Ana içeriğe atla

ABD ve Türkiye Suriye’de zevahiri kurtarabilir mi?

Rusya Suriye’deki operasyonlarını yoğunlaştırmayı düşünüyor. CENTCOM komutanı İslam Devleti’yle mücadelede Türkiye ile Suriyeli Kürtler arasında denge kurmaya çalışıyor. Sur halkı aylar sonra mahallelerine dönebildi. İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.
Children inspect a damaged site after explosions hit a bus station in the Syrian city of Jableh May 23, 2016. REUTERS/Omar Sanadiki - RTSFL9Y

Rusya’nın yeni hamlesi

Suriye’nin Tartus ve Cable kentlerinde 23 Mayıs’ta 150’den fazla sivilin öldüğü ve 200’den fazla sivilin yaralandığı intihar saldırılarını İslam Devleti (İD) ile bağlantılı terörist bir grup üstlendi. Maxim Suchkov Tartus’taki saldırının hükümet kontrolündeki bölgelerin içlerinde meydana geldiğine dikkat çekiyor. Rusya’nın Tartus’ta bir deniz üssü, Lazkiye bölgesindeki Hmeymim’de de bir hava üssü ve bir keşif merkezi var. Suchkov’a göre intihar saldırılarının ardından Rusya terörist örgütlere ve onlarla bağlantılı Selefi gruplara karşı “ilk vuruş” stratejisine yönelebilir.

Rusya, Nusra Cephesi ve onunla bağlantılı gruplara yönelik saldırılarını yoğunlaştırabileceği işaretini 23 Mayıs’tan önce de vermişti. Rusya Savunma Bakanlığı, Nusra Cephesi’yle bağlantılı silahlı gruplara El Kaide’nin kolu olan bu örgütten uzaklaşmasına imkân vermek için hava harekâtına ara verdiğini duyurmuştu. 26 Mayıs’ta ise Nusra Cephesi, Ahrar El Şam ve bunlarla bağlantılı gruplar Şam yakınlarındaki Dirkabiye kasabasını ele geçirdi. ABD ve Rusya son aylarda Nusra Cephesi’ni daha sık hedef alırken Ahrar El Şam’ın da Nusra Cephesi’yle daha yakın bir eş güdüm yürüttüğü görülüyor.

Geçtiğimiz hafta bu sütunda Rusya’nın ateşkes kapsamı dışında olan Nusra Cephesi’ne yönelik saldırıların koordinasyonu için öneride bulunduğu ve ABD’nin bu öneriyi değerlendirmesi gerektiğini söylemiştik. El Kaide’nin yanında duran kişi ve gruplara hiçbir tolerans veya anlayış göstermediğimizi belirtelim. Umarız ki ABD de bu grupları destekleyen bölgesel ortaklarına en azından bu kadarını söylüyordur.

Cenevre müzakereleri birkaç haftalığına askıya alınırken Ruslar, Halep ve İdlib bölgeleri başta olmak üzere Nusra Cephesi ve müttefiklerine ağır ve belki de ölümcül darbeler indirebilir ve bu da Suriye savaşında yeni bir dönüm noktasının işareti olabilir.

Türkiye’nin başarısız vekâlet savaşı

Aralarındaki ayrılık ve anlaşmazlık işaretleri artarken ABD ve Türkiye Suriye’de iş birliği görüntüsünü kurtarmak için çırpınıyor.

ABD CENTCOM komutanı General Joseph Votel, geçtiğimiz hafta Suriye’nin kuzeyine yaptığı “gizli” ziyaret sırasında Suriyeli Kürt güçlerle bir araya geldi. Bölgede diplomatik bir tur gerçekleştiren general bu kapsamda Ankara’ya da uğradı. Washington Post yazarı David Ignatius’a konuşan Votel, İD’e karşı “harikulade” bir ortak olan Türkiye’nin rolü ile Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) belkemiğini oluşturan ve “sahada çok iyi bir ortak” olan Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) rolü arasında “denge kurmaya” çalıştığını belirtti.

Ancak YPG’nin aksine Türkiye’nin “vekilleri” – ki bunların arasında Nusra Cephesi’yle hareket etmeye hazır Selefilerden oluşan kaygı verici bir karma da var – başarısız oluyor. Kuzey Halep bölgesinde en az yedi köy geçtiğimiz hafta İD’in eline geçti.

Fehim Taştekin de El Rai’nin yanı sıra dış dünyaya Türkiye üzerinden açılan önemli bir kapı olan Cerablus’u kurtarmaya yönelik SDG önderliğindeki askeri operasyonların “Türkiye’nin Kürtlere çektiği kırmızı çizgi yüzünden” ertelendiğini bildiriyor. Rakka taarruzunun da yavaşladığını belirten Taştekin şöyle devam ediyor: “Rakka’nın biraz daha geciktirilmesinin nedeni SDG’nin operasyonel kapasitesinin istenen düzeye ulaşmamış olması. YPG-YPJ olarak Kürtlerin İD’den sonra Rakka’yı kontrol altında tutması yerelde karşılaşacakları direnç yüzünden bir seçenek değil. Ayrıca ellerindeki gücü Arap bölgelerine doğru dağıtmanın Rojava’nın savunma hatlarında güvenlik açıklarına yol açmasından korkuluyor. İD sonrası için yerel Arap unsurların durumu idare edebilecek düzeye gelmeleri gerekiyor.” Washington’dan bildiren Laura Rozen de ABD’nin Rakka’ya ilerleyiş öncesinde SDG içindeki Arap Sünni güçlerin sayısını artırmaya çalıştığını aktarıyor.

