Ana içeriğe atla

Davutoğlu’nun ardından Türkiye’yi neler bekliyor?

Başbakan Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mutlak iktidara yürüyüş rotasında ancak ufak bir pürüz oluşturabilirdi, ama Erdoğan’ın bu kadarına bile tahammülü yok.
RTR43XRC.jpg

Türkiye’de başbakanlar genelde ya seçim kaybettiklerinde ya da parti içindeki bir bölünme sonucu meclis çoğunluğunu yitirdiklerinde işlerinden olurlar. Başbakan Ahmet Davutoğlu için ise bunların hiçbiri söz konusu değildi. Yalnızca altı ay önce ezici bir seçim zaferi kazanmıştı ve iktidar partisi de tam disiplinli bir şekilde çalışıyordu. Ama yine de Davutoğlu 5 Mayıs günü bir veda konuşması yapmak zorunda kaldı. Ak Parti’nin 17 gün içinde olağanüstü kongreye gideceğini açıklayan Davutoğlu kendisinin aday olmayacağını belirtti. “Ben böyle olmasını istemedim” dedi sadece, bu bir “zaruret”ti.

Bu zaruretin ne olduğu tüm Türkiye’nin malumu: Davutoğlu’nu Ağustos 2014’te parti genel başkanlığına aday gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son zamanlarda fikrini değiştirdi. Aradan geçen yaklaşık 20 aylık sürede iki şahsiyet arasında önce ufak farklılıklar doğdu, sonra da bunlar giderek bir gerilime dönüştü. Son haftalarda Davutoğlu’nun yakında istifa edeceği Ankara kulislerinde sık sık konuşuluyordu. Gerilimin ayrıntıları ise istifadan tam dört gün önce ateşli bir Erdoğanist tarafından kaleme alınan ve benim de Al-Monitor için haberleştirdiğim bir blog yazısıyla su yüzüne çıktı. Davutoğlu Erdoğan’a ihanet etmek, Batılı güçlerle ve onların içerideki “ajan”larıyla “Reis”e karşı iş birliği yapmakla suçlanıyordu.

Aslında Davutoğlu’nun yaptığı sadece Erdoğan’a kıyasla biraz daha ılımlı ve daha az otoriter davranmaya çalışmaktan ibaretti. Örneğin Davutoğlu, Erdoğan’ın aksine, Ak Parti’nin meclis çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran seçimlerinden sonra gerçekten bir koalisyon hükümeti kurmayı denedi. Yine Erdoğan’ın aksine, gazetecilerin ve akademisyenlerin tutuklu yargılanmasına karşı çıktı. Ya da Erdoğan’ın aksine çevreci protestocuları "siyasi provokatörler" diye yaftalamak yerine onlarla uzlaşma yoluna gitti. Bu nedenle de, muhalif çevrelerin gözünde Erdoğan’a kıyasla daha az olumsuz bir imaj edindi. Ancak bunun Erdoğanistlerin sözlüğündeki anlamı “ihanet”ti.

Burada tarihsel bir ironi de var aslında: Erdoğan 2014 Ağustos’unda Cumhurbaşkanlığı görev süresini dolduran ve genel başkanlığına adaylığını koymayı düşünen Abdullah Gül’ü de fazla ılımlı ve fazla liberal olduğu gerekçesiyle istememiş ve onun yerine Davutoğlu’nu tercih etmişti. Erdoğanist söyleme göre Gül, Türkiye’ye karşı tezgahlanan sayısız komployla mücadele edebilecek sertliğe sahip değildi. Dahası, Ak Parti’nin kurucularından olan ve siyasi kişiliği ve karizmasıyla yer edinen Gül Erdoğan’a yeterince “sadık” da olmayabilirdi.

Ne var ki, iki yıl sonra Erdoğan’a yeteri kadar “sadık” olmamakla suçlanma sırası şimdi Davutoğlu’na geldi. Dolayısıyla Türkiye’deki pek çok siyasi gözlemci şimdi Davutoğlu’nun yerine ondan daha da “sadık” bir ismin gelmesini bekliyor. Öne çıkan üç isim şöyle:

  • Berat Albayrak: 38 yaşındaki Enerji Bakanı’nın sadece bir bakan olmadığı, Erdoğan’ın damadı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı’nın en yakın çevresinde olduğu malum. Bu nedenle Ak Parti’yi yakından bilen gözlemciler Albayrak’ın başbakanlık için en ideal aday olduğunu düşünüyor. Tek sorun çok genç ve tecrübesiz olması.
  • Binali Yıldırım: Uzun yıllardır Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı olarak görev yapan 61 yaşındaki Yıldırım öne çıkan en olası aday. Kişisel bir karizması yok ancak Türkiye’nin başarılı ulaştırma projelerinin başındaki isim ve Erdoğan’ın en güvendiği isimlerden biri olarak tanınıyor.
  • Bekir Bozdağ: 2013’ün sonlarından bu yana Adalet Bakanı olarak görev yapan 51 yaşındaki Bozdağ Erdoğan için mükemmel 'Emret efendim' adaylarından biri olarak görülüyor. Son üç yılda yargının bağımsızlığını ortadan kaldıran “reformlara” imza atan Bozdağ’ın da karizması ve tanınırlığı az. Ama Erdoğan’ın güvenini tamamen kazanmış durumda.

Mesele, yeni başbakanın Erdoğan’ın bir danışmanının da televizyonda açıkça söylediği gibi “düşük profilli” biri olacak olması. Bazı Erdoğanist yazarlar bunun, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında “uyum” sağlayacağını belirtiyorlar. Ancak buradaki durumu anlatan doğru sözcük “itaat”. Zira kast edilen biçimde kusursuz uyum ancak kusursuz bir itaatla mümkün.

Bundan sonra takvimin nasıl işleyeceğine gelince: Binlerce Ak Parti delegesi 22 Mayıs’ta Ankara’da düzenlenecek olağanüstü kongreyle yeni genel başkanı seçecek. Erdoğan da gönlündeki adayı bundan birkaç gün önce belirginleştirecek. Bu kişi tek aday olarak yarışacak ve tüm oyları alarak, Ak Parti’nin yeni genel başkanı olacak. Bu arada, Ahmet Davutoğlu da kariyerine Ak Parti’nin 300’ü aşkın milletvekilinden biri olarak devam edecek.

Erdoğan yeni Ak Parti liderine hızla Başbakanlık görevini verecek. Başbakan yeni kabineyi oluşturup, Cumhurbaşkanı’na onaylattıktan sonra çalışmaya başlayacak. Çok büyük ihtimalle, yeni kabinede Davutoğlu’na yakınlığıyla bilinen bazı isimler de yer almayacak. Başbakan Yardımcısı Lütfü Elvan ve uluslararası yatırım çevrelerinde halen güvenilen nadir isimlerden biri olan Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek yerini kaybedecekler arasında olabilir.

Peki tüm bunlar gerçekleştiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeterince güç sahibi olmama sorunu çözülmüş olacak mı? Pek sayılmaz. Zira Erdoğan şu an fiilen kullandığı mutlak gücünü, anayasal bir gerçekliğe dönüştürmek, yani başkanlık sistemine geçmek istiyor. Ancak Ak Parti’nin meclisteki sandalye sayısı yeni anayasa için yeterli değil.

Dolayısıyla, Erdoğan’ın önünde iki seçenek var: Ya parlamentodaki desteğini artıracak ya da kendi uygun gördüğü bir zamanda erken seçime gidecek. İlk seçenek belki MHP’nin desteğiyle gerçekleştirilebilir. Zira Devlet Bahçeli’nin parti içi muhalefeti bastırmak için son zamanlarda Ak Parti’yle yakınlaştığı gözleniyor. Diğer bir ihtimal ise terörizm suçlamalarıyla karşı karşıya olan HDP'li vekillerin cezaevine gönderilmesi ve onlardan boşalan koltuklar için küçük bir erken seçim yapılması. Ak Parti’nin bu seçimi kazanması büyük olasılık.

İkinci seçenek olan erken genel seçim de Ankara kulislerinde konuşan bir ihtimal. Buna göre doğru bir zamanda, muhtemelen gelecek sonbaharda, erken genel seçime gidilirse hem HDP hem de MHP’nin baraj altında kalma olasılığı var. Böylelikle Ak Parti başkanlık sistemi için gereken yani anayasayı onaylayacak meclis çoğunluğuna kolayca ulaşabilir.

Kısacası, Erdoğan’ın mutlak iktidara yürüyüşü halen sürüyor. Davutoğlu bu rotada ancak ufak bir pürüz oluşturabilirdi ama Erdoğan’ın bu kadarına bile tahammülü yok. Cumhurbaşkanı, istisnasız tüm siyasi gücü elinde toplamak istiyor — ki buna bir de yargının ve medyanın kontrolünü de eklemek lazım. Ve bu hedefine kararlı adımlarla yaklaşıyor.