’ın, CHP’li Nilüfer Belediyesi Kültürevi önünde sergilenen ‘Özgür Olmak’ adlı heykeline boyalı saldırı yapıldı. Ekleyelim, nisan ayında da Ukraynalı heykeltıraş Vyacheslav Gutyrya tarafından 2011 yılında Bursa’ya armağan edilen ‘Adem ile Havva’ heykeli benzer saldırıya uğramıştı. Bu iki eseri ‘müstehcen’ sayıp protesto edenler de AKP Bursa örgütüydü.

Bunlar, akıbeti belli olan heykeller ama Ankara’nın tam göbeğinde, Melih Gökçek belediyesine ait Seğmenler Parkı’nda yok olanından henüz haber çıkmadı. Türkiye’nin dahi çocuğu İlhan Koman’a ait bronz heykel 25 Mayıs gecesi kayboldu. Koca bronz heykel belediyenin güvenlik görevlilerinin göz açtırmadığı parkta sırra kadem bastı. Belediye ‘çalındığını’ söyledi ama Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan tatmin olmuşa benzemiyor. Candan Al-Monitor’a “Güvenlik görevlileri ne yapıyordu? Kendileri götürmüş olmasın? Sanat yapmak artık ciddi bir mücadele alanı oldu, biz bunun da takipçisiyiz” dedi.

Bu örnekler, ‘müstehcenlik’ gerekçesine sığınılarak yapılan baskıların birkaçı ama sanata ve sanatçıya yönelik baskıların AKP iktidarı döneminde çok yönlü devam ettiği açık bir gerçek.

Günter Grass’ın da aralarında bulunduğu önemli Alman sanatçılar 1973’te seçim öncesi Willy Brandt’a gidip destek önerdiklerinde şu yanıtı almışlardı: “Bizim alanımız erki ele geçirmek, onu kullanmak. Sanat ise özgürlük alanını kullanır. O nedenle siz her zaman erke karşı eleştirel bakmalı, mücadeleci olmalısınız.”

Doğrusu daha belediye başkanlığından beri Erdoğan’dan sanata Brandt gibi yaklaşmasını bekleyen yoktu ama sanatın bu kadar baskılanacağını düşünen de azdı. Çünkü 14 yıllık AKP iktidarı süresince ortaya çıkan manzara sadece parçalanan, kaybolan heykellerle sınırlı değil. Bunun temelinde de Erdoğan ve diğer iktidar sözcülerinin sanatın eleştirel özünü kabul etmemesi yatıyor.

Erdoğan özellikle 2013 yazında başlayan Gezi Parkı protestolarına destek veren ve katılan sanatçıları sert sözlerle hedef aldı. “Sizinle hesaplaşacağız” diyen Erdoğan karikatürcüleri de mahkemeye verdi. O sanatçıları hiçbir etkinliğe davet etmezken, yanında tavır alan sanatçılarla sık sık buluştu. Bu sanatçılardan kendisi için marş yazan birini milletvekili yaptı, birini Saray’da iftara çağırdı.

Bununla da yetinilmedi çünkü artık Türkiye’de dizi oyuncularının kıyafetlerine dahi karışan (Muhteşem Yüzyıl dizisi), beraber yaşamaya itiraz ettiği için senaryoya evlendirme sahnesini eklettiren (Behçet Ç.), ne tür film ve dizi çevrilmesi ve de izlenmesi gerektiğine hükmeden, muhafazakâr sanat isteyen, yılların tiyatrolarını (Genco Erkal, AST, Ferhan Şensoy, Kenter de dâhil 18 tiyatro) bir kenara koyup devlet desteğini sadece kendi anlayışındakilere akıtan, muhalefet lideri bazı yolsuzluk iddialarını gündeme taşırken ‘Kırk Haramiler’ ifadesini kullandı diye ‘Ali Baba ve Kırk Haramiler’ adlı eseri operadan kaldırtan bir erk vardı. Bu erk, beş yıldır opera ve orkestralara kadro açmadığından aileler çocuklarını buralara göndermiyor, geleceğin sanatçıları çok kısır bir ortamda filiz vermeye çalışıyor. Aynı erk pek çok devasa yatırımı birkaç yılda bitirmekle övünürken, başkentin en büyük eksiği olan opera salonunu da sekiz yıldır yılan hikâyesine dönüştürdü, bir türlü bitirmedi.

Bu atmosfer, örneğin İstanbul’un göbeğinde, Cihangir-Tophane’de, ‘içki içiliyor’ gerekçesiyle galerilerin açılışlar sırasında basılması, polisin de baskını yapanlara karşı etkili girişimde bulunmaması gibi sonuçlar doğuruyor.

Çankaya Kültür Sanat Kent Konseyi Başkanı ve tiyatrocu yazar Eren Aysan sanata yönelik baskıları art arda sıralayanlardan oldu. AKP’nin çıkarmaya çalıştığı Türkiye Sanat Kurumu Yasa Tasarısı’nın özellikle de kamuda görev yapan sanatçıların başlarında bir kılıç gibi sallandığını belirten Aysan Al-Monitor’a şöyle konuştu: “Tasarı, kurumların işlevsizleşmesi ve gücünü yitirmesi anlamına geliyor. Sanatı ranta açık hale getiriyor. Yazın insanları ve sanatçılar için ciddi sıkıntıları getiriyor. Yasa çıkmadan da bunu görüyoruz. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Goethe’nin hayatını anlatan oyunda rol alan tiyatroculara Facebook’taki eleştirel görüşleri nedeniyle soruşturma açıldı; birine maaş kesimi cezası verildi, birininki sürüyor. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda da üç sanatçı için aynı nedenle ihraç istenirken, Levent Üzümcü ise CNN International'daki sözleri nedeniyle ihraç edildi bile.”

Aysan ve sanatçılar pek çok yolla sansür ve otosansürle karşılaştıklarını belirtirken farklı örnekler de verdiler: Muhalif duruşlu Fazıl Say’ın, ‘Nazım Oratoryosu’nu Devlet Çok Sesli Korusu’nun seslendirmesine izin verilmedi. Fazıl Say da gençlerden kurulu yeni bir kadro kurdu. Antalya Büyükşehir Belediyesi CHP’den AKP’ye geçince Say’ın belediye adına düzenlediği bir festival elinden alındı. AKP’li belediyeler muhalif gördükleri sanatçılara konser verdirmezken, yerel otoriteler sanatçıların kıyafetlerinden seslendireceği parçalara kadar pek çok alanda müdahil olmak istiyor.

More from Sukru Kucuksahin