Bu arada Türkiye Suriye’deki ABD özel kuvvetlerinin YPG arması takmasına tepki gösterdi ve bu, Pentagon’a bir halkla ilişkiler fiyaskosu yaşattı. Türkiye YPG’yi PKK’nin Suriye’deki ortağı ve dolayısıyla terör örgütü olarak görüyor. Sporda “zorlanmamış hata” denen durumu andıran bu olay, Votel’in zaten meşakkatli olan diplomatik misyonunu iyice çetrefilli hâle getirdi.

Yine Ignatius’a konuşan Hava Albay Sean McCarthy ise İncirlik Üssü’nden gerçekleştirilen ABD hava harekâtlarının çoğunlukla Türk ev sahiplerinden “müstakil” yürüdüğünü söylerken “Yaptıklarımızı onlarla konuşmuyoruz.” dedi.

Tüm bunları alt alta koyduğumuzda ABD ve Türkiye İD’e karşı “harikulade” bir ortaklıktan ziyade “hayali” bir ortaklık içinde olabilir. Türkiye’nin kuzey Suriye’de öncelikle Kürtlerin ilerleyişini engellemekle meşgul olduğu, İD’in hayat damarlarının kesilmesini ikinci planda tuttuğu herkesçe bilinen bir sır. Bu öncelikler bir bütünün parçası. Türkiye kuşkusuz ki İD’le mücadeleye katılıyor ama her şeyin bir sırası var. Nisanda Türkiye’nin El Rai’yi İD’den almak için vekiller aracılığıyla fiyaskoyla sonuçlanan bir hamle yaptığını aktaran Taştekin şimdi de şu sonuca varıyor: “Türkiye’nin kırmızı çizgilerini masadan kaldıracağına dair bir iyimserliğe yer yok. El Kaide’den koparılmak istenilen Nusra Cephesi ile birlikte kuzeyde daha geniş bir ordu oluşturma girişimleri de bunun göstergesi.”

Mesele şu ki Suriye’de ABD’nin bölgesel ortaklarından destek alan silahlı grupların birçoğu mezhepsel bir gündemin vekilleri olarak hareket ediyor. Bu gündemin esas amacı, artık çok olası görünmese de Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesi ve böylece İran’ın baskı altında tutulması. İD ve Nusra Cephesi’yle ne zaman ve nerede mücadele edileceği konusu ise karşılıklı ödünler ve baskıya bağlı olarak az çok müzakere edilebilir bir konu. Bizler, Ankara’nın veya başkalarının Nusra Cephesi’ni El Kaide’den koparma çabalarının işe yaramayacağını düşünüyor ve bu düşüncemizde yalnız olmadığımıza inanıyoruz. Ahrar El Şam ve Ceyş El İslam gibi dış destekli Selefi grupların nasıl değişken olduğu, Nusra Cephesi’yle ikide bir taktiksel ittifaklara girdiği, ideolojilerinin de El Kaide ve İD ideolojisiyle neredeyse aynı olduğu bu sütunda defalarca ortaya kondu.

Bu durumdan en büyük zararı tabii ki Suriye halkı görüyor. İD’in zulmü altında olan insanların mağduriyeti Türkiye’nin Kürtlerle ilgili kaygıları nedeniyle uzayıp giderken Washington’daki politika yapıcıları ve uzmanlar da etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinde yeniden can sıkıcı bir mühendislik çabasına girişiyor. Halep’teki İD teröründen kaçan Suriyeliler ise Mohammed al-Khatieb’e İD kontrolünde yaşamanın “cehennem gibi” ve “çekilmez” olduğunu anlatıyor.

Bizler Suriye siyasetinin hassas etnik ve mezhepsel boyutlara sahip olduğunu, bunların birçok karmaşa ve güçlük yarattığını, ayrıca kan davası ve toplu katliam potansiyelinin mevcut olduğunu kabul ediyoruz. Ancak bize göre mücadelenin her şeyden önce İD ve El Kaide’nin yok edilmesine odaklanması ivedi bir öncelik arz ediyor.

Çatışmalar sonrası Sur

Diyarbakır’ın Sur ilçesi, geçtiğimiz aylarda Türk ordusu ile PKK arasında şiddetli çatışmalara sahne olmuştu. Diyarbakır’dan bildiren Mahmut Bozarslan ilçenin çatışmalar sonrası durumunu şöyle anlatıyor: “Çatışmaların yaşandığı bölgelerde bulunan tarihi eserler de ağır hasar görmüş durumda. Ermeni Katolik Kilisesi’nin duvarlarının bir bölümü yıkıldı. Hemen yakınlarındaki Hacı Hamit Camii’nin ise minaresi yıkılırken, kubbesi de delik deşik oldu. Surp Giragos Ermeni Kilisesi’nin ise camları kırılmış, içerideki eşyalar tahrip edilmiş. Çatışmaların en belirgin izlerini ise binalarda görmek mümkün. Kapısı sağlam kalan ev yok gibi. Kimi evler çatışmalar için kullanılmış, kimisi ise dinlenmek için. Bina merdivenleri boş konserve kutularıyla dolu. Bir merdivende ise kan izleri dikkat çekiyor. İzlerin olduğu yerin hemen yanında üzerinde ‘bir numaralı ceset’ yazılı bir kâğıt parçası bulunuyor. Bu da güvenlik güçlerinin bir süre önce binada olay yeri incelemesi yaptığını gösteriyor. Binadan inerken bir çift göze çarpıyor. Aylar sonra evlerine gelebilmişler. Evde fazla hasar yok ancak çift tepkili. Evin kapısını kırıp içeri girenler yatak odasını dağıtmış. Dolaplarda bulunan birçok özel eşya ortalığa saçılmış. Bina sakinlerine göre eve girenler güvenlik güçleri. Bir alt katta ise evin sahibi çatışmalardan geriye kalmış bir dürbünü gösteriyor.